• 13.12.2021 06:32

Yazmasam kendi yüzüme bakamam, yazmasam suça ortak olurum, dediğim konular birikince, öfke, çaresizlik, vicdan yükü altında eziliyorum; yazamıyorum. Sonra suskunluğumdan utanıyorum, bugün olduğu gibi yazmaya oturuyorum.

Zalim, vahşi, sapık faşizan zihniyetin çürüttüğü bir toplumda yaşıyoruz. Çürüme baştan aşağı yayılıyor. Dört beş yıl önceydi; kin ve nefret söyleminin yükseldiği; şiddetin, işkencenin, ölümün kadınlara, çocuklara, bütün ötekilere, kedilerden kuşlara uzandığı günlerde, “toplum cinnet geçiriyor”, diye yazmıştım. Cinnet hâli, muktedirlerin kendilerinin de yabancısı olmadıkları o zalim, vahşi, sapık zihniyeti palazlandırmalarıyla bugün bütün toplumu pençesine almış durumda. Meğer o günlerde cinnetin henüz başlangıcındaymışız. Mecazi anlamda söyleyecek olursak bugün toplum kafasında huni, elinde kanlı bıçakla dolaşıyor.

Aysel Tuğluk’un kararan belleği

Aysel Tuğluk, beş yıl kadar önce HDP eş genel başkanıyken tutuklandığında sapasağlamdı. Şimdi ağır bellek sorunlarıyla boğuşuyor. Başka türlü söyleyecek olursak, belleği silindi. Hafızası kendini kapattı, çünkü kendisine yaşatılanları hatırlasaydı yaşayamazdı.

Ne olmuştu Aysel Tuğluk’a?

2017 yılında anacığı yaşama veda ettiğinde cenazesine katılmasına izin verilmişti. Ancak cenaze defnedilemedi, o iğrenç zihniyetin taşıyıcısı bir güruh mezarlığı bastı, cenaze merasimine katılanlara saldırdı. Sadece taş, tuğla atmak değil havaya ateş etmek dâhil, polisin müsamahalı gözetiminde her türlü rezilliği yaptı. Bununla yetinmediler. “Burası Sünnî mezarlığı Alevileri buraya defnettirmeyiz” diye böğüren saldırganlar - patronları uyarmış olmalı- “Burası Ermeni toprağı değil Türk toprağı” naralarıyla, küfürlerle, her türlü aşağılık saldırganlıkla cenazeyi mezardan çıkardılar. Kürt hareketinin en barışçı insanlarından biri, iki halkın “ortak vatanda ortak yaşam” umudunun taşıyıcısı Aysel Tuğluk bunlara şahit oldu, o korkunç anları, yaşadı ve hücresine döndü.

Onun belleğini karartmasına yol açan; sadece annesinin cenazesine yapılan dine,  ahlaka, insanlık değerlerine saldırı değil, halklar arasında barış ve ortak yaşam idealinin -ki o, bu ideali hayata geçirmek için ağır bedeller ödemişti- bir kez daha yerlebir edilmesiydi.

Saldırganların elebaşısının, İçişleri Bakanı Soylu ile fotoğrafları çıktı. Bu nedenle istifası istenen Soylu’nun: “Ben bir fotoğraf ile istifa edecek adam değilim. Onlar yerelin eşraflarıdır, fotoğrafımın olması doğaldır” mealindeki sözleri hatırlardadır. Sadece üçü tutuklu yargılanan 19 kişinin; bir halka, bir mezhebe yönelik hakaretten, ölüye diriye saldırıdan, nefret suçundan değil, “İnanç, düşünce, ifade hürriyetinin kullanılmasını engellemekten” ve “Toplantı, gösteri yürüyüşleri yasasına aykırı davranmaktan” yargılandıklarını; tutuklu “eşraftan” üç sanığın  ilk duruşmada serbest bırakıldıklarını da hatırlayalım.

O “eşraf”ın ve muktedir destekçilerinin zihniyeti ile hücresinde intihar eden/öldürülen(?) Garibe Gezer’e cenaze arabasını çok gören, cenazeyi almaya gelen aileyi “Alın ölünüzü gidin” diyerek aşağılayan zihniyet; insanlarımızı zehirleyen, ülkemizi cinnet toplumuna dönüştüren zihniyet aynıdır: Türkçü faşist, etnik ayrımcı, insanlık değerlerine olduğu kadar dinî değerleri de hiçe sayan, ahlak vicdan tanımayan zorbaların zihniyeti.

Kendimizle yüzleşelim: Biz ne yapıyoruz?

Peki bizler: Hak, hukuk, adalet, eşitlik diyen; kadın hakları, insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi cafcaflı sözleri ağzından düşürmeyen, ülkenin halleri karşısında duyarlı olduğunu iddia eden bizler, ne yapıyoruz bu zihniyet ve bu olaylar karşısında?

Kendimizle yüzleşelim: Anlı şanlı, gerçekten övgüye değer kadın hareketimiz, muhalif medyamız, sivil toplum,  münferit karşı çıkışlar, benim gibilerin aslında vicdan rahatlatmaya yarayan birkaç yazısı dışında ne yaptık? Mesela Aysel Tuğluk için,  mesela Garibe Gezer’in ölüsüne dirisine yönelen saldırılara karşı?  HDP’li kadın milletvekillerinin Meclis’teki Garibe Gezer protesto eylemine CHP’li kadın milletvekillerinden katılan oldu mu? Neden muhalefet deyince her konuda sesi gürleyen Meral Hanım dut yemiş bülbül? Neden İzmir’deki HDP merkezinde, bir elinde silah öteki eliyle bozkurt işareti yapan katilin öldürdüğü Deniz Poyraz cinayetinde olduğu gibi suskun?

Shakespeare’in Venedik Taciri eserinde Yahudi tefeci Shylock’un unutulmaz repliğinde dile getirdiği: “Çünkü Yahudiyim ha!” yı anımsayarak, “Çünkü onlar Kürt ha!” diyorum.

Kadın olmak da gerekmiyor, olup bitenler kadın meselesi değil; insanlık, ahlak, vicdan meselesi; bir kesimin genetik kodlarına işlenmiş faşizan etnik milliyetçiliği aşamama meselesi. Vatan, millet, Türklük, din maskesi altında her türlü ahlakî değeri ayaklar altına alan bu gerçek terörist bölücü tetikçilere ve onları kullanan iktidara karşı, Türk, Kürt, Ermeni, vb. ayrımlarını aşan bir cephede buluşamama meselesi. Bu zihniyetle araya gerekli mesafeyi koyamama meselesi… Terörü, şiddeti defalarca en açık şekilde reddeden HDP’ye dönüp ikide birde “terörle arana mesafe koy” diyenler, faşist terörle, etnik milliyetçi katillerle aralarına mesafe koymakta neden bu kadar isteksizler? Korkudan mı ideolojik kökleri, genetik kodları yüzünden mi?

Vicdan İttifakı’na ihtiyacımız var

Ne millet ittifakı, ne demokratik ittifak! Vicdan ittifakına ihtiyacımız var. Sağı, solu, ideolojileri, siyasal, dinsel, etnik aidiyetleri aşan bir ittifak. Cephe hattının: Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesini mezarından çıkaranlar, onları destekleyip, palazlandırıp ortaya sürenlerle, bundan utanan, utanmakla kalmayıp sesini yükseltenler; yani iyilerle kötüler arasından geçtiği bir ittifak.

Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak, yaşananları unutarak susturdu; Garibe Gezer hayatına son vererek. Bizler unutmayalım, susmayalım, hatırlayalım ve hatırlatalım. Hatırlamakla, hatırlatmakla kalmayıp bu ölümcül zihniyeti taşıyan iğrenç yaratıklara ve o zihniyetin sahipleri muktedirlere karşı, önyargılarımızı yenerek Vicdan Cephesi’nde kenetlenelim.

Ümit Kıvanç’ın Duvar’da çıkan 11 Aralık tarihli yazından daha iyisini yazamayacağım için, burada bırakıyorum.