• 30.03.2015 00:00
  • (2091)

 Türkiye’de çok sayıda etnik ve dini topluluk var, ama doğrusu sandıktan çıkacak sonucu etkileme potansiyeli bakımından, Kürt seçmenin Başkanlık sistemiyle ilgili tercihleri bu seçimde, önemli hatta belirleyici olacaktır.  

Kürt halkı bu işe ne diyor, veya ne diyecek, seçim sathı mealinde bunu epey tartışacağız. Elimizde henüz somut araştırmalar olmasa da, Kürtler’in Başkanlık sistemine sıcak baktıklarını gösteren epey veri olduğu da muhakkak.  

Tarihi ve sosyolojik olarak, Kürt milliyetçi hareketleri her zaman bir Başkan’ın yani bir ‘Serok’un önderliğinde gelişti.

Irak Kürt hareketi Mustafa Barzani’yle başladı ve oğul Barzani, Bölgesel hükümetin başkanı olarak bugün görev yapıyor. İsteseydi Celal Talabani’yle anlaşır, Irak cumhurbaşkanı olabilirdi. Ama Kürtler, başkan yani serok olarak Talabani’yi değil, Mesut Barzani’yi istiyorlardı.

Kısmen, HDP/PKK’yle temsil edilen, Türkiye Kürt hareketi de, bu geleneğe bağlı olarak, her zaman bir ‘Serok’ yani Başkan miti üzerinden yol aldı.

***

Öcalan bir ‘serok’ olarak, bugün hareketin tek lideri, yani Başkanı konumunda.

KCK yasaları bu ‘Başkanlığı’ açık ifadelerle tarif ediyor ve tartışmasız onaylıyor.

Kürtler’in Başkanlarla, Seroklar’la problemi pek yok.

Başkanlık sistemiyle, toplumun siyasi genetiği arasında uyuşmazlık bulunmuyor.

Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Birlisi’den bu yana, Kürtler güçlü bir ‘Başkan veya Serok’un sorunların çözümünde temel bir rol oynayacağına inandılar. Ahmedê Xani, Kürt milliyetçiliğinin ilk desturu sayılan, Mem û Zin’de, Rabit ji me jî cîhanpenahek / Peyda bibitin me padîşahek (İçimizden bir hükümdar kalksa/bizim içimizden de bir padişah çıksa) diye hayıflanmayla karışık bir serzenişte bulunur.                

Cumhuriyet döneminde ise, Celadet Bedirxan’dan tutun bir çok Kürt aydını, dertlerini mektuplara döküyor ve  bu mektupları ‘Başkana’ yani, Mustafa Kemal’e gönderiyorlardı.  

Kürt meselesi söz konusu olduğunda iki türlü liderlik ya da başkanlık gerçeğiyle karşı karşıya kalırız:

Başkan gibi davranıp inisiyatif alabilenler, riske aldırmayanlar ama bir tarafta da, askerlerden, devlet bürokrasisinden korkup, meseleye seyirci kalmış ‘Partiye Başkan’ olabilmiş ama halka Başkan olamamış pasif liderler.

Mustafa Kemal, Dersim operasyonuna imza attığında, 1921 Anayasası’ndan çark edip, inkara yöneldiğinde aslında büyük bir risk alıyordu. 

Ama Erdoğan da Kürt sorununda, doksan yıl sonra, bu defa inkarı bitirmek için siyasi, hatta hayati bir risk aldı.

Tarih yapmak böyle bir şey olsa gerek.

***

Recep Tayyip Erdoğan’ı, AK Partili Kürtler arkasında güvenle duracakları bir Başkan, öbürlerine benzemeyen bir lider olarak görüyorlar ve AK Parti’yle siyasi ilişkiler, temelde bu anlayış ve genel kabul üzerinden belirleniyor.

HDP’ye oy veren -en geniş manada söylüyorum-halk kesimi ise Erdoğan’ı, çözümün mimarı olarak görüyor ve yine ‘diğerlerine benzemeyen’ liderliğini takdir ediyor.

Bazen utangaç, ama bazen de dobra dobra bir üslupla, kimi HDP’li aktörler bu gerçeği ifade ediyorlar zaten.

Hal böyleyken HDP’nin seçim stratejisini, Erdoğan’ın Başkan olmasını engellemek gibi bir fikre dayandırması, her yanlış hesap gibi Bağdat’tan dönmeye mahkum.

HDP, CHP seçmeninden oy almayı ve bu yolla barajı aşmayı düşünüyor ama ‘dimyata pirince giderken....’ misali, evdeki bulgurdan olabilir.

***

Türkiye’nin siyasi tarihinde ‘Başkan’ olmayı hak etmiş pek az lider var ve Erdoğan bunların sonuncusudur.

Diğerleri kimdir derseniz, cevabım Menderes ve Özal olur.

İlki Kürt toplumunun, zincirlerini kırıp CHP hakimiyetinden kurtulmasını sağladı. Öbürüne yani Özal’a ise Kürtler, bence bugün Kürdistan Federe Bölgesini borçludurlar. Özal, Kürt liderlere Türkiye’nin kapısını açmasa, Kürt liderler, dünyaya açılan başkentlere zor ulaşırlardı. Çünkü ne Şam ne Tahran ne Bağdat  böyle bir şey olmasını istiyordu. Özal’ın önemi bundan ibaret değil. O aynı zamanda, bu meselenin çözülmesini isteyen ilk liderdir. Çözemeden vefat etti. Ama çözüm süreci aslında Özal’ın tecrübesi üzerinden yürüyor.

Şimdi de, hem Kürt halkını hem Türk halkını çözüme ve barışa  ikna etmiş, İmralı’yla görüşmeleri başlatmış, ve büyük bir cesaretle Diyarbakır’da Mesut Barzani’yle kucaklaşmış bir lider, Türkiye’nin Başkanlık sistemine geçmesini istiyor.

Kürtler tarihi tecrübelerine dayanarak,  bu talebi sonuna kadar destekler. Ayrıca, Başkanlık sisteminden ilk yararlanacak olan lider Erdoğan olacaksa, bunu da sevinçle karşılarlar. Bu yüzden Başkanlık sistemini içerik bağlamında tartışalım( Leyla Zana böyle demişti) , ama bu içeriği tartışır ve yorumlarken, evet ilk Başkanın Erdoğan olacak olmasını da, Türkiye’nin bir kazanımı gibi görüp,  göz ardı etmeyelim.

Türkiye’de çözümün garantisi, kurumsal temellere  ihtiyaç duyan demokrasi, barışın selameti ve IŞİD sonrası, Kürdistan Federe Bölgesi’nin  geleceği ile  Esat sonrası Rojava’nın geleceği,  ister inanın ister inanmayın, Türkiye’nin Başkanlık sistemine ve bu sistemin ilk Başkanının Erdoğan olmasına ciddi manada bağlı.

Başkanlık sistemine geçmeden Türkiye yoluna devam edemez. Başkanlık sistemine Erdoğan liderliğinde geçen bir Türkiye’nin burada ve arka bahçemizde, Kürtler’le ilişkisi hep insani, hep demokratik ve hep eşitlik temelinde olacaktır.