• 27.03.2015 00:00
  • (2423)

 Eski istihbaratçı Hüseyin Özbilgin 90’lı yıllarda, beraber görev yaptığı mesai arkadaşlarının, ‘En İyi Kürt Ölü Kürt’tür’ anlayışıyla hareket ettiğini beyan etmiş. Özbilgin bugün tutuksuz olarak, usulsüz dinleme ve casusluk suçundan yargılanıyor. Bu davanın duruşmasında ifade verirken, 90’lı yıllarda görev yaptığı Diyarbakır’ı anlatmış. Söylediklerinin bir kısmı doğru, bir kısmı da doğru değil. Ama yine de,  bu ifadenin önemli bir tanıklık olduğunu düşünüyorum. 

Hüseyin Özbilgin, benim ve Musa Anter’in vurulduğu geceyi şu sözlerle anlatmış:

‘Musa Anter öldürüldüğünde o bölgede terörden sorumlu ekip amiriydim. Olay yerine ilk gittiğimde karanlık içinde bir şahsın yattığını, yakında genç birinin can çekiştiğini gördüm. Ambulans çağırdık. Daha sonra ölenin Anter, yaralının Orhan Miroğlu olduğunu öğrendik. Bunu şunun için arz ediyorum. Miroğlu geçen yıl yazdığı kitapta bunu anlatıyor. ‘Ben hayatımı bir polis memurunun gayretlerine borçluyum. Daha sonra köşesinde yazdı, televizyonda da ağlayarak anlattı. Ben bu gayret içindeyken, bazı arkadaşlarımız, ‘Bırak ölsün, en iyi Kürt ölü Kürt’tür’ demişlerdi. ‘ Üzüldüğüm şudur, bu sözü kullananların bir kısmı, bugün çok etkili yerlerde, biz ise sizin karşınızdayız. İfadede geçen, ‘karanlık içinde yatan şahıs’ Musa ağabeydir.  ‘Can çekişen genç’ de benim. Musa Ağabey, vurulduktan sonra birkaç dakika yaşadı. Hüseyin Özbilgin’in ifade ettiği gibi, ben de o esnada can çekişiyordum. O sokakta beni, üstü açık bir kamyonete uzatıp , Dicle Üniversitesinin hastanesine  kaldıran polis memurları Arif Bekiroğlu ve polis memuru  İhsan Aydın’ındır. Hüseyin Özbilgin değil. Özbilgin  muhtemelen, istihbarat görevlisi olduğu için, olayı ilk o duydu ve Arif Bekiroğlu ve İhsan Aydın’dan önce vurulduğumuz sokağa geldi. Durumu gördü, muhtemelen ambulans da çağırdı, ama daha sonra da olay yerinden ayrıldı. Benim hastaneye nasıl kaldırıldığımı sanırım bilmiyor ve çağırdığını söylediği ambulansla hastaneye kaldırıldığımı ifade ediyor, veya öyle sanıyor. Oysa hastaneye ambulansla değil,üstü açık bir pikapla götürüldüm.

Gelelim , Hüseyin Özbilgin’in,  ‘Bırak ölsün, en iyi Kürt ölü Kürt’tür’  diyen  eski mesai arkadaşlarına.. Bu sözler bir iki görevliye mal edilemeyecek kadar vahim. Kürt sorunu var mıdır,  yok mudur, tartışmasını  tam da bu hafıza üstünden yapmak gerekiyor.  Devlet, ‘en iyi Kürt ölü Kürt’tür’ desturundan, Kürtler dahil herkesi makbul vatandaş olarak yaşatmak isteyen bir devlet anlayışına geldi.

Hüseyin Özbilgin, bir kişinin ölü, bir kişinin can çekişerek hayatta kalmaya çalıştığı olay yerine geliyor.Ambulans çağırıyor, ama o ambulans gelmiyor.. 90’lı yılların Diyarbakır’ında Seyrantepe semtine ambulans gelmesi kolay değil..

Bırakın ambulansı, o yılların Diyarbakır’ında hastaneler dahi kontrol ve denetim altındaydı. Vurulup yaralı kurtulanların bazıları hastanelerde infaz ediliyordu, bu infazların bugün hala canlı tanıkları vardır.

Beni hastaneye soktuklarında bir doktor, bağırıyor,’ kan yetiştirin, bu adam ölecek’ diyordu. Özel TİM’den biri, o  doktoru da tehdit etti,  ‘Ne bağırıyorsun lan, geberirse gebersin’ diyerek.. Beni o gece üstü açık bir pikapla Dicle Tıp fakültesi hastanesine kaldıran komiser Arif Bekiroğlu olay yerine birkaç dakika geç gelse ve o kamyonet bir şekilde temin edilmeseydi, hayatta kalamazdım.  Evimin telefonunu Arif Bekiroğlu’na hastaneye kaldırılmadan önce ve yerde yatarken, parmaklarımla havada rakamlar çizerek vermeseydim, yine  yaşayamazdım. Bekiroğlu evi aradı ve olayı evdekilere haber verdi. Babam dahil sıraya girip kan verenlerin hastaneye gelmelerini o telefona borçluyuz.

Arif Bekiroğlu, bugün Ankara’da yaşayan emekli bir polis memuru. Hüseyin Özbilgin’in ifadesini duyunca, gazeteye davet ettim, geldi sağolsun ve o geceyi bir daha hatırladık.

Hüseyin Özbilgin’e, ambulans  çağırdığı için teşekkür ediyorum. Ama merak ettiğim birkaç konu var. Sanırım Ankara 6. Ağır Ceza’da görülen Anter dosyasına bakan hakim ve savcılar da merak edeceklerdir:

Musa Anter tanınan, bilinen biri. Diyarbakır’da onu MİT ve Emniyet istihbaratının izlememiş olması düşünülemez bile. Hüseyin Özbilgin’in, terörden sorumlu istihbaratçı olarak, eski PKK’lı Hogır (Cemil Işık) Yeşil (Mahmut Yıldırım) ve ekibinin bu cinayeti işlemek için yaptıkları hazırlıklardan haberi olmuş mu? Bu konuda elde ettiği bir istihbarat bilgisi var mı? Varsa, bu bilgileri, amirleriyle, mesela OHAL valisi Ünal Erkan’la paylaşmış mı?

Cinayet haberini ilk kimden ve nasıl almış?

Soruları çoğaltmak mümkün, çünkü, Hüseyin Özbilgin önemli bir tanıklıkta bulunuyor.

Bu davanın görüldüğü mahkemede tanıklığa devam etmesi, bildiklerini ve Anter hakkında topladığı istihbaratın mahiyetini paylaşması, aydınlatıcı olacaktır.

Sayın Erdoğan’ın dediği gibi, dertliyiz, hem de çok dertliyiz..Bu dönemi kapatan bir lideri, yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için, Kürtler’i kullanıyorlar bugün. Damdan düşenler, damdan düşenlere karşı mücadeleye sokuluyor bugün...