• 8.01.2015 00:00
  • (2084)

 Hakan Fidan’ın tutuklanmak istenmesinden başlayın, Gezi’ye, 17 Aralık’a kadar gelin. Hikayenin özü değişmiyor.

Ordudan, Kürt savaşından ümitler kesilmiş, ordu kaynaklı en az dört darbe girişimine karşı iktidar halkın desteklediği siyasi bir iradeyle karşı durmuş, Öcalan hükümetle çözüm süreci başlatmış..

O halde darbeye gidecek başka yolları denemek gerekiyordu ve bu yollar birer birer denendi.

Sivil darbe için Türkiye’de operasyonlarda kullanılan çeşitli yöntemler, doğrusu akla 90’lı yıllardan sonra adını duyuran ve Gürcistan, Azerbaycan, Ukrayna ve Yugoslavya’ya kadar birçok ülkenin rejimini değiştiren, darbeler yapan Soros’un vakfını getiriyor.

Sivil darbe mevzuunda, teori ve pratiğin muazzam uyumu, Sorosçu öğretide mevcuttur. Ve şu meşhur aydınlar bildirisine imza atanların epey bir kısmı, tesadüfe bakın ki, vaktiyle Soros’un Türkiye’deki has adamları, pardon, mesai arkadaşlarıydı.

Hakkari’yi bile görmeden Kürt meselesi, Dersim’i bile görmeden Alevi sorunu filan diyerek her yıl bilmem kaç milyon dolar karşılığında, hiçbir işe yaramayan ne acayip projeler gerçekleştirdiler!

Şimdi de Gezi’dir, 17 Aralık’tır deyip bu hükümeti devirebileceklerine inanıyorlar.  Bilmiyorlar ki, Soros’un üstünde ameliyat yaptığı ülkeler, elbette Türkiye’yle kıyaslanmayacak kadar ve her bakımdan zayıf ülkelerdi. Ekonomik yoksullukları, özgüven duygularının zayıflığı, yaşadıkları kimlik bunalımları, demokratik hiçbir tecrübe ve geleneğe sahip olmamaları itibariyle, bir devlet oluşumundan ziyade, sabah erken uyanıp sokaklara hatırı sayılır miktarda kalabalıkları dökebilenlerin iktidar olanağını elde ettiği Latin Amerika ve Asya’daki bazı talihsiz ülkelere benziyorlardı.

İşte Türkiye de, bizim sivil darbecilerin gözünde, bir Gürcistan, bir Yugoslavya gibi zayıf ve üstünde hemencecik ameliyat yapılabilecek bir ülke olarak görülüyor, hele bir de Kürtler saflara çekilebilirlerse, hükümeti devirmek çok kolaylaşır diye düşünülüyordu.

İlginçtir tabi, birdenbire PKK’yi keşfedip Rojava’ya el sallarken, Öcalan’a da zaman zaman diş göstermeyi ihmal etmediler. Uluslararası bağlantıları onlara, Türkiye’nin Asya ve Afrika’daki kimi ülkelere dönüştüğünü, zayıfladığını, Batı’da Erdoğan’ın üstünün kırmızı kalemle çizildiğini  söylüyordu. İttihatçı torunu biri hezeyan ve nefret içinde bize hala Erdoğan’ın üstünün çizildiğini hatırlatır durur..

Bilmez ki ‘Erdoğan’ın üstünü çizmek’, Türkiye’nin ve 70 milyon insanın üstünü çizmektir ve buna yeryüzünde kimsenin gücü yetmez! Paralel yapının öncülük ettiği ama kısa sürede bir ‘cephe hareketine’ dönüşen darbeler sürecinde, siyasi fetvalar duymaya başladık. Anlı şanlı sosyalistler, liberaller, hükümet sandıkta devrilmiyorsa, beklemeye lüzum yok, her türlü yolu denemek mubahtır diye utanç verici fetvalar yazdılar!

İşin bir de maliyeti vardı tabi.

Soros bazı ülkelerdeki rejim değişikliğinin kendisine 20 milyon dolar gibi hakikaten sudan ucuz bir maliyeti olduğunu itiraf etmişti ya, bizimkiler, kontrol ettikleri milyarlarca dolara da fazla güvenmiş olmalılar ki, kaybedecekleri çok bariz bir iktidar kavgasını meşru olmayan yöntem ve araçlarla hala sürdürmeye devam ediyorlar.  Ama en az yurt dışındaki ahbapları kadar kendi ülkelerine ecnebi olmaları, bu halkı hiçbir zaman sevmemiş olmaları sebebiyle olsa gerek, fena çuvalladılar. Türkiye 17 Aralık darbe sürecine bu koşullarda geldi..

Darbecilerin, 17 Aralık yolsuzluk iddialarıyla ilgili dosyayı, her nasılsa meclise kadar taşıyabilmeleri ise 6 Şubat darbe girişiminden bu yana uğradıkları başarısızlıklara bakılırsa, kendi alanında bir başarı bile sayılabilir.

Ama her şey oraya kadardı işte. Meclis komisyonunun milletvekili üyelerinin önünde iki yol vardı:

- 27 Mayıs darbesinden sonra, Menderes ve arkadaşlarını yargılayan darbe komisyonları gibi çalışmak, ki bunun sonu, bakanların meşruiyetini çoktan yitirmiş aklı başında kimsenin güvenmediği Yüce Divan’a gitmesi olurdu.

- 17 Aralık ve önlenmeseydi, arkasından gelecek olan 25 Aralık operasyonunu darbe girişimi olarak mahkum etmek, görev yapılan meclisin meşruiyetini siyasi bir tutum ve irade ortaya koyarak savunmak ve tarihe geçmek.

Komisyon oy çokluğuyla ikincisine karar verdi. Darbeyi mahkum etti.

Çünkü kararın komisyondan bu şeklide geçmesini sağlayan AK Partili üyeler, çok iyi biliyorlardı ki, 17-25 Aralık darbe girişimi başarıya ulaşsaydı, bugün bizzat kendileri, İmralı’da şurada burada kurulacak olan mahkemelerde yargılanıyor olacaklardı.. ‘Dönemin Başbakanıyla!’ birlikte..