• 2.01.2013 00:00

 Bir dönem şehirlerarası otobüs firmaları aralarındaki rekabetten mi yoksa taklitçilikten mi bilinmez ama her hâlükârda inandırıcı olmak için markalarının önüne “öz”“hakiki”“gerçek” gibi sıfatlar eklerdi. Bu standart altı, son derece kalitesiz şirketler, kelle koltukta yolcu taşır, sık sık ölümcül kazalara neden olur ama başkalarının ismini taklit etmekten de geri durmazdı. Katılım sürecinde olduğu AB’nin özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukuk, yargı gibi temel alanlardaki eleştirilerine giderek daha fazla tahammülsüzlük gösteren Türkiye, AB İlerleme Raporu’na karşı kendi raporunu ortaya koyunca, bu otobüs firmalarının hâletiruhiyesi aklıma geldi. Türkiye’ye yönelik endişelere ayna tutan raporu, “AB’nin taraflı raporuna karşılık tarafsız rapor” diye veren medyanın hâli de, en az Türkiye’nin oturup kendi raporunu kendi yazması hâli kadar gülünç...

Türkiye her ne kadar, “bu sadece tepki değil, reform kararlılığının paylaşılması” dese de, AB BakanıEgemen Bağış, aslında esas niyeti şu sözleriyle belli etmiş: “Ülkemizin reform kararlılığını sorgulayanlara bu rapor her cümlesiyle, her sayfasıyla anlamlı bir cevaptır. Bu rapor Türkiye’nin Avrupa perspektifinin de AB reform sürecindeki kararlılığının da mührüdür. Rapor, hem AB değerlerini, hem de üyelik sürecimizi istismar eden çarpık zihniyetlere de Türkiye’nin meydan okumasıdır. Avrupa’da Türkiye’nin reform hızının yavaşladığı, AB perspektifinin kaybolduğu yolunda eleştirileri olanların da başlarını iki ellerinin arasına alarak bir kez daha düşünmeleri gerekir.”

Bu köşede sık sık ele alındığı üzere, Ankara’nın ilerleme raporunda özellikle çevre başlığı altında yer verilen gelişmelere dikkat ettim. En son yayımlanan ilerleme raporunda en önemli değişikliklerden biri, bu faslın adıyla ilgiliydi. Daha önce “Çevre” adını taşıyan başlık, bu yıl “Çevre ve İklim Değişikliği” hâline getirilmişti. Bu, Türkiye’de hiç gündemde olmasa da iklim değişikliğinin artık AB’nin müktesebatına dâhil olması anlamına geliyordu. Ankara’nın raporunda başlık sadece “Çevre” olarak yer almış. Ankara’ya göre, çevre meselelerinde herşey olumlu ve başarılı bir seyirde ilerliyor. Raporda yer alan, “TBMM Çevre Komisyonu, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nı Haziran 2012’de kabul etmiştir. Tasarının 2013’te yasalaşması beklenmektedir. Sözkonusu tasarının AB müktesebatına uyumlu bir şekilde yasalaşması ile Çevre Faslı dördüncü teknik kapanış kriterinin sağlanması konusunda önemli bir gelişme kaydedilecektir” ifadesi ilginç. Oysa, AB ilerleme raporunda, “çevre alanında yatay mevzuatta hemen hemen hiç ilerleme kaydedilmediği, iklim değişikliği konusunda genel politika geliştirilmesi bakımından sınırlı ilerleme kaydedildiği” ifadeleri yer almıştı. Ayrıca, Akkuyu’da yapılacak nükleer santralin ulusal ve uluslararası kamuoyunda kaygı yaratmayı sürdürdüğü belirtilirken, HES’ler ilk kez rapora girmişti. HES’ler için, “Çok sayıda büyük hidroelektrik santralinin inşa edilmesine yönelik planlar için stratejik çevresel değerlendirme veya uygun ÇED çalışmaları yapılmamıştır” denmişti. Su sektörünün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan ayrılmasının ardından, kurumsal koordinasyon konusunda sorunlar yaşandığı dile getirilen raporda, 2B yasasına atıfla,“Bozuk orman alanlarının özelleştirilmesi hakkındaki kanun, Türkiye’deki orman habitatlarının azalacağı yönünde endişelere sebep olmaktadır” denmişti. Ankara’nın raporunda bunların hiçbirine değinilmezken, Akkuyu’ya yönelik sadece ÇED sürecinin devam ettiğine ilişkin muğlâk ifadeler var.

Bu arada, geçen hafta BETAM (Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi) 1998-2012 arasındaki ilerleme raporlarını inceleyerek, Türkiye’nin çevre mevzuatlarının AB ile olan uyumunu ortaya koydu. Dr. Barış Gençer Baykan’ın çalışmasına göre, Türkiye’nin çevre mevzuatları AB mevzuatlarından çok farklı. Bu raporlara göre, Türkiye’nin enerji altyapı projeleri çevresel sürdürülebilirliği olumsuz etkiledi. GDO, nükleer güvenlik, radyasyondan korunma gibi alanlarda ilerleme yok. Endüstriyel kirlenmenin kontrolü, kimyasallar ve iklim değişikliği gibi konularda uyum seviyesi çok düşük. Türkiye’nin, en büyük seragazı emisyonu gerçekleştiren ülkelerden biri olmakla birlikte, 2020 için henüz bir seragazı emisyon azaltım hedefi belirlemediği vurgulanıyor. Türkiye’nin AB mevzuatına uyum sağlamak ve mevzuatı uygulamak için daha fazla adım atması gerektiği anlatılan son raporda, uluslararası iklim müzakerelerinde bağlayıcı kararlar almadığı sürece özel koşullarını bahane ederek iklim değişikliğine karşı ulusal ve uluslararası planda etkin bir mücadele vermekten kaçınmayı sürdürdüğü kaydediliyor.

Türkiye, rating kuruluşunun verdiği not kararını beğenmeyince kendi rating kuruluşunu kurmaya kalkışan, Avrupa’da Schengen vizesiyle sorun yaşayınca kendi bölgesine has Şamgen vizesi fikrini ortaya atan, ilerleme raporunu beğenmeyince oturup kendi “ilerlemesinin” kaydını kendi düşen bir ülke hâline gelirken, belki bu sebeplerle giderek yalnızlaşacak bir yerde duruyor...


[email protected]