• 28.12.2014 00:00
  • (3774)

 Abraham Garis, Şemun ve eşi Verdê,  benim Midyatlı Süryani dostlarımdırlar. İsveç’te yaşıyorlar. Garis, geçen yıl, Midyat Mıhallemiler Derneği Başkanı Mehmet Ali Aslan’a anlatmış.

İsveçli grup, yeni inşa edilen Göteburg camini yakmak için saldırıya hazırlanıyormuş. Abraham, Şemun ve eşi Verdê, Süryani cemaatinin dernek yöneticilerini, dini önderlerini toplamışlar, boyunlarında haçları,  grubun önüne dikilmişler, ‘gördüğünüz gibi, biz sizin dininizdeniz ve bu insanları tanıyoruz, müslümanlar bizim kiliselerimize hiç zarar vermiyorlar Türkiye’de. Siz onların camilerini neden yakmak istiyorsunuz’ diye haykırmışlar. Garis’in, Şemun ve Verdê’nin, cami yakılmasın diye İsveçli fanatikleri durdurmak isteyen bu asil insanların dedeleri, akrabaları, ve dindaşları, 1915’te yaşanan katliamlar sırasında ve Midyat’ta, maalesef telef olmuştu.

 

Katliamdan kaçan yüzlerce Süryani ise Midyat’ın Aynverdo köyüne sığınmış ve ölünceye kadar direneceklerine yemin etmişlerdi. Hükümet kuvvetleri Aynverdo’yu kuşatmış, hükümetle işbirliği yapan Kürt ve Arap aşiretleri Aynverdo kuşatmasına katılmak için seferber olmuşlardı. Öldürecek Süryani ve Ermeni arayan bu kuvvetler Aynverdo’yo girse, muhtemelen bir katliam daha yaşanacak ve buraya sığınan Süryaniler’in hiçbiri kurtulamayacaktı.

***

İşte bu koşullarda, Aynkaflı Şeyh Fethullah, Midyat’ın Aynverdo köyüne sığınmış Süryanileri kurtarmak için hayatını ortaya koydu. Köye sığınanlarla, hükümet arasında arabuluculuk yaptı ve muazzam bir çatışmayı ve ölümleri bu şekilde durdurmayı başardı. Köy güvenlik içinde tahliye edildi. Süryaniler’in herhangi bir direniş göstermeyeceklerine Şeyh Fethullah, hükümet kuvvetlerine güvence vermiş, hükümet kuvvetleri de ateşkese uymuştu.

O gün bugündür, Süryaniler’in evlerinde Şeyh Fethullah’ın fotoğrafı asıldır. Süryaniler Şeyhi hatırlar ve anarlar.

İşte Midyatlı Süryaniler’in torunlarından biri, Abraham Garis, yüzyıl sonra, Şeyh Fethullah gibi davranıyor ve İsveçliler’in cami yakıp, Müslüman halka zarar vermesini durdurmaya çalışıyor.

Bu iyi örnekler her zaman vardı ve her zaman da olacak. Ama bu iyi örneklere rağmen, 2015’e girerken, dünyanın Batısı ve Doğusuyla giderek birbirine benzediğine tanık olmak, istediğiniz kadar gizlemeye çalışın ve kim olursanız olun, neye inanıyorsanız inanın, bir hayal kırıklığı, bir umutsuzluk yaratıyor.

Dünyanın neredeyse güvenli diyebileceğiniz bir ülkesi kalmadı. Aynı nefret, aynı kin, aynı milliyetçi içe kapanma ve aynı dinsel bağnazlık, Stockholm, Viyana, Ferguson, Şengal, Kobanê’, Halep, Şam, Bağdat’ta, aşın bu sınırları Türkiye’ye girin ve Cizre’nin, Diyabakır’ın, Batman’ın  mahallelerinde kol geziyor.

İsveç’te bir cami yakıldı, hemen akabinde de Stockholm’de bir cami daha yakılmak istendi. Viyana’da bir caminin kapı ve pencerelerine domuz parçaları asıldı.

***

Avrupa çözülüyor mu, genişliyor mu, içine mi kapanıyor, yoksa çözülmeye direniyor mu? Dünyanın önde gelen düşünür ve sosyologlarından Edgar Moris ve meslektaşı Mauro Ceruti’nin birlikte kaleme aldığı ‘Bizim Avrupamız’ kitabı ‘başkalaşım ve çözülme arasındaki Avrupa’yı anlatıyor ve birliğin bu haliyle yola devam edemeyeceğinin altını çiziyor. Ne yazık ki, Türkiye’de AB tartışmaları hem entelektüel hem siyasi perspektif ve arayışlar itibariyle, Avrupalı aydın ve düşünürlerin yürüttüğü tartışmanın, düzey olarak çok gerisinde bulunuyor.

Türkiye’yi yerden yere vuran, Pazar mesaini bile Türkiye’nin sokaklarına ayıran Avrupa çok tatlı, çok makbul bir Avrupa olabiliyor ama camilerin peş peşe yakıldığı, içine kapanmaya başlayan, yabancı nefretiyle müzdarip, sokaklarında kin ve nefret kokularının yükseldiği Avrupa, kimsenin umurunda değil. Öyle bir Avrupa’yı konuşmak kimsenin aklına gelmiyor.

AB, kimisi için tamamlanmış gerçeğe dönüşmüş kusursuz bir siyasi proje. Elimizi çabuk tutup birliğin üyesi olamazsak Türkiye otoriter bir rejime doğru hızla sürüklenecek ve Muhafazakar AK Parti iktidarında, Avrupalı değerlerden hızla uzaklaşacaktır. AB, kimisi için, bir hayal, erişilmesi mümkün olmayan bir ütopya. Ne yaparsak yapalım bizi birliğe almayacaklar, kendi yolumuzda devam etmek en iyisi diye düşünenler de az değil tabi. Milliyetçi içe kapanmayı davet eden bu tutumun oluşmasında Avrupa’da her geçen gün biraz daha artan ırkçılığın ve İslamofobinin büyük rol oynadığını söylemek gerekir.

Kamuoyu araştırmaları, AB’ye desteğin düştüğünü, bu bir yana Türk halkının AB’nin Türkiye’yi de içine almak suretiyle genişlemesini istemediğini gösteriyor. AB-Türkiye arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda, bunun yeni bir durum olduğunu kabul etmek lazım. Halkın bırakalım birliğe üye olmayı, Avrupa’nın genişlemesinden memnun olmaması, Türkiye’deki Avrupa algısının epey değiştiğini ortaya koyuyor. Avrupa ve Avrupalık konusunda gözlenen yeni algının sebeplerini, hükümetin sık sık eleştirilen politikalarında aramak, durumu izah etmeye yetmiyor.

Bugünün Avrupası, iç sorunlarıyla boğuşan bir Avrupa’dır ve bu sorunlar gizlenemeyecek kadar suyun yüzeyine çıkmıştır.

***

İnsanlığın gelmiş geçmiş en büyük siyasi projesi olan Avrupa Birliği projesi, Avrupalı aydınlar arasında nasıl görünüyor ve değerlendiriliyor?

İşte Edgar Moris ve Mauro Ceruti’nin altını çizdiği konular:

-AB, almış başını giden milliyetçiliklerle ve yabancı düşmanlığıyla baş etmek zorundadır. Şimdi yaşanan ekonomik kriz türünden bir krizin bir daha yaşanması durumunda kürselleşme karşıtlarıyla, Avrupalı milliyetçilikler arasında siyasi bir ittifak doğurabilir. Bu Avrupa için felaketin başlangıcıdır.

-İslam ve özellikle Doğu Avrupa’da Çingeneler ve bir ölçüde Yahudiler Avrupa’nın yeni günah keçileri haline geliyor.

Başkalaşım ve çözülme arasındaki Avrupa’nın yapması gerekenler ise bu iki düşünüre göre özetle şu:

‘Avrupa Birliğinin yapması gereken, çok uzun zamandır belirsizliğini korumuş olan siyasi bütünleşme sürecini sonlandırmaktır. Avrupa kendini tamamen yepyeni ve başka bir örneği bulunmayan bir ulusal devletler federasyonu içinde yenilemelidir.’

Türkiye’nin girmek istediği ve 200 yıla varan Batılılaşma mücadelesinde gündemden düşürmediği bir siyasi proje olarak AB, bugün bambaşka bir siyasi zeminde bulunuyor ve bu siyasi zemin en çok da Avrupalı aydınları korkutuyor.

Avrupa’da ve Türkiye’de cenneti ve cehennemi, ikisini de yaşamak bizim elimizde. Cehennemi yaşamak için yapılanlar ortada, ama cennete giden yol, Şeyh Fethullah ve Abraham Garislerin burada ve dünyanın başka yerlerinde çoğalmasından geçiyor.

Filozofların desturları ve siyasetçilerin tarihe hükmetme arzuları, ikisi birden, maalesef bugüne kadar bir işe yaramadı..