• 10.01.2022 09:32

Özel sorunlar, uğraşlar, sağlık kaygıları yüzünden bir süre siyaset dedikodusundan - Erdoğan-Kılıçdaroğlu atışmalarından, öze dokunmayan, değişim yaratmayan, çözüm umudu vermeyen bütün bu laf kalabalığından- uzak kalıp da “normal yurdum siyaseti”ne dönünce, karşıma “sokak” polemiği çıktı. Kazakistan’daki halk ayaklanmasından ödü kopmuş Erdoğangiller CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu, kitleleri kışkırtıp sokağa sürmeyi planlamakla, 15 Temmuz’u hatırlatıp darbecilikle itham ediyor, aba altından değil, açık açık sopa gösteriyorlardı.

Buraya kadar sorun yok; bir Erdoğan-Bahçeli klasiği. Sorun CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın başat figürü Kılıçdaroğlu’nun cevabında: “Bizim kitabımızda sokağa çıkmak diye bir şey yoktur. Tam tersine arkadaşlara sokağa çıkmayacaksınız, taşkınlık yapmayacaksınız, sandığı bekleyeceksiniz diyoruz.”

Sokak nedir, ne değildir?

Öncelikle “sokak”tan ne anladığımızda uzlaşmalıyız. Çapulculuk, yakıp yıkma, çatışma, başıbozuk isyan mı? Yoksa kitlelerin adaletsizliğe, hukuksuzluğa, baskıya, eşitsizliğe, yokluğa yoksulluğa karşı protestolarını, hak taleplerini topluca dile getirmek için giriştikleri eylemler mi?

Erdoğan, her türlü kitle eylemine kendi iktidarına karşı komplo gözüyle bakıyor, Gezi’den beri tutulduğu paranoya, kitlelerdeki memnuniyetsizliğin yükselmesine, desteğinin azalmasına paralel olarak derinleşiyor. Reis’in, kendisinin mobilize ettiği kitleler dışında toplu eylemlerden ödü kopuyor. 15 Temmuz’da darbe teşebbüsüne karşı halkı sokağa kendisinin çağırdığını (Amacından sapan kanlı ve acı olaylara rağmen darbenin püskürtülmesine olanak sağlayan bu kararının demokrasi adına doğru olduğunu düşünenlerdenim) unutuyor. Ayrıca da, ama toplu açılış, ama AKP toplantısı, ama şu ama bu nedenle “şahsı” hep sokaklarda, meydanlarda. İkide birde de adamlarını -“bizimkiler” dediklerini-, sokağa salma tehdidi savurmaktan geri durmuyor.  

Kitlelerin mecazi anlamda sokak diye ifade edilen toplu gösteri, miting, protesto, yürüyüş, basın açıklaması gibi hak arama ve istemlerini ifade etme eylemleri Anayasa’nın 34. maddesiyle düzenlenmiş demokratik bir haktır. Bu anlamda, her barışçı gösteri anayasanın teminatı altındadır ve yasaklanması anayasa ihlalidir. Tabii bizdeki gibi anayasa zımnen askıya alınmamışsa ve bizzat iktidar tarafından ihlal edilmemişse…

Barışçı, demokratik kitle eylemlerinin (sokağın) provoke edilmesi, istenmeyen olaylara sahne olması, acı örnekleriyle bildiğimiz gibi her zaman mümkündür. Böyle durumlarda devletin-iktidarın görevi eylemi değil provokasyonu engellemek, provokatörleri tecrit edip eylemcileri korumaktır. Muhalefetin sokak çekingenliğinin bir nedeninin de bizde bunun hep tersi olmasından, provokatör ve saldırganların korunup saldırıya uğrayanların haksız çıkartılmasından kaynaklandığını düşünebiliriz. Ancak, güçlü bir muhalefet kitle eylemlerine sahip çıktığı ve yönlendirdiği oranda bu riskler ve kaygılar azalır.

Kitabımızda sokak da sandık da vardır

CHP Genel Başkanı, Erdoğan’ın oltasına takılıp “Sokak kitabımızda yoktur” derken bunları bilmiyor mu? Biliyor kuşkusuz, ama CHP’nin yakın tarihindeki en önemli ve anlamlı eylem olan Adalet Yürüyüşü’nü gerçekleştirmiş Kılıçdaroğlu, son günlerdeki Kazakistan olaylarının da etkisiyle ne yazık ki Erdoğan’ın sokak algısına teslim oluyor. Aman bize terörist demesinler, aman bozguncu görünmeyelim, devlet (partisi) geleneğimize ters düşmeyelim, hele de ittifakın sağ kanatlarını ürkütmeyelim kaygısıyla Erdoğan-Bahçeli zihniyetinin saldırganlığı karşısında defansta kalıyor. “Sen anayasayı ihlal ediyorsun, demokratik hakları elimizden almak istiyorsun, anayasa suçu işliyorsun. Sokağa da çıkarım meydana da, halkın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kimselere çiğnetmem!” diye kükremek yerine sokağa çıkmama teminatı veriyor.

İyi yapmıyor; çünkü bilmeden, istemeden de olsa Boğaziçi öğrencilerinin direnişini; işçilerin mitinglerini, yürüyüşlerini; sularını, ormanlarını, topraklarını doğa talanından korumaya çalışan köylülerin direnişlerini, sokaktan çekinmeyen kadınların eylemlerini, bütün toplumsal hareketleri “kitap dışı” sayarak kriminalize ediyor. Maksadı bu olmasa da böyle yansıyor. Oysa muhalefet -yalnız veya ittifak halinde- gerçekten iktidara talipse, meydanlardan, kitle eylemlerinden geçmeden, halkla birlikte sokaklardan meydanlardan seslenmeden, halkın bağrından kopan çığlığı kitlelerle birlikte seslendirip en geniş halk kesimlerine iletmeden iktidar alınmaz, alınsa da korunamaz.

Oturulan yerden sandık duasına çıkmakla, kamuoyu yoklamalarından medet ummakla, nasıl yapacağınızı söylemeden “ bize güvenin, her şey iyi olacak” demekle, oyların pişip ağzınıza düşmesini beklemekle iktidar ve demokrasi mücadelesi kazanılmaz.

Sizin kitabınız hangisidir bilmem ama demokrasi mücadelesi kitabında sokak da, meydanlar da, sivil itaatsizlik de, kitle eylemleri de, sandık da vardır. Hepsi birbirini tamamlar. Muhalefete düşen sokağı reddetmek değil öncülük etmek, yönlendirmek, örgütlemek, barışçı demokratik sınırlar içinde tutmaktır. Şiddete, çatışmaya kapalı örgütlü halk hareketlerinden, kitle eylemlerinden korkulacak bir şey yoktur. Kitle ne kadar büyük, eylemler ne kadar güçlü ve yaygın olursa provokasyon tehlikesi de o kadar azalır. CHP’nin Adalet Yürüyüşü, Maltepe Mitingi, son Mersin eylemleri, vb. bu konuda yeterli örnektir.

Meydanlardan yükselen sesler güçlendikçe koroya yeni sesler katılır. Seçim anketlerinde, kamuoyu yoklamalarında ürkütücü bir hayalet kimliğine bürünen “kararsızlar” da duyar o sesi. Söylenen güzel bir türküyse, dertlerine dermansa, hele de temenniden ibaret değil de inandırıcıysa türküyü benimser ve kararını verir.