• 15.11.2012 00:00

 

Ülke olarak bıçak sırtında değilizDOÇ. DR. DENİZ GÖKÇE  Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde 2007’den bu yana öğretim görevlisi olarak görev yapan Deniz Gökçe, hem Türkiye ekonomisi hem de uluslararası finans ve ekonomi alanlarında yazılar yazıyor, konferanslar veriyor. Uzun yıllar ekonomi programı Eko Diyalog’un yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenen aynı zamanda spor yazarı ve yorumcusu olarak tanınan Gökçe, akademisyenliğinin yanı sıra halen Akşam gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.

Türkiye’nin iktisat alanında en renkli simalarından biri olan ekonomi analizleri kadar spor yorumculuğu ile de beğeni toplayan Deniz Gökçe ile, bu hafta Türkiye ekonomisinin genel resmine baktık. Türkiye’nin en önemli kırılganlığı ve en ciddi sorunu olarak cari denge açığını gösteren Gökçe’ye göre, Türkiye, yüzde 10 gibi, yüzde 8.5 gibi büyüme rakamlarını “iç talebi ve krediyi azdırarak” elde etti. Türkiye, ekonomisi itibariyle kendisine benzeyen ülkeler arasında en az tasarruf edenlerden biri. Gökçe, Türkiye için bu anlamda “küçük Amerika” benzetmesini kullanıyor. Gökçe, Türkiye’nin bugüne kadar dış denge açığını yaşanan krizlerle düzelttiğini ancak, bu kez açığın ekonomi yönetiminin aldığı önlemlerle düzeltildiğini, bunun ardından da rating iyileşmesinin geldiğini ifade ediyor. Gökçe’ye göre, Türkiye ekonomisi şimdiye kadar bıçak sırtında oturuyordu ama ekonomi yönetiminin aldığı doğru kararlarla ülke ekonomisi artık bıçak sırtında değil. En büyük şansı, Merkez Bankası kadrolarının öteden beri güçlü olması olarak gösteren Gökçe, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın yerine düşündüğü favori adayının ise Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakcı olduğunu söylüyor...

Türkiye’de ekonomide hem iç hem dış dinamiklerin etkisiyle kırılganlık yaşanan bir dönemdeyiz. Yılbaşında konan büyüme, enflasyon, işsizlik rakamları hedeflerini yılsonunda yakalayamayacağız gibi görünüyor. Ancak, buna rağmen geçen hafta Fitch’ten not artışı geldi. Bu genel çerçeve içinde ekonominin genel durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye 1994 ve 2001’de kendi çıkarttığı krizleri yaşadı. Tabii ben ekonomi gözlüğü ile bakıyorum siyaset ayrı... 1994’te ve 2001’de dünyada hiçbir yerde kriz yoktu. Biz bu açıdan şanslıydık. Dolayısıyla Türkiye’ye yardım etmek ucuz ve kolaydı. 2011 krizi, 1994’e göre çok daha ağır bir krizdi. 1994’te üç tane banka battı, 2011’de 30 banka battı, banka sistemi yarıya indi. 2011 krizinde Türkiye için önemli iki tane hamle oldu. Birincisi, ABD ve Avrupa, “Türkiye’nin kurtarılması lazım” dedi ve bunun sonucu olarak Amerikalılar Avrupa’ya “Türkiye’yi AB’ye almak üzere girişim yapın, adaylığını kuvvetlendirin” şeklinde baskı yaptı. Bu tabii moral düzeltici birşeydi. Bir de “IMF’ye 40 milyar dolar ver” emrini verdiler. Çünkü, biz 1994’te IMF ve Dünya Bankası’nı küstürmüştük. 2001 krizinde bir de Kemal Derviş geldi. Sonuçta ortaya tutarlı bir paket çıkartıldı ve banka sistemini kurtardık. IMF’den gelen paranın 20 milyar doları kamu, 20 milyar doları da özel bankalara harcanan paranın deliğini kapattı. O parayı 10 yılda geri ödedik. Şu anda IMF’ye 1 milyar dolar civarında borcumuz kaldı. Peki bu nasıl oldu? Türkiye vatandaşları Gelir Vergisi ile Kurumlar Vergisi ödemeyi sevmez. Taksi şoföründen doktoruna, öğretim görevlisinden tüccarına kimse vergi vermeyi sevmez. En adil vergi toplama yöntemi KDV ve ÖTV ile olandır, herkesten aynı oranda alınır çünkü. Dolayısıyla büyük bir KDV reformu yapıldı. Yediğiniz yemekten aldığınız tüpgaza kadar vergi toplandı ve müthiş bir vergi hasılatı oldu. Bütçe açığı oranı GSMH’nın yüzde 12’sinden yüzde 1.5 civarına düştü. Derviş’le başlayan ve tek partiyle devam eden süreçte kamuda borçluluk oranı da yüzde 80’den yüzde 40’ın altına indi.

Ekonomi o süreçten bu yana iyi yönetiliyor yani?

Biz tabii koalisyon yönetmekte çok beceriksiz olduğumuz için tek parti hükümeti müthiş bir “blessing” yarattı, bütçeyi, borcu vs. toparladılar. IMF parasıyla banka sistemini tamir ettik, KDV ile de bütçe ve borcu düşürdük. Geldik 2008 krizine... Orada banka batmadı. Kamu maliyesinde de sorun yok. Bunların dışında Türkiye’nin bir tek noktası kaldı, o da dış denge sorunu, yani cari denge dediğimiz. Türkiye’nin normalde ortalama büyümesi yüzde 5’tir. Cari dengenin de yüzde 5 açık vermesini kaldırabilir. Cari denge açığının çok yüksek olmaması lazım yani. Bunu şöyle hesaplayabiliriz. Türkiye’nin toplam GSMH’sı kabaca 800 milyar dolar. Bunun yüzde 10’u kadar bir cari denge açığına geldik 2010-2011’de. Çünkü 2010’da normalin iki misli şeklinde yüzde 10 büyüdük, 2011’de de yüzde 8.5 büyüdük. Bu, ayda 10 bin liralık gelirle 30 bin liralık hayat yaşıyorum ve 20 bin lirayı da tefeciden alıyorum gibi birşey. Yani dış tasarruf. Bu, tabi ki sürdürülemez bir şey.

Dünyadaki likidite bolluğunu Türkiye iyi kullandı diyebilir miyiz?

Likidite olmasaydı da vereceklerdi. Türkiye’deki faiz herkesten yüksek. Kendi ülkesinde yarım, 1, 1.5 faiz alan buraya geldi mi 5.5, 6 alıyor. Bir de dışarıdan bu tarafa sıcak para ve doğrudan yatırım geldi.

Gelişen ve gelişmekte olan ülkelerle kıyasladığınızda büyüme rakamlarında Türkiye tam olarak nerede duruyor?

2012’de Türkiye’nin büyümesini yüzde 4’e düşürmesi öngörülüyordu. Yüzde 8.5’ten yüzde 4’e. Bu niçin öngörülüyordu, cari dengeyi küçültmek için... Türkiye 2011 sonunda 77 milyar dolar cari açık verdi. Çin, Hindistan, Rusya, Endonezya bunlar gelişen ülkeler. Gelişmiş ülkelerin hepsi zaten perişan, Avrupa da hiçbir şey yapamıyor. Dünya yüzde 3.3 büyüyecek, gelişmiş ülkeler yüzde 1.3, Avrupa negatifte ve Avro Bölgesi’ndeki ekonomisi güçlü ülkeler ekside. Gelişen ülkeler 5-6 civarında büyüyecek. Türkiye’nin sınıfındaki ülkelere bakarsak, Meksika ABD’nin komşusu yüzde 3.3-3.5 büyümesi öngörülüyor. Gelişmiş ülkelerde bir tek Kanada ve ABD iyi gidiyor. Meksika, onların NAFTA’da ortağı. O da iyi gidiyor. Türkiye 2011’de yüzde 8.5’ten yüzde 3’e düşüyor, Güney Kore yüzde 3.6’dan yüzde 2.7’ye, Güney Afrika yüzde 3.1’den yüzde 2.6’ya geriliyor. Bu krizde hiç negatif büyüme görmeyen Polonya yüzde 1.4’e, Brezilya 1.5’e ve Arjantin 2.6’ya düşüyor. Türkiye’nin geldiği nokta kabaca Güney Kore ile Meksika arasında bir yerde. Nasıl oldu da bu böyle oldu?

Bütçe açığı 2008’de 1.8’e inmişti, Avrupa’da en iyiydik. 2009 krizinde battık ve toparladık; açık yine 1.4’e indi. Borç stoğu da 70’li rakamlardan 36’ya indi. Türkiye’de banka sorunu yok, kamu maliyesi sorunu yok ama dev bir dış sorun var. Türkiye’de 2001’den beri yapılması gerekenler yapıldı. Ekonomide, tek parti hükümeti olmak çok büyük bir avantaj. Turgut Özal’dan bu yana kimseye nasip olmamıştı. Bir de biz krizi erken yaşadık, dünya da yardım edebilecek durumdaydı. Bugün bizde kriz olsaydı, aynen İspanya ya da İtalya gibi olacaktık. Zamanlamada şanslıyız. Türkiye düzlükte kaldı ama dış denge hariç.

Türkiye’de cari denge açığı neden düzeltilemiyor?

Türkiye’nin şöyle belaları var: Cari denge açığı 2011 sonunda 77 milyar dolar. 54 milyar doları enerji açığı. Açığın iki bölü üçü enerji. Dolayısıyla biz enerji fiyatları yükseldikçe batıyoruz o zaman diğer ithalatımızı kısmamız lazım, onun için de büyümeyi kısmamız lazım. Bir de kredi artışı olunca Türkiye’de... 2009’da aşağı düştük 2010 gibi büyümede tekrar trendi yakaladık. Şimdi biraz trendin altına düşürmek zorundayız. Kredi stoğunun GSMH’ya oranındaki değişim 2009’da çok düştü, ondan sonra tarihsel zirveye çıktı 2011’de. GSMH’ya oranı olarak yüzde 10’u aşıyordu. Cari açık da krediye paralel olarak yükseldi. Krediyi alan ev alıyor araba alıyor, şiştik. Dayandılar krediye. Krediyi yüzde 40 artıştan yüzde 16’ya düşürdüler. Kredi düşünce araba satılmıyor, konut satılmıyor, ekonomi yavaşlıyor. Peki, bu neden oldu? Biz yüzde 10, yüzde 8.5 büyümeyi, iç talebi ve krediyi azdırarak yapmıştık. Bu, millet tasarruf yapmıyor demek. Türkiye’nin tasarrufları yüzde 12’ye düştü. Tam bir küçük Amerika.

Çin’de tasarruf yüzde 50. Güney Kore, Endonezya, Tayland, Filipinler, Arjantin vs. tasarruf oranı yüksek ülkeler. Haddini bilmez bir alay tüketici. Bütün Akdeniz ülkeleri, bütün Ortadoğu böyle. Esas gerçek bu. Bastık frene o zaman. Frene basınca ne oluyor? Sanayi üretimi yatay gidiyor. Kapasite kullanım oranı da düşmeye başlamıştı. Çok aşağı inince, daha fazla aşağı gitmeyelim diye, düzeltme süreci başladı. Kapasite kullanımı yatay, sanayi üretimi arttı, rating düzeliverdi.

1994 krizinde cari denge düzeldi, çünkü kur patladı, ithalat durdu, üretim durdu, sefillik ve işsizlik başladı. Kimse tüketemeyince, o zaman düzeliyor. Giren para da çıkıyor. Sonra biz tekrar başlıyoruz hafif hafif tüketmeye. 1997’de Asya krizi ve 1998’de Rusya moratoryumu cari dengeyi düzeltti. Biz hep krizle cari dengeyi düzeltiyoruz. 2001’de Türkiye yine müsrifti, yine sıcak para geliyordu. 2001 krizi geldi yine düzelttik. Ondan sonra yavaş yavaş büyümeye başladı. 2009-2010-2011’de GSMH’nın yüzde 9’u kadar sıcak parayla yüzde 10’una yakın cari denge açığı vardı. Burada, Türkiye karar verecekti ya bir kriz daha yaşayacaktı, kurlar patlasın diyecekti ya da düzeltecekti.

Doğrusunu mu yaptılar?

Evet. Şansımız şu, ekonomi yönetimi iyi. Ali Babacan ve arkasında Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakcı. Babacan, çok önemli bir adam. En iyi okullardan, en iyi derecelerle mezun olmuş. Eğitimi çok iyi bir, kavga etmiyor iki. Öğreniyor, üç ayda bir İstanbul’a geliyor, iktisatçıları topluyor. Durum budur, şunları düşünüyoruz diyor. Paylaşıyor, anlatıyor, done veriyor. Erdoğan, “faiz düşsün kur böyle olsun” diyor ama onu dinliyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, AKP’de üç dönem üst üste milletvekilliği yapma kuralından vazgeçilmeceği yönünde net bir açıklama yapmıştı. Gelecek dönem ekonomi yönetiminden Babacan giderse ne olur?

Ali Babacan’nın ekibinden ve Merkez Bankası ekibinden birisi iş başına gelebilir. Kamu politikasında önemli olan geçmişteki hafızayı kaybetmemektir. Yine tek parti hükümeti olursa ki, öyle görünüyor, ekonomi açısından çok büyük avantaj. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın süre ve yaş sorunu yok, o gidebilir. Hazine Müsteşarı Çanakcı da gidebilir. Bana desen ki, seçimi yine AKP kazanacak kimi getirsinler, ben Hazine Müsteşarını atardım. Çünkü, o Babacan ile birlikte bu işlerin arkasındaki adam. Merkez Bankası’nın başındaki de çok akıllı bir adam. Maalesef, Türkiye’de entelektüeller ne yapıldığını anlamadılar.

Nedir entelektüellerin anlamadığı?

Eskiden biz enflasyon hedeflemesindeydik. Kısa vade faiziyle sadece enflasyonu kontrol ediyorduk, sınırlı sorumluydu Merkez Bankası. Fakat şimdi kurlar dünyadaki durum nedeniyle oynamaya başladı. Hem kuru hem faizi birarada kontrol edemezsin. Ya kuru ya faizi sermaye hareketine göre kontrol edersin. İkisini birden kontrol edecek bir mekanizma kurdular. Merkez Bankası buna “koridor” diyor. Sıcak para Türkiye’ye geldiğinde, 2010’da yüzde 5-6 faizle Merkez Bankası’na yatırılıyordu, dışarıda faizler yüzde 1.5 iken. Burada eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, müdahale etti, faizi yüzde 1.5’e indirdi. Kısa vadeli faizler aşağı indi. Ağustos 2011’de ABD’nin ratingi düşüp Avrupa da kötüye gidince, faizi yeniden yükselttiler. Yukarıya kaldırdılar çünkü döviz kurları zıplayınca, faizi yükseltmek lazım.

Faizi yükseltmeden yükü bankalara bindirerek yaptılar. Piyasa faiziyle değil bankaların faiziyle oynadılar. Geçen hafta gösterge faizi tarihinin en düşük seviyesi olan yüzde 6’lara geldi..

Başbakan hâlâ neden Türkiye’de faizler çok yüksek diyor? Faizin Avrupa’daki gibi yüzde 1’lerde ya da negatifte mi olmasını istiyor?

Onun getireceği sorunlar tam anlaşılmış değil çünkü. Şimdi bir Türk parası zonu yaratma meselesi çıktı. Bir, ülkenin parasının herkes tarafından tutulması için bir ülkenin dünya ticaretinde büyük payı olması lazım. Çin beceremiyor bunu dünyanın ikinci büyük ekonomisi. İki, ülkenin dünya ticaretinde büyük olması ve dövizin kurunu serbest bırakması lazım. ABD’de, Avrupa’da serbest Çin’de değil. Üç, senin paranı tutanın kaybetmemesi için senin paran cinsinden menkul kıymet, hazine bonosu, tahvil olması lazım ki, onu alıp elinde tutacak. Çinlilerin parası hep Amerikan hazine bonolarında duruyor. Dört, hiçbir şekilde faizi ve kuru kontrol etmemek lazım. Bu şartları Türkiye’nin yerine getirmesi 100 yıl sonra olabilir. Türk ekonomisi bölgeye göre büyük, Suriye ile Irak ile kavga etmezsek TL dominant para olabilir. Bugün bunu söylüyor çünkü, seçime gidiyor.

Kredi faizlerinin Türkiye’de büyüme hızları azalıyor, faizleri de düşüyor, bu bir “success story”. Kriz ortamında Merkez Bankası yüklendi ve düzeltti. O zaman ratingi düzelttiler. Ama şart koşuyorlar, Suriye riski gelmesin, cari denge açığı yeniden büyümesin. Burada vurgulanması gereken şey şu, tarihimizde ilk defa dış denge açığını krizle değil, aldığımız önlemle düzeltiyoruz. Diğer zamanlardan farkı bu. Onun için rating iyileşmesi oldu.

Diğer rating kuruluşlarından da not artışı gelir mi?

Ne tip yan etkileri olacak bu düzeltmenin? Ekonomide hiçbirşey bedava değil. Cari denge açığını küçültmek için büyümeyi kısıyorsun, ithalatı kısıyorsun. İthalat üzerinden alınan KDV ve ondan sonra alınan KDV-ÖTV düşüyor. Bütçe açığı o zaman hafifçe büyüyecek. O zaman zam yapacaksın ki, yaptılar. Bütçe açığı yüzde 1.5’ten 2.5’e çıkacak. Enflasyona birden yansımasın ve bütçe açığı büyümesin diye. İşsizlik hafifçe artacak. Bir puan artacak.

Şansımız Merkez Bankası’nın kadrolarının hep güçlü olması. İş dünyasından Müslümanına solcusuna kadar hepsi baskı yapıyor. Tabii ki Türkiye’nin gelir dağılımı bozuk. Dünya bu kaostayken biz gelir dağılımını düzeltebilir miyiz? Mümkün değil. TL dünya parası olabilir mi? Mümkün değil.

Kendinizi Avrupalı fon yöneten bir şirketin yöneticisinin yerine koyun. Türkiye’nin şirketlerden biri tarafından ratingi düzeltildi. Balıklama atlar mısınız? Atlamazsınız. Durup beklersiniz. Yavaş yavaş Türkiye’de devletin ve kurumların borçlanma faizleri hafifçe aşağı iner. Ondan sonra o faizler düşüp biz borç almaya başlayınca bir miktar döviz gelmeye başlar.

Yerli ve yabancı farklı sektörlerde büyük şirketlere hep hazırda tuttuğum ve sürekli güncellediğim 80 slaytlık sunumumla Türkiye ekonomisini anlatıyorum. Risk yok, doğru olanı yapıyorlar siyaset karışık ama az gelişmişliğin bir parçasıdır demokratik davranamayız ülkenin özelliğidir ancak, ekonomi iyi diyorum. Biz her zaman bıçak sırtında oturan bir ülkeydik, şu anda bıçak sırtında değiliz, düzelttiler.

Yılsonunda ekonomide genel olarak nasıl bir tablo bekliyorsunuz?

Büyüme yüzde 3 civarında, cari açık yüzde 7 civarında olur. Bütçe açığı 2.5, borç oranı 36-37. Cari denge açığı yüzde 7 civarında olur. Bu haliyle ekonomiyi sürdürülebilir buluyorum.


[email protected]