• 15.09.2013 00:00

 Geçen hafta dünyanın önde gelen bankaları, son derece kritik bir deklarasyona imza attı. Birleşmiş Milletler bünyesinde düzenlenen Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda yer alan ve Dünya Bankası’nın da dâhil olduğu 43 finans kuruluşu Doğal Sermaye Deklarasyonu’nu (Natural Capital Declaration) imzaladı. Metin ilk kez Rio de Janerio’da 21 yıl önce BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda gündeme gelmişti. 

Bugün pek çok firma, doğal kaynakların hızla tükenmesi pahasına projelerini sürdürüyor. Yaptıkları tahribat küresel ısınmanın ve karbon emisyonu artışının nedenlerinden biri. UniCredit,BBVAStandard Chartered ve Rabobank gibi büyük bankalar, bundan böyle doğayı aşırı tahrip eden faaliyetleri olan firmaların kredi taleplerini geri çevirmeye hazırlanıyor.

Doğal kaynakları israf eden şirketlerin projelerine kredi verilmezse ne olur” düşüncesinden yola çıkarak hazırlanan deklarasyon, finansal hizmet ve servislerin oluşturulmasında “doğal sermaye”nin dikkate alınması için önemli bir bağlayıcılık getiriyor. Aslında bu deklarasyonun hedefinde nihai olarak hükümetler ve yasa yapıcılar var. Yeşil ekonomiye geçişte hükümetlere önemli rol düştüğüne atıf yapan deklarasyon, doğal sermayenin korunmasında bankalardan yatırımcılara bütün finans sektörünün etkin olabileceğinden hareketle bu alanda kamusal düzenleme talep ediyor.

Çevre koruma konusunda hem özel sektörün hem de hükümetlerin sorumluluğu giderek artıyor, ancak bugüne kadar doğal kaynakların israf edilmemesi için yapıcı kararlar alınması yönünde liderlik yapacak bir ülke de ortaya çıkmadı. Bu sebeple özel sektöre daha fazla iş düşüyor, özellikle de bankalara. Doğayı talan eden enerji, ulaşım ya da barınma projelerinin kaderi aslında bundan sonra bu bankaların sayısının artmasına bağlı olacak. Bu durum, hükümetleri de radikal kararlar almaya zorlar mı, bunu gelecekte göreceğiz.

Bu deklarasyon ister istemez Türkiye’yi dev bir şantiyeye çeviren projeleri akla getiriyor. İrili ufaklı projelerin yanı sıra ciddi doğa tahribatına yol açacak üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Kanal İstanbul gibi çılgınlıkta sınır tanımayan projelerin nasıl finanse edileceği artık tartışma konusu. Hasankeyf’teki Ilısu Barajı finansmanında Alman ve Avusturyalı bankaların çevresel duyarlılık nedeniyle çekilmelerinden başka bilinen “iyi örnek” yok. Oysa üçüncü köprü için korkunç bir ağaç katliamı gerçekleşti. Üçüncü havalimanı için ayrılan 9200 hektarın 7800’ü ormanlık alan. Ancak şimdilik banka ve finansman cenahında “çevresel duyarlılık” diye bir şey işitmedik. Bugün itibariyle finansman sıkıntısı Türkiye’nin ekonomik ve siyasi kırılganlığı ile ilgili. Gerek iç gerekse dış kredi kaynakları Türkiye’deki projelere eskisi gibi para vermeye artık pek yanaşmıyor. Yıllar önce Bülent Ecevit, Akkuyu nükleer santral projesinin “yeterli kaynağın olmaması” nedeniyle ileri bir tarihe iptal edildiğini açıklamıştı. Bugün de projeler çevre duyarlılığından değil ama kaynak bulunamamasından dolayı iptal edilebilir. Bunların içinde nasıl finanse edileceği en belirsiz proje üçüncü havalimanı. Bu belirsizlikten ötürü projenin rafa kaldırılıp Atatürk Havalimanı’na iki ek pist yapılması yönündeki planın yeniden canlandırılması konuşuluyor.

Her işte bir hayır var derler ya. 


[email protected]