Kadim Anayasa ve yol ayrımı

  • 18.01.2012 00:00

 

Darbeye teşebbüs eden kodese tıkılacak, Hrant’ı öldürenler cezalandırılacak, Uludere faciasına yol açan sorumlular da istifa edecek. Vicdanımız süt liman... Peki, bunlar bir anayasal düzenin olağan refleksiyse ne olacak?

2012’ye Türkiye iyi bir başlangıç yapmadı. 20 gün önce savaş uçaklarının hata ile (öyle varsayıyoruz) bombalaması sonucu 34 Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı öldürüldü.

Bir kopuş yaşanıyor ve hızla tedbirler alınmazsa, demokratikleşme sürecinde toplumun bir kesitini artık arkamızda bulamayabiliriz.

Birkaç kişinin, komutanın, alt veya üst düzey subayın ipinin çekilmesi yaşanan kopuşu tamir edemeyecek...

Hrant Dink’in ölümünün üzerinden 5 yıl geçti. Dava, Dink Ailesi’nin olağanüstü mücadelesine, kimi yargısal aktörlerin çabalarına ve kimi vicdanlı kalemlerin kamuoyu çalışmalarına rağmen, anlamsızlığa mahkûm olmuş görünüyor.

Demokratikleşme sürecinde toplumun diğer bir kesitini, özellikle intelijansiyayı da kaybetme riski yaşanıyor. Benzeri bir kayma sürecini diğer politik davalarda da yaşayabiliriz.

Milliyetçi duyguları kabarmış birkaç gencin mahkûmiyetiyle vicdanların rahatlaması beklenecek.

Peki, Türkiye’nin makûs talihini yenmiş mi olacağız?

Yüz yıllık sistem mi değişmiş olacak?

Ergenekon, Balyoz, Kafes ve benzeri davalar neden tarihi davalar, yüzyılın davaları dedik?

Birileri darbe girişiminde bulunmak istiyordu ve onların darbe girişimlerini atalete uğrattık diye mi? İyi de zaten darbe düzeninde yaşamıyor muyuz?

12 Eylül darbecilerini verilen onca mücadelenin ardından yargılama imkânına kavuştuk. Referandumda boyalı ve yumurtalı saldırılar altında meşum anayasanın meşum Geçici 15. maddesinin kaldırılması için mücadele ederken, 90 yaşında iki ex-generalin hâkim önüne çıkarılması ve bu şekilde yüreğimizin yağı erisin diye mi uğraştık?

Eğer böyle düşünüyorsak, yazık!

Vicdanlar süt liman

31 Mart Vakası’ndan başlayarak, 1915 Felaketine, oradan 1925 Takrir’i Sükun Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri cinayetlerine, 1934 Trakya olaylarına, 1937-39 Dersim Katliamı’na, 1942 Varlık Vergisi zulmüne, 6-7 Eylül 1955 pogromuna, 27 Mayıs Darbesi’nin hazırlıklarına ve darbenin kendisine, 12 Mart 1971’e, Maraş ve Çorum Katliamları’na, 12 Eylül Darbesi’ne, oradan 1993 ile başlayan seri siyasi cinayetler dizisine, 28 Şubat’a kadar süregelen eylemler ve stratejiler neyin ifadesi?

Yazılı Anayasaya aykırıdır, amenna!

Anayasa nedir?

Anayasa yazılı bir metin ise, ki biz hukukçular bunun böyle olduğunu iddia ederiz, bu durumda, mesele kalmıyor. Darbeye teşebbüs edenler kodese tıkılacak, Hrant’ı öldürenler cezalandırılacak, Uludere faciasına yol açan sorumlular da istifa edecek mesele kapanacak. Vicdanımız süt liman...

Peki, yukarıda sıraladığımız yüz yıllık serüven bir anayasal düzenin olağan refleksiyse ne olacak?

Anayasa, Anayasa kitapçığı’nda yazılı olanın dışında ve ötesinde bir düzeni ifade eder. Bu nedenle yanlış bir tartışma içindeyiz, kendi kendimizi kandırmanın psikolojik alt yapısını hazırlıyoruz.

Türkiye’de her daim yazılı Anayasanın ötesinde derin ve kadim bir anayasa vardır. Kitapçık tartışmasını bırakın hukukçular yapsın. Ama toplum, entelektüeller ve siyasal aktörler yüz yıllık aygıta ve onun kadim anayasasına baksın.

27 Mayıs Darbesi’nin kadim anayasaya uygun olduğu görülsün artık. 1924’ten 1961’e geçerken demokratik işleyiş dışındaki devlet aygıtına neredeyse dokunulmadığını, 1961’den 1982’ye geçerken de aynı şekilde demokratik siyasal kurumların operasyona tabi tutulduğunu, onun dışındaki devlet aygıtının yalnızca bir “fine-tuning”e tabi tutulduğunu, yani rafineleştirildiğini anlayalım artık.

Beyhude çabalar

28 Şubat’ın bu derin anayasa bakımından bir suç olmayıp, aksine bir görev olduğunu, Ergenekon, Balyoz, Kafes ve daha nice uğursuz girişimin bu kadim ve derin Anayasa’nın bu kişilere sistem tarafından tanımlanmış misyonlar olduğunu anlayalım.

27 Nisan Bildirisi anayasaya uygundu. 367 Kararı anayasanın emriydi. Hrant’ın öldürülmesi de derin Anayasayı bilenler ve fark edenler için anayasal düzenin selameti için gerekliydi.

Hiç kimse kötü değildir, ama bazı kesimleri ötekilerine yabancılaştırmak, ardından onları vesayetçi sistemin taşıyıcısı haline getirmekle varlığını devam ettiren düzen kötüdür.

Son birkaç yıldır siyasi cinayetlerin işlenmemiş olması, bu düzenin yaşadığı kafa karışıklığı ve Ankara’ya gönderdiğimiz siyasi aktörlerin toplumdan güç alması, kadim anayasal iradede yaratılan güven sorunuyla açıklanabilir. Ama kadim anayasa önümüzdeki süreçte kendini yeniden yüklemeyi başardığında bizi neyin bekleyeceğini kestiremeyiz.

Türkiye esaslı bir anayasa tartışmasına kilitlenmiş durumda. Ama halen kimileri Anayasal düzenin sürekliliği içinde bir değişimden söz edebiliyor, kimileri anayasa değişim ihtiyacını yamalı bohça olması nedenine bağlıyor, kimileri Anayasa metnini daha az çelişkili, daha çok uyumlu bir şekilde yeniden yazmakla meşgul. Kimileri ise 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarının metinlerini esas alıp, kuşa benzetmek suretiyle Anayasa metni hazırlayıp sunabiliyor.

Karanlık bir dükkânın vitrinini düzenleme çabası...

Beyhude bir çaba.

Beyhude bir diğer çaba da işte bu yargılamalarda dikkatimizi çekiyor.

Yukarıda ifade edilen yargılamalar, bu cinayetleri üreten derin ve kadim Anayasayı demokratik bir Anayasayla değiştirmenin parçası, onu önceleyen, takip eden, değişimin imkânını yaratan bir çabanın ürünü ise ve bu mantıkla yürütülüp takip edilirse anlamlıdır. Değilse kadim Anayasanın kendini sisteme yeniden yüklemesini sağlayan bir araçtan başka bir şey olmaz. Daha kötüsü neden olacağı zemin kaymaları nedeniyle demokrasi filizini gün yüzü görmeden boğulmasının imkânı da olabilir.

Bu topraklara etnik, kültür, din, mezhep, yaşam tarzı ve benzeri farklılıkların birlikte yaşayabileceği bir barış düzeni getiremiyorsak, yüz yıllık anayasal düzeni tüm toplumun iradesi üzerine inşa edilecek kucaklayıcı bir yeni düzenle ikame edemezsek hepimiz kaybedeceğiz.

Sermaye, Türk, Kürt, Alevi, dindar kaybedecek. AK Parti kaybedecek, CHP kaybedecek. Enerjimizi birbirimizi boğazlamakla tüketen bu sistemden kurtulmazsak, biz kaybedeceğiz.

Yol ayrımındayız!

Hrant Dink’in derin anayasa tarafından yok edildiği 19 Ocak (Perşembe) günü, Taksim’den Osmanbey’e “doğru tercih” için herkesi yürüyüşe davet ediyorum.

Hrant Dink davasında mahkeme karar verdi: Örgüt yok. Doğrudur, örgüt yok, kadim Anayasa var!

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar