Yemin krizi

  • 13.07.2011 00:00

Yemin metinleri 30’lu yıllarda faşizan, 60’lardan itibaren de şizofreniktir. Demokrasilerde, vekil yemini formalite olabilir. Vekiller memurların üzerine yemin ettiği anayasayı değiştirme yetkisi alan kişilerdir.

emin siyasal hayatımızın sorun üreten bir parçası. Yemin krizi aşılsa bile irdelemeyi gerektiriyor, zira anayasal düzenin yapısal bir sorununa işaret ediyor.

Kamu memuriyetine girmede yemin bir sadakat beyanı ve işe başlama şartı. Bu nedenle ülkenin siyasal rejimi hakkında en doğru fikri veren, devlet kültürünün en şaşmaz göstergesi bir metindir.

Batıda memurlar için, “anayasaya ve yasalara uyma ve görevi hakkıyla yerine getirme”yi işleyen yemin metinlerine karşın, Türkiye’de 30’lu yıllarda faşizan, 60’lardan itibaren de şizofrenik metinlerden söz etmek gerekir.

Bir kere kamu memuriyeti ve milletvekilliği için geçerli olan yemin metinleri darbeciler tarafından üretilmiş, sivillere ise 50 yıldır yalnızca “uymak” düşmüş...

Çift kişilikli yapı karmaşası

Devlet Memurları Kanunu’na göre “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Atatürk İnkilap ve İlkelerine, Anayasa’da ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasa’nın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin” edilir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin şizofrenik, yani çift kişilikli yapısını tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bu metne göre memur bir yandan “demokratik, laik hukuk devleti ve insan hakları”na uyacak, diğer yandan etnik vurguları yüceltecek. Bir yandanAtatürk ilke ve inkılaplarına, yani CHP’nin 1937’den beri Anayasal emir halini almış ideolojisine sadakatle bağlı kalacak, diğer yandan “kanunları tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine bağlı olarak” uygulayacak.

Darbe Anayasası’nın değiştirilemez hükümlerinden olan 2. Maddesinde de Cumhuriyet Atatürk ilkelerine bağlı, antidemokratik başlangıç ilkelerine dayanan, buna karşın insan haklarına sadece saygılı bir devlet olarak tanımlanmış, ardından bambaşka bir kişiliğe büründürülerek “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” etiketi kullanılmış.

Biri 1930’larda ortaya çıkmış demokrasiye engel bir ruh, diğeri ise 1945 sonrası dünyada yer edinmek için sisteme yapıştırılan bir etiket.

Bu gerçek karşısında kurumların nasıl davranmasını beklersiniz?

Darbe yaparken, anayasa değişikliklerini iptal edip sayısız parti kapatırken, faili meçhul cinayetlere sessiz kalırken, yani “ruha” uygun davranırken de, devran değişip etikete riayet ederken de anayasaya uyulmuş olur. Şizofreni devleti tanımlarken, derin aktörlere hareket alanı yaratıyor sadece...

Kendi ürettiğine tapınma hali

Peki ya milletin temsilcileri bakımından durum ne?

Memurlar yemininden pek bir farkı olmayan Milletvekili yemininin “göreve başlarken” okunması gerekiyor. Merve Kavakçı örneğindeki gibi bu “ruh” ile uyumsuzluk söz konusu olunca, yeminin bir göreve başlama şartı olduğu ileri sürülmüştü. Ancak aynı kesitler CHP yemin etmeyince, yeminin aslında bir formalite olduğunu savunmaya başladılar. Yanlış da değil, çünkü Altı Ok’a sadakat yemini ancak CHP’li olmayanlar için anlamlı olabilirdi. Ancak “ruh” kendi karanlığına çekilmeye, demokratik toplum siyaseti belirleyen dinamik olmaya başlayınca, yemin sorununun temeline inmek zorunlu hale geliyor.

Demokrasilerde, milletvekili yemini ancak bir formalite olabilir. Zira milletvekilleri memur değil, memurların üzerinde yemin ettiği “Anayasayı, yasaları ve ilkeleri” değiştirme yetkisi alan kişiler. “Milletin” vekillerinin bunları değiştirme yetkisi yoksa egemenlik millete ait değil demektir. Ona ait diyorsak, bu yemin metni anlamsız. Zira insanların kendi eseri olan kurallar ve ilkelere sadakat yemini etmesi, kendi ürettiğine tapınmanın ve kendini hiçleştirmenin bir ifadesidir.

Tam da bu nedenle Almanya’da milletvekilleri yemin etmez. Yürütme gücü kullanan, yani milletin vekillerinin iradesine uygun davranmak zorunda olan Başbakan ve Bakanlar üstelik sadece “demokratik” anayasaya sadakat yemini eder.

Yemin krizi, aslında millete ait egemenliğin 50 yıllık darbe düzenince gasp edilmesini meşrulaştıran yemini, bu karanlık zihniyetin diğer uygulama araçlarıyla birlikte masaya yatırmanın demokrasi için hayati olduğunu hatırlatıyor.

Siyasal işleyişin merkezi TBMM

CHP yemin etti ve Meclis çalışmalarına katılmaya başladı. CHP’nin yemin şartı olarak imzaladığı mutabakat metni Türkiye’nin beklemediği bir tarihi fırsatı ortaya çıkarmış görünüyor.

Mutabakat metni siyasal işleyişin merkezinin TBMM olduğunu, TBMM’nin önümüzdeki dönem temel görevinin toplum sözleşmesi niteliğindeki bir Anayasa’nın hazırlanması olduğunu tescilliyor.

Her iki unsur da CHP’nin genetik yapısına uymuyor. Tarihinde demokratik parlamentonun üstünlüğüyle sorunu bulunan, bu nedenle askeri-sivil bürokratik müdahaleleri ısrarla zorlayan bir gelenekten bu metni imzalama aşamasına gelmiş olmasının üzerinde durulması gerekiyor.

Öte yandan toplum sözleşmesi vurgusu, CHP’nin İttihatçı öncülüyle birlikte ürettiği siyasal referansların geçersizliğinin kabulü anlamına gelmektedir. Zira toplum sözleşmesi devlet elitleriyle toplum aktörlerinden icazetli olanlarının oturup pazarlık edeceği bir sözleşme değil. Toplumun önkoşulsuz, kırmızı çizgisiz tamamen özgür iradesiyle ortaya koyduğu değerleri ve bu değerler temelinde kurulacak bir siyasal yapılanmayı ifade ediyor. Bunun yolu ise 100 yıldır topluma dayatılan siyasal referansların, hukuk metinlerinin, “yemin”lerin ve Anayasaların geçerli olmaması, toplumun özgürce ve sıfırdan kurallarını belirlemek suretiyle bir Anayasa yapım sürecine girmesidir.

Bu kadar radikal bir dönüşümü, darbe sanıklarının salıvermesi ısrarının ardından gerçekleştirmeleri, siyaset bilimi önermelerini geçersiz kılacak bir gelişme. Mutabakat metnine göre hareket edilerek Anayasa yapılırsa, bu kuşkusuz çok önemli ve olumlu bir gelişme olur, ama “amasız” değil...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar