Generaller gitti demokrasi bayramı geldi, öyle mi?

  • 3.08.2011 00:00

Neredeyse tüm siyasi partilerin yeni anayasa için ilk üç maddeyi ‘kırmızı çizgi’leri olarak değerlendirmesi sivil bir anayasa yapım sürecinin en sancılı durumunu oluşturuyor.

Ergenekon, Balyoz ve son olarak İnternet Andıcı davalarıyla birlikte birçok muvazzaf ve emekli subay yargılanmaya başladı. Genç Siviller “çok rahat” olsa da, vesayetin merkezlerinden biri olan Ordu’daki rahatsızlık nedeniyle tepki bekleniyordu. Ancak bu tepki biraz farklı oldu. Subaylar darbe yapmadı. Gece sabaha karşı “Türk Milleti adına yönetime el koyduklarını” muştulamadılar veya “Anayasaya aykırı eylemleriyle meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara karşı Türk Milletinin direnme hakkını kullanarak” meclisi feshettiğini ve hükümeti düşürdüğünü ilan etmediler. İrticaya karşı bin yıl sürecek 28 Şubatvari bir MGK bildirisi yayınlamadılar. “Sözde değil, özde laik bir Cumhurbaşkanı isterük” nidalarıyla ortalığı kasıp kavurmadılar, Anayasa Mahkemesi’ni tehdit edemediler. HSYK’yı, Savcıları meslekten atmak için yollara salamadılar. Kendileri gitti, yani bazıları...

Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet komutanları tepkilerini sadece istifa yoluyla ifade ettiler.

‘Harbiyeli aldanmaz’ inancı

Peki, bu tepki nasıl üretiliyor?

Milli eğitimin birinci sınıfından başlayarak 1933’te Hitler Almanyası’ndan örnek alınan “andımız”la militarizm zihinlere zerkediliyor, ölüm yüceltiliyor. Birey anlamsızlaştırılıp, önderler kutsallaştırılıyor. Anadolu’nun en zeki çocukları toplanıp askeri okullara yerleştiriliyor ve “sivil” eğitimdeki eksik tamamlatılıyor. Her bir öğrenci İnönü’nün -muhtemelen- iftiharla dediği gibi sonrakine göre Cumhurbaşkanlığına kendini daha yakın hissedeceği bir eğitimden geçiyor. Toplumdan izole edilmiş “sur”ların ardında, lojman ve kışla arasında tükenen bir ömür sürdürülüyor. Bu ömre sivil renklerin, liberal değerlerin, farklılıkların birer zehir, ihanet tohumu olduğu nakış gibi işleniyor. Sosyalleşme mekânlarında, örneğin orduevlerinde bu bir kültürel koda dönüşüyor. O surların arkasında Menderes, veya Özal gibi vesayetle sorunu olanlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içindekiler olarak görülüyor. Zamanla gerçekliğin yerini keskin bir inanç almaya başlıyor. Böyle bir sosyal ve mesleki ilişki ağı içinde olanlar bakımından darbeler elbette ki “meşruiyetini kaybetmiş bir siyasal iktidara karşı Türk milletinin direnmesi”, siyasete müdahale ise “Cumhuriyetin kazanımlarını koruma adına zorunlu ve sorumlu eylemler” olarak nitelendiriliyor. Surların arkasındaki kapalı mekânlar sınıf bilinci üretiyor. Bir meslektaşlarına yapılan bir haksızlığa karşı kolektif mücadele yemini ediliyor, “Harbiyeli aldanmaz” sloganları atılıyor. Yani demokrasilerde “suç” ve “hata” olarak görülen eylemler onlar için övünç kaynağı oluyor.

Darbe Anayasası hala ayakta

Genelkurmay başkanı veda mesajında “Şartlar ne olursa olsun TSK’nın kahraman mensuplarının kutsal görevlerinde bundan önce olduğu gibi bundan sonra da üstün disiplin, cesaret ve fedakarlıkla başarıya ulaşacaklarına olan kesin inancı”nı koruduğundan bahsediyor. Yani TSK’nın içselleştirdiği cuntacılık, darbecilik, muhtıracılık, toplumun %80’ini düşman görme alışkanlığı, sayısız faili meçhul cinayetler ve fişlemeler “bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da cesaret ve fedakârlıkla başarılması gereken kutsal görev” olarak tanımlanıyor.

Ancak tartışmala yok, bayram veya matem havası hakim.Bu bilinç, keskin inanç kutsi misyonlar üreten sistem ve kurumsal yapı kimseyi ilgilendirmiyor.

Evet, bayram ediyoruz. Zira çok şey oldu. Ekonomi gelişti. Orta sınıflaşma gerçekleşti. Kentleşme oranı %90’lara dayandı. Toplum siyasallaştı ve siyasal kararları hem tetikliyor, hem de siyasete sahip çıkıyor. Basında, üniversitelerde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ve kimi sermaye odaklarında aksi yönde yoğun çabalara rağmen, toplumun ezici çoğunluğu darbelere ve darbeci zihniyete geçit vermiyor. Sivil siyasete sahip çıkıyor ve demokratikleşme konusunda parlamentoyu ve demokratik karar mekanizmalarını destekliyor. Güçlü bir hükümet var ve sahip olduğu güçlü meşruiyet desteğiyle eskinin efendilerine kafa tutuyor. Geçmişe ait siyasal anlayışlardan kurtulmamışlığın yol açtığı birçok yanlışlarla birlikte...

6 Mayıs 2007’de yani tam da 367 kararıyla hükümet ve meclisin hiçleştirildiği hafta Radikal 2’de bir devrim sürecine girdiğimizi ve bürokratik iktidarın tasfiye sürecinin hızlandığını ifade etmiştim. Gerçekten de sivil irade güç kazandı, bürokrasi geri adım attı. Anayasa Mahkemesi gerici ideolojinin “kalesi”, 367 benzeri hokkabazlıkların onay merkezi olmaktan çıktı. HSYK haki renkli tanrılara huşu içinde hâkim ve savcı kurban veren bir kurum değil artık.

Ancak tüm bunlar değişirken değişmeyen bir şey var: Askeri yapı olduğu gibi ayakta. Darbelerin ve tek parti diktatörlüğü döneminin ürettiği hukuk düzeni dimdik ayakta. Darbe anayasalarıyla yaşıyoruz. Onların diliyle konuşuyoruz. İktidar “dikkatli” olmak adına o dile sarılıyor, muhalefet bu dil üzerinden iktidarın açığını yakalamaya çalışıyor. İktidar ve muhalefet “yeni Anayasa” derken dahi, milletin iradesine, insanlığa, emeğine ve onuruna saygısızlığın kitabi bir örneği olan ve darbecilerin siyasal hayatımıza hediyesi olan ilk üç maddenin “kırmızıçizgileri” olduğunu muştulayabiliyor. Kurumsal dönüşüm yerine kurumlardaki “eski”lerin “yeni”lerle ikamesiyle yetinildiği, sistemde demokratik dönüşümün yerini sistemi teslim alma kaygısına bıraktığı izlenimi güçleniyor. Sistemi teslim alanın hızla sistem tarafından teslim alındığı kuralı unutuluyor.  Katillerin cinayet mekânı olan Yassıada’yı “demokrasi adası” ilan etme gayreti içindeyken, aynı katillerin ürettiği “anayasal düzen”in kutsallarına biat görüntüsü de gözden kaçmıyor. Sanırım istifa eden generallerin de, geride kalanların da gözünden kaçmıyor.

Ve şu soruları haklılık kazanıyor: “O halde bizi neden tutukladınız?”

Önkoşulsuz, kırmızıçizgisiz ve tabusuz, bütünüyle geleceğe odaklanarak devletin iktidar yapısını ve siyasal işleyişi demokratikleştiren “sur”ların ardındaki mekanları dönüştüren, bir anayasa yapılmadığı sürece bu sorulardan kurtulamayız. Bayramı kabusa dönüştürebilecek sonuçlarından da...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar