• 27.04.2014 00:00

 SİNOP- Dün, Çernobil’de 28 yıl önce meydana gelen nükleer felaket, AKP iktidarının ikinci nükleer santral projesini hayata geçirmek istediği Sinop’ta binlerce insanın katılımıyla anılırken, Sinop caddelerinden epey coşkulu “nükleere hayır” sloganları yükseldi. Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santralin, Japonya-Fransa konsorsiyumu ile gerçekleştirilmesi gündemde. Yeni bir Çernobil ya da yeni bir Fukuşima yaşanmasın diye Nükleer Karşıtı Platform’un çağrı yaptığı anti-nükleer mitinge birçok çevre örgütü, sendika, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu destek verdi. 

 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun yakında açıkladığı İl Düzeyinde Yaşam Memnuniyeti 2013 araştırmasına göre, Sinop Türkiye’nin en mutlu ili. Nükleer santralin yapılacağı Türkiye’nin en kuzey noktasındaki İnceburun’un yüzde 70’i orman arazisi. Buraların birinci derecede SİT alanı ve doğal park statüsünde olduğunu söylemeye gerek yok. 150 kuş türünün ve 60’a yakın göçmen kuş türünün konakladığı Sarıkum Gölü, önemli kuş alanı listesinde. Ayrıca Sinop yaklaşık 1600 bitki türüne ve bir tanesi sadece Sinop’a endemik Sinop çiğdemi olmak üzere yaklaşık 120 endemik bitki türüne evsahipliği yapıyor. Bunun yanında Sinop, Karadeniz’de bulunmasına rağmen Akdeniz enklavlarının, yani kendi yayılış alanından uzak bölgelerdeki bitki toplulukların en fazla bulunduğu yer olması nedeniyle de özel bir öneme sahip.
 
Bırakın kente nükleer santral kurmayı şehirde ne bir fabrika ne bir sanayi tesisi, ne de tüten tek bir baca var. Türkiye’de avlanan balığın yüzde 70’i Karadeniz’den, Karadeniz’de avlanan balığın yüzde 30’u Sinop’tan geliyor. Sinop’ta avlanan balığın ise yüzde 70’ini İnceburun’dan çıkanlar oluşturuyor. Yaklaşık 4000 lisanslı balıkçının bulunduğu kentte, en az 16 bin kişi geçimini balıkçılıkla kazanıyor. İşte nükleer santral böylesi bir doğal dokuya sahip bir alana yapılmak isteniyor. Özetle, cennetin ortasında bir cehennem yükselecek yani...
 
Artık nükleer santral karşıtlığı sadece Mersin Akkuyu’nun ya da Sinop İnceburun bölgesinin meselesi değil, tüm Türkiye’nin meselesi. Sinop’taki miting, yerel çevre direnişlerinin zamanla dalga dalga ulusal boyuta uzanmış bir anti-nükleer ve çevre hareketine dönüşmesini görmemiz açısından önemliydi. Katılımcıların çoğunun kadın ve gençlerden oluşması dikkat çekiciydi. Mitinge pek çok ilden katılım olurken, Sinop halkı da mitinge yoğun destek verdi. Doğa koruma alanındaki farklı bölgesel direnişler arasındaki dayanışma, ortak mücadelenin güçlenmesi bakımından gerçek anlamda gelecek vaat ediyor. 
 
Çernobil’in yıldönümünde Türkiye’nin nükleer politikası sadece Türkiye’de değil, Kıbrıs’ta da protesto edildi. Bunlardan biri Mersin’e kurulması planlanan Akkuyu nükleer santral arazisine birkaç yüz kilometre uzaklıktaki Lefkoşa’da Ada’nın her iki toplumunun katılımıyla gerçekleşti. 
 
Nükleer santraller, içerdikleri yüksek riskler yüzünden sigorta şirketlerince sigortalanmadıkları için felaket ve kazalarda oluşan tüm ekonomik maliyet halka yüklenmiş oluyor. Türkiye’de mega projelere Hazine garantisi de getirildiği düşünülünce, olası bir durumda ortaya çıkabilecek tehlikenin boyutunu, bizi nasıl bir felaket senaryosunun beklediğini tahmin etmek zor değil. Üstelik hem Akkuyu’ya Rusların yapacağı VVER 1200 model reaktörün hem de Japonların Sinop’a yapacağı Atmea-1 reaktörünün daha önce denenmediğini de unutmayalım.
 
Nükleer Savaşın Önlenmesi için Uluslararası Hekimler Birliği’nin Almanya şubesince hazırlanan Çernobil nükleer felaketinin insan sağlığına etkileriyle ilgili rapor Türkçeye çevrildi. Raporun ortaya koyduğu en acı gerçek şu ki, çok geniş bir alanı etkileyen Çernobil felaketinin neden olduğu genetik bozukluklar nesiller boyu sürecek. Aynı durum Fukuşima için de geçerli. Türkiye’nin böylesi bir felaketin etkilerinden muaf olacağının sözünü bize kim verebilir ki...