Sivas davası kararı: Anayasal düzenin teşhisi!

  • 16.03.2012 00:00

Ankara 11 Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sivas Katliamıyla ilgili verdiği karar Türkiye anayasal düzenini ilk defa yargısal yolla ve farkında olmadan doğru bir şekilde teşhis ediyor! Tartışmalar zamanaşımı süresi ve kamu görevlilerinin yargılanıp yargılanamayacakları noktasına kilitlenmiş olsa dahi zihniyet devriminin yapı taşlarından birini döşüyor.

Hatırlayalım, dava “Laik Anayasal Düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla açıldı. 33 idam cezası çıktı. Yargılama ile bize dikte edilen gerçeklik şuydu: Sivas’ta şeriatçı bir kalkışma gerçekleştirilmiştir. Eylem devlet düzenine karşı işlenmiştir. Yargı gereğini yapmıştır!

Alevi yurttaşlarımızın, aydınlarımızın, yazarlar, şair ve ozanlarımızın cinayete kurban gitmesi kararın esasında etkili değildir. Sivas davasını “Alevilik” üzerinden okuma çabası haklı bir çaba olmakla birlikte, devletin okumasına bakıldığında, bu eylemler ve yargılamalarla devletin kendini restore ettiği görülüyor.

Ve mahkeme bu suçun vasfını yeniden değiştiriyor ve suçu “insanlığa karşı işlenmiş suç” olarak tanımlıyor.

Bu ne anlama geliyor?

Yeni Ceza Kanunu’nun 77. Maddesine göre kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, eziyet, köleleştirme, zorla fuhşa teşvik etme, cinsel istismar ve sayılı birçok suçun siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi insanlığa karşı suçu oluşturur.

Suçun niteliğine bakıldığında ilk olarak saik öne çıkmaktadır. Yani söz konusu suçlarınsiyasi, felsefi, ırki veya dini saiklerle işlenmesi gerekiyor. İkinci olarak bunun bir plan doğrultusunda, üçüncü olarak da sistemli bir şekilde işlenmesi gerekiyor.

Yani bireylerin tek başına veya toplu bir şekilde gerçekleştirdiği eylemler bu kapsama girmiyor. İlla ki siyasi bir hedef olacak, plan doğrultusunda gerçekleşecek ve sistemli bir icra söz konusu olacak! Yani bireylerin yapacağı şey değil.

Peki bu basit analizi yaptıktan sonra aklımızda bir resim netleşmiyor mu? Dersim’i geçtik. 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs ve sonrasındaki yargılamalar, 12 Eylül öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilen katliamlar ve faili meçhullerin hepsi sistemden doğan, sistemin iradesinin açık veya örtülü olarak kontrol ettiği veya planladığı olaylar değil mi? Yine tüm bu suçların işlenmesinin ardından faillerin yargıdan kurtarılması veya yargı eliyle kurtarılması da sistematik, plan dahilinde ve siyasi saiklerle gerçekleşmedi mi? Başka türlü 17 bin faili meçhul olabilir mi? Ya da 31 Mart ve Menemen Vakalarından sonra sistemin toplumsal muhalefeti yok edip anayasal düzeni nasıl tahkim ettiğini unutmak mümkün mü?

Sivas katliamının yapıldığı 1993 yılından başlayarak Türkiye’nin hangi sürece girdiğini artık çok iyi biliyoruz.

Suçun siyasi saikle, “planlı” ve “sistematik” biçimde işlendiğini artık kabul ettiğimize göre, Sivas Katliamına yol açan irade hangisidir? Madımak Oteli’nin önünde toplanmış binlerce insan mı? Yoksa başka bir güç mü?

İşte mahkeme bu katliamı insanlığa karşı suç olarak tas-nif etmekle aslında bir şeriat kalkışmasının bulunmadığını belirtiyor, insanlığa karşı suç olduğunu kabul ediyor ve tabii ki Anayasal düzeni teşhis ediyor.

Zamanaşımı konusunda örnek gösterilen AİHM kararlarının tamamı otoriter/totaliter rejim sonrası, eski yönetici ve karar verici aktörler ile ilgilidir. Yani “insanlığa karşı suç” ile suçlananlar “fiili yada hukuki” egemenlik kullanan aktörler, dolayısıyla Anayasal düzenle ilgilidir.

İşte Mahkeme farkında olmadan bu tespiti yapmış oluyor.

O halde yeniden oturup düşünmemiz gerekiyor: Bu anayasal düzen içinde yaşarken, zamanaşımı üzerinden yapılacak teknik bir tartışma sistemin kendini restore etmesi amacına hizmet eder. Sivas Katliamı da amacına ulaşmış olur.

Alevileri Sünnileri suçlar, Sünniler Başbağları hatırlatır. Sivas davasından kaynaklanan duyarlılık, “sistemli” ve “plan dahilinde” hareket eden iradenin hedeflerini gerçekleştirilmesi için yeniden araçsallaştırılır. En iyi ihtimalle anayasal düzen içinde birileri ötekinin kafasını kırar, ama oyun devam eder.

Oysa Sivas’ta ve Türkiye’de ağıtlar bu sonuç için yakılmadı.

İnsanlığa karşı işlenen suçları zamanaşımı zırhından kurtarmanın barışçı ve makul yolu, cari antidemokratik anayasal düzeni tüm referanslarıyla tasfiye etmektir. Şimdi duyarlılıkların ötekini “katil” ilan etmenin yerine Yeni Anayasal düzenin inşasına aktarılmasının zamanıdır. Bu şekilde yapılacak olan toplumsal sözleşme mahiyetindeki Anayasaya da geçici bir hüküm eklenerek süreçler yeniden başlatılabilir.

Bu hem toplum vicdanını rahatlatır, hem barışı sağlar, hem de uluslararası hukuka uygun olur. AİHM Türkiye’yi haklı görür.

 
 
 
 
 


 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar