• 4.06.2014 00:00

 Stockholm’de 1972’de gerçekleştirilen ve uluslararası alanda, çevre hakkının dile getirildiği ilk toplantı olarak kayıtlara geçen BM Çevre ve İnsan Konferansı, çevre sorunlarına yönelik politika arayışları açısından bir milattır. O gün alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilir. Çevre hakkı açısından, “İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları temel hakkına sahiptir” ilkesinin yer aldığı bildirinin kabul edilmesi nedeniyle de ayrı bir öneme sahiptir. Çevre hakkına yönelik bu tanımın ilk kullanımının üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen, çevre koruma bir yana çevreyi artan bir hızla kirletiyor, talan ediyor, yok oluşa sürüklüyoruz. Çevre koruma, her zamankinden giderek daha fazla bir insan hakları mücadelesine dönüşüyor.

Dünyayı acımasızca ne hâle getirdiğimizi Ömer Madra, şöyle özetlemişti: “Gezegen kozmik bir şantiyeye dönmüş durumda. İnsanlık, medeniyet inşaatını dev iş makineleriyle sürdürüyor. Tüm akarsular bentleniyor, nehirler, göller barajlanıyor, dağlar kazılıyor, kayalar çatlatılıyor, denizler taranıyor, deniz canlıları radarlarla tüketiliyor, deniz diplerine, ovalara, dağlara, yaylalara su kuyuları açılıyor, taşocakları, kum ocakları, kömür ocakları çalıştırılıyor, boksit, altın, bakır, koltan madenleri, nadir metaller çıkarılıyor, petrol boruları, katran kumu boruları, doğalgaz boruları döşeniyor, demiryolları, karayolları, köprüler, havalimanları yapılıyor, arklar açılıyor, kanallar kazılıyor, yaylalar düzleniyor, yağmur ormanları kesiliyor, orman tabanları ateşe veriliyor, küller ve molozlar denizlere, derelere, çaylara boca ediliyor, geniş topraklarda dev makineler tek kültür tarımı yapıyor, mahsulü ekiyor, biçiyor, ürünü topluyor, ambalajlıyor, gemilere, kamyonlara, trenlere dolduruyor, satıyor ve aldığı paralarla yeni kazılar, yeni inşaatlar, yeni yollar ve köprüler yapıyor...”

5 Haziran Günü, takım elbiseli kravatlı adamlar, bize çevrecinin daniskası olduklarını göstermek üzere etkinlikler düzenliyor, doğa korumanın zerre kadar içselleştirilmediği göstermelik kutlamalar yapıyor. Doğayı yok eden üretim faaliyetlerine sahip pek çok şirket “çevreci” oluveriyor. Çevre deyince aklına sadece çöp depolama ve arıtmadan başka bir şey gelmeyen belediyeler, kırmızı kurdeleler kesiyor. Bisikletle tur atma, otoban kenarlarına ağaç dikme, kaldırımlara çiçekle süs yapma, AVM bahçesinde pil toplama, çocuklara resim yaptırma çevre idrakinin güdüklüğüne verilecek örneklerden sadece birkaçı.  

Bugün, Dünya Çevre Günü çıkış amacından tamamen sapmış, anlamını yitirmiş, doğa düşmanı kapitalistlerin, kampanyalarla ve sosyal sorumluluk projeleriyle çevreci kesilerek, kendilerini aklama gününe dönüştürdüğü bir gün hâline geldi. Çevrecilik doğanın bir bütün olduğu yaklaşımından hareketle, tüm tüketim alışkanlıklarınızdan suyu, elektriği, gıdayı tüketme biçiminize kadar pek çok şeyi kapsar. Kalkınma, büyüme, üretim, tüketim gibi paradigmaların sorgulanmasını beraberinde getirir.

Bugüne dair kutlanacak herhangi bir şey yok, ne Türkiye ne de dünya adına. Kutlamadan ziyade çevre adına ne varsa yok ettiklerimizin ardından durup düşünmenin günü olur olsa olsa... 

AKP iktidarının epeydir alışkanlık hâline getirdiği Meclis’ten geçirilen torba yasaların içine monte edilen yasa ve yönetmeliklerle yaşam alanlarına yasal katliamlar uygulanıyor. Adında çevre, orman, su geçen bakanlıklar eliyle yönetilen bir doğa yıkımı organizasyonu yaşanıyor. Türkiye’nin yarattığı ekolojik tahribat sonucu çevre karnesindeki kırıklar giderek çoğalıyor. 

Gününü göstermek yerine gününü kutlayabileceğimiz bir çevremiz olması dileğiyle...

 [email protected]