Egemenlik millete aittir ama ‘bekçiler’ tarafından kullanılır

  • 20.08.2011 00:00

1921 Anayasası’nda ilk kez yer alan ‘Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir’ ilkesi 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında içi boşaltılarak korundu. “Millet egemenliği Anayasal kurumlar vasıtasıyla kullanır” denerek CHP ideolojisinin taşıyıcısı kurumlar millete ortak yapıldı. Yeni anayasa bunu değiştirmeli.

Düşünün, bin bir güçlükle bir ev inşa etmişsiniz. Ellerinizdeki imkanlarla içini donatmışsınız, bahçesini düzenlemişsiniz. Kendi cebinizden parasını ödemek suretiyle bir bekçi tutmuşsunuz. Artık “evim tamam, girip de oturayım, güvenliğim de yerinde” diye kapıyı açmaya ve merdivenlerden yukarı çıkmaya başlayınca, bekçinin “dur!” ihtarıyla karşılaşıyorsunuz. Bu evin kurallarının bulunduğunu, evin “kutsal” sorumluluğunun kendisine ait olduğunu ve sizin henüz bu sorumluluğun bilincinde olmadığınızı söyleyen bekçinin sizi yalnızca bahçenin bir tarafındaki kulübede oturmaya razı ettiğini, “artık zamanı” diyerek eve her giriş denemenizi elindeki silahla engellediğini düşünün. Ne dersiniz?

“Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir!” ifadesinin Türkiye Anayasal sistemindeki akıbeti bundan farklı değil. Egemenlik bir ülkedeki en üstün buyurma ve kendi kaderini belirleme gücüdür.

İlk kez 1921’de yer aldı

İlk defa 1921 Anayasası’nda bu ifade yer alır. 1921 Anayasası, bu ifadeyle yetinmemekte, ülkenin yönetim şeklinin milletin kendi kaderini bizzat ve bilfiil eline alması ve kendini yönetmesi esasına dayandığını da vurgular. Hoş bunun da tek başına bir “ifade” olduğu söylenebilir. Ancak diğer maddeler göz önüne alındığında egemenliğin tanımına uygun bir siyasal yapılanmanın da öngörüldüğünü anlayabiliyoruz.

Zira meclis bu anayasada milletin temsil edildiği yegane mekan olarak tanımlanıyor. Üstelik “millet” kavramı “din” veya “etnisite”yi esas almıyor. Yürütme meclisin içinden çıkmakta ve bütünüyle meclis denetimine tabi.

Biri geçici madde olmak üzere toplam 24 maddeden oluşan anayasada ilk dokuz madde yasama ve yürütme işlevlerine ayrılmış. Geriye kalan maddeler ise idareye, yani vilayet sistemine özgülenmiş. Vilayetler, şuralar tarafından yönetiliyor ve bütünüyle özerk. Üniversite, eğitim, sağlık, ekonomi, ziraat, inşaat ve imar ile sosyal yardım işlerinin tamamı vilayetlere bırakılmış durumda. Yani adem-i merkeziyetçi bir sistem öngörülüyor.

Tam uygulama aşamasında...

1921 Anayasası aşağı yukarı, Türkiye federatif bir sisteme geçmeye karar verdiğinde tercih edebileceği bir yapılanmanın ana hatlarını ortaya koyuyor. Evet ama, Anayasa’nın bu hükümleri hiç uygulanamıyor. Tam uygulama aşamasına geldiğinde bu Anayasa’ya güç veren 1920 meclisi feshediliyor. Ev sahibine bahçedeki kulübe gösteriliyor.

Meclis CHP’li bürokratlar heyetine dönüşüyor.

1924 Anayasası’nda “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” denmeye devam ediliyor. Ancak halkın egemenliğini bizzat ve bilfiil kullanabilmesinin tüm imkanları ortadan kaldırılıyor. Meclis atanmış CHP’li bürokratlar heyetine dönüştürülüyor.

Meclisin anlamsızlaştırılmasını yerel yönetimlerin özerkliğinin ortadan kaldırılması takip ediyor. Toplumu topyekun bir dünya görüşüne göre biçimlendirilmeyi amaçlayan her sistemde atılması gereken ne tür adım varsa atılıyor. İdeolojik bir homojenizasyonla birlikte tüm siyasal ve idari yetkiler tek merkezde toplanıyor. 1933’ten itibaren Nasyonal Sosyalistlerin Almanyadaki federatif yapıyı üniterleştirilmesi ve toplumun üniform, yani tek tipçi bir yapıya dönüştürülmesi siyasetinin prototipi ortaya çıkıyor.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi, içi bir boş slogana dönüşüyor. Millet kavramı kendini milletin yerine koyan seçkinleri tanımlıyor. Kısacası ev tamamlanınca, bekçi milleti kulübede ikamete mecbur ediyor. Bürokrasi “millet benim” diyor.

1961’de Anayasal kurumlar...  

27 Mayıs Darbesi’yle yeniden yönetime geçen bu siyasal seçkinlerin egemenliğin millete ait oluşundan anladığı şey de farklı değil. 27 Mayıs’ı gerçekleştiren subay resimlerinin yer aldığı bir posterin “Egemenlik

kayıtsız şartsız milletindir” ifadesiyle süslenmesi rahatsızlık vermiyor. 1961 Darbe Anayasası’nın başlangıç kısmında 27 Mayıs darbecileri kendilerini “Türk Milleti” olarak tanımlıyor. “Türk Ordusu milletin bizzat kendisidir ve cumhuriyetin bekasının gerçek teminatıdır” zihniyeti ordu, yargı, üniversite ve sair devlet aygıtlarına egemen olduğu için, Anayasa millet egemenliği buna göre somutlaşıyor. 1961 Anayasası da “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” önermesini kullandıktan sonra, egemenliğin Anayasanın öngördüğü organlar eliyle kullanılacağını söylüyor. Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlığı, Anayasa Mahkemesi, TRT, Üniversiteler, Yüksek Mahkemeler, Kamu Kurumu niteliğindeki Meslek Kuruluşları, CHP ideolojisinin taşıyıcısı

çeşitli “Kurum”lar,  kısaca 27 Mayıs Darbesi’ne aktif ve pasif destek veren tüm güç odakları Anayasa’da yer aldığı için, “egemenlik kullanıcıları”nın sayısı artıyor.

1982’de aynen devam ediyor

Bu tablo 1982 Anayasası’nda değişmiyor.  Yeni bekçi sayısı artıyor, evi kullananlara yenileri ekleniyor, bekçiler kendilerine göre evi her defasında yeniden tanzim ediyor. Biz ise eve adım atamıyoruz, ama evin sahibi kalmaya devam ediyoruz. Aradan uzun zaman geçti. Evi geri alma zamanı geldi. Ancak

bana öyle geliyor ki, “işte evim” diyerek adım attığımızda, bu evde oturulamayacağını göreceğiz, görmeye de başladık. Çünkü o ev 10 yıllarca süren bekçi hegemonyası nedeniyle bugünkü ihtiyaçları karşılayabilecek durumda değil. Büyük bir ihtimalle içini bütünüyle değiştirmek ve günümüz ihtiyaçlarına göre yeniden tanzim etmek zorunda kalacağız. Tabii ki bekçilerin sayısını azaltmayı ve onları evin dışına çıkarmayı ihmal etmeden...

Anayasa konusu hakimiyet sorunudur

AK Partİ cenahında yeni Anayasa sürecine yönelik somut adımlar atılıyor. İktidar partisi Anayasal sürecin yürütülmesi için kendi içinde bir komisyon oluşturuyor. Başbakan’ın sivil toplum temsilcileriyle görüşeceği bilgisi de bu sürecin önemli bir adımı olarak göze çarpıyor. Diğer yandan MHP ve CHP“bekçi”lerin toplumu kulübede mahkum etmek için ürettiği“kırmızı çizgiler”den uzaklaşmış görünmüyor. BDP ise halen yemin edebilmiş değil.  Anayasa konusu bir iktidar veya muhalefet sorunu değil, milletin kendine ait olan evde hakimiyetini tesis etmesi sorunu. Bu bağlamda siyasal strateji olarak Anayasa sürecinin Meclis Başkanlığı inisiyatifinde yürütülmesi belki kolaylaştırıcı etki yaratabilir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar