Stockholm değil Ankara Sendromu!

  • 22.06.2011 00:00

Türkiye’nin tarihi bir karar aşamasında olduğu çok açık. Sanki toplum darbeci Anayasal düzenin “değiştirilemezliğin” özgürlükleri sınırlama için kullanılan manivela olduğunu bilmiyor. Darbe anayasasının değişmezlerini yeni anayasaya aktarma çabasındaki siyasetçi Ankara Sendromu yaşıyor.

12 Haziran seçimleriyle birlikte Türkiye hızla kendi tarihindeki ikinci yeniden inşa aşamasına geçiyor. Yeni Anayasa ortak paydasında buluşan toplumsal kesitlerin oranı %80’lere dayanıyor. Yeni anayasal düzeni inşa edecekmeclisin meşruiyet debisi ise %95,5’lere vuruyor.

Daha önceki seçimlerde birçok “sistem içi” denge ortaya çıkmıştı. Ancak 12 Haziran seçimleriyle ortaya çıkan denge oldukça farklı. Tek partici ve cuntacı iktidar yapılanmalarının denetiminden bütünüyle kurtulmuş toplumun, sistem içi oyun kurallarını bir kenara itip, ilk defa sistem hakkında karar vermeye başlamasıyla ortaya çıkan bu denge “sistem içi” değil, “sistem üstü” bir denge aslında. Statüko-değişimdengesi olmaktan çok, statükonun dahi kontrollü tavize razı olmaya başladığı bir değişim ağırlıklı dengedir bu. Belki bu dengeyi en iyi tarif edecek kavram “kurucu denge” kavramıdır.

Anayasa’yı tetikleyen gerçekler

Bu kurucu dengenin yeni bir anayasal düzen inşa edileceği beklentisiyle gidilen bir seçimin ardından gerçekleştiği ortada.

Peki, yeni Anayasa beklentisini tetikleyen gelişmeler ve gerçekler nelerdi?

1. Türkiye 100 yıllık vesayet sisteminde, 50 yıllık da darbeci düzende yaşamaya devam edemezdi.

2. 100 yıldır bastırılan kimlikler artık özgürlük temelli olarak var olmak, siyasal işleyişe inkâr edilmeksizin katılmak ve kurucu olmak istiyor. Bunu engellemenin imkânı kalmadı.

3. 100 yıldır bu ülkenin büyük bir kesitini oluşturan dindarlara “gerici” diyen sistem ve onun temsilcileri “gericileşti”. Onların dayandığı gerici ideolojilerin meşruiyeti tükendi.

4. Türkiye toplumu tek partici veya

cuntacı çetelerin kontrol edebilecekleri basitlikten uzaklaştı.
5. Feodalitenin ve feodal üretim ilişkilerinin sonlanması,Türk ve Kürt orta sınıflarının siyasette belirleyici olmaya başlaması, artan işbölümü, farklılaşma ve dünya ile ekonomik bütünleşme, demokrasiyle bağdaşması imkânsız darbeci düzenin ayakta kalmasını imkânsızlaştırdı.

6. Teknolojide ve bilişimde ulaşılan düzey, eğitim, adalet, ekonomi, savunma ve benzeri sektörlerde ortaya çıkan yeni gelişmeler, 19. ve 20. Yüzyıl siyasal ve idari yapılarının 21. Yüzyılı karşılama yeteneklerini ortadan kaldırmış durumda.

Değiştirilemez madde psikolojisi

Bu bağlamda birçok başlık daha sıralamak mümkündür. Kimi küresel gelişmelerle bağlantılı, kimi ise Türkiye’nin 100 yıllık tek partici ve darbeci vesayet rejiminin demokrasi karşıtı yapısından kaynaklanan yeni Anayasa ihtiyacı toplumun ezici çoğunluğu tarafından fark edilmiş du

rumda.Türkiye’nin tarihi bir karar aşamasında olduğu ve bu kararın eskiye ait siyasal referans ve kabullerle zedelenemeyeceği çok açık. Türkiye çapında toplumsal düzeyde yürütülmüş tek anayasa çalışmasının rapor sonuçları bu gerçeği gözler önüne seriyor. Rapora http://www.yenianayasaplatformu.org/foto/acg_ararapor_25052011.doc adresinden ulaşılabilir.
Ancak hâlihazırda Türkiye kurucu bir denge yaratarak yeni Anayasa sürecine kilitlenmişken, siyasal aktörlerin bir kısmının eskiye ait bir dil ve referanslarla konuşmaya devam etmesi oldukça problemli. Ornegin 1982 Anayasanın değiştirilemez maddeleri kırmızı çizgi olarak nitelendirilebiliyor. Toplumun “yeni” bir anayasadan değil, anayasa değişikliğinden söz ettiğini zannetmiş olsalar, talep mantıklı. Ancak “yeni Anayasa” ve “yapma” kavramlarını kullandığına göre durum biraz farklı. Dert farklı, psikoloji farklı gözüküyor.

Zira bu siyasetçiler, darbe anayasanın ilk üç maddesini korumanın, darbeyi ve

tek parti diktatörlüğünü korumak, dolayısıyla her daim şoven, militarist, Kemalist darbe girişimlerine meşruiyet sağlamakla eşdeğer olduğunu bilebilecek durumdalar, öyle varsayılır.
Bu gerçekle hesaplaşma yerine tek parti diktatörlüğü ve darbe düzeninin siyasal referanslarına tutkuyla bağlılık, ister istemez onları anakronizme mahkûm ediyor, çelişkiden çelişkiye sürüklüyor. Geçeklik duygusundan uzaklaşıyor, örneğin Türkiye tarihinde esaslı bir değişimi zorlayan ekonomik ve siyasal dinamiklerin tüm derdinin 1982 Anayasasında revizyon yapmak olduğu “kabül”üne sarılmaya başlıyorlar. Sanki Türkiye 21. Yüzyıla hazırlanmıyor, değiştirilemezlerin “mimarı” olan 12 Eylül Darbecilerinin iradesine sadakat yemini yarışına giriyor. Sanki toplum darbe Anayasasındaki “değiştirilemezliğin” demokratik talepleri ve özgürlükleri sınırlama, boğma ve anlamsızlaştırma için kullanılan manivelalar olduğunu bilmiyormuş gibi yapılıyor. Şunu kabul etmemiz isteniyor herhalde: Refandumda Darbecilerin yargılanmasını sağlayan halk, aslında bunu darbe düzeninin korunması için yapmış!

Türkiye toplumunun yeni bir Anayasal düzeni inşa uğruna verdiği tarihi mücadelesini, darbecilerin keyfince takdir ettikleri ilk üç maddeye dokunmama talebi biçiminde okuma sevdası, tek parti diktatörlüğü ve darbelerin karanlık siyasal referanslarını tahkim etme sevdasından başka bir şey değil. Ve Turkiye’ye yalnızca zarar veriyor.

Çöpe atılacak olan darbe Anayasasının değişmezlerini, milletin demokratik iradesinin ürünü ve geleceğinin vesikasıolacak yeni bir anayasaya aktarma çabasındaki siyasetçi için “Stockholm sendromu” ifadesini kullanmak herhalde yeterli gelmez. “Ankara Sendromu” demek daha doğru...

Yeni Anayasa’ya doğru darbe dilinden kurtulmak

Darbeciliği üreten dil ile demokrasi üretilemez. Bu nedenle hiçbir bürokratik ve kurumsal gelenek refleksi, referans tayininde dikkate alınmamalı. Hukuksal değerler, gelenekler, teamüller, olması gerekenler ve benzeri siyasal kültür kodları, mevcut yapıların yüz yıllık vesayet yapısından türettikleri değerler ve kodlardır. Bunun aşılmasının mücadelesi, bunları kabul etmekle ve bu kurumların “duyarlılıklarını” meşru görmekle kazanılamaz. Toplumu merkeze almak ve yalnızca toplumsal eksende var olana ve evrensel değerlere referans değeri biçmek, yeni siyasal kültür demektir. Bunun dilinin üretilmesi ve çalışmaların bu yeni dil üzerine inşa edilmesi, “yeni” bir Anayasa yapımının ön şartıdır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar