• 30.01.2013 00:00

 Türkiye’nin AB vizyonundaki kırılma yeni değil, bu filmi birkaç yıldır izliyoruz. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefiyle ilgili son durumu görmek için geçen yıl ekim ayında açıklanan Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’na bakmak yeterli. Her ne kadar kabullenmesi zor olsa da, hatta iktidar partisine mensup milletvekilleri televizyonlarda yırtıp yerlere de atsa, rapor, üyesi olmak istediğiniz birliğin bir kurumundan geliyorsa biraz durup aklıselimle bakmakta fayda olsa gerek. 

Başbakan Erdoğan’ın, “Putin’e bizi Şanghay Beşlisi’ne alın, AB’yi unutalım dedim” sözleri de esas hedeften ne kadar uzaklaşıldığını göstermesi açısından önemliydi.


Şanghay Beşlisi
 olarak anılan en son Özbekistan’ın katılımıyla Şanghay Altılısı hâline gelenŞanghay İşbirliği Teşkilatı (Shanghai Cooperation Organization) daha çok Rusya’nın yörüngesinde gelişen bir örgüt. Erdoğan tarafından Şanghay Beşlisi ile diyalog kurulması daha önce de gündeme getirilmiş ancak üzerinde fazla durulmamıştı. Türkiye, Haziran 2012’de SCO tarafından“diyalog ortağı” bir ülke olarak deklare edildiğinde de, konu pek fazla tartışılmadı. Ancak, şimdi tekrarlanınca meselenin “şaka” olmadığını anladık. 

Aynı konuşmada Erdoğan’ın, “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü. Ortak değerlerimiz Şanghay Beşlisi’nde” demesinden, niyetinin ipuçlarını da görmek mümkün. Aslında, Erdoğan, Türkiye’nin neden Şanghay Beşlisi’nde yer almak istediğini samimi bir şekilde izah ederse, Türkiye’nin geleceği için hedeflediği konumu da ortaya koymuş olur. Otoriter kalkınmacı, insan haklarıyla işi olmayan bu altı ülkenin oluşturduğu bir örgütün getirilerini, hitap ettiği hinterlandın genişliğiyle açıklamak son derece güdük kalacaktır. Zira, örgütü AB’den en keskin ve net şekilde ayıran Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sıralanan hak ve özgürlüklerden muaf bir “dikensiz gül bahçesi” olma hâli. Kendi kurallarını kendi koyan, evrensel değerleri, uluslararası hukuk ve normları hiç sayan kendi hukukunu kendi eliyle yaratan klasik bir otoriterlik hâli...


Belli bir bölgedeki askerî ve ekonomik güvenliğin sağlanması amacıyla kurulmuş bir örgütü, kuruluşunun temeline, bütün eksikliklerine rağmen insanı ve barışı almış AB ile kıyaslamak, birini diğerinin alternatifi gibi sunmak Türkiye’nin genel anlamda dış politikası açısından da sorunlu.
 Uzun dönem dış politikasını AB üyeliği perspektifine yerleştiren Türkiye’nin bu hedeften vazgeçerek başka arayışlara yönelmesi zaman içinde onarılması güç durumlar yaratabilir. 


Süreç içinde yaşanan avro kriziyle birlikte AB büyük zorluklardan, özellikle finansal sisteme yönelik sorgulamalardan geçiyor olabilir. Ancak, AB’nin kuruluş nüvesini oluşturan anayasal temelli hak ve özgürlüklerde herhangi bir tereddüt ya da geriye düşüş sözkonusu değil.
 Muhakkak ki, kriz döneminde kendi derdine düşmüş bir Avrupa’nın da Türkiye’nin AB hedefine yönelik bir perspektif sunamadığı eleştirisini getirebiliriz. 

Onlar da işin farkına varmış olacaklar ki, AB’nin önde gelen liderleri de sorunlu geçen Kıbrıs dönem başkanlığının ardından İrlanda’nın dönem başkanlığında Türkiye’nin artık müzakereye geri dönmesini görüşüyor


Liderlerden sıcak mesajlar

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile biraraya gelen AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, İrlanda dönem başkanlığında en az bir müzakere faslının açılmasına desteklerini dile getirdiler. Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin sürmesine büyük önem verdiğini söyleyen Merkel, bu doğrultuda Fransa ile temasta bulunacağını açıkladı. Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı döneminde Fransa beş faslın müzakere edilmesini veto etmişti. Ancak, François Hollande’ın Türkiye’nin AB üyeliğine Sarkozy gibi bakmadığı da belli. Hazır, liderlerden böyle mesajlar geliyorken, soğumuş olan AB sürecini yeniden canlandırarak, lehine çevirmek Türkiye’nin elinde. Muhtemelen, ilk olarak açılmaya hazır olan 17. fasıl Ekonomik ve Parasal Politika yani “avro” ile başlanacak. Faslın müktesebatı temel olarak, üye devletlerin merkez bankalarının bağımsızlığı, kamu sektörünün merkez bankaları tarafından finansmanının yasaklanması ve kamu kesiminin finansal kurumlara imtiyazlı erişiminin önlenmesi konularını kapsıyor. Türkiye açısından bu faslı müzakereye açarak müzakerelere geri dönmek faslın içeriğinden çok AB ilişkisinin sürdüğü anlamını taşıyacaktır. Hükümet, “Yok avro bize yük oluyor” diyorsa, Başmüzakerecilik ve AB Bakanlığı’nı hemen lağvederek yerine Şanghay Altılısı ile ilişkilerden sorumlu bir bakanlık kurabilir...


[email protected]