• 15.06.2014 00:00

Brezilyadenince, dünya futbolundaki yeri, “sambacı” futbolcuları, kahvesi, Rio Karnavalı, Copacabana sahilleri, bir dönem Türkiye kamuoyunda da gündemi meşgul eden dizileri, Türkiye’nin bir türlü dâhil olamadığı gelişen ekonomiler grubu BRICS üyeliği... Bunlar Brezilya’nın dünyaya dönük yüzünden birkaç örnek, bir de dünya gündeminde pek yer bulamayan ciddi bir çevre mücadelesi var.

 

Bu yıl 12 kentiyle 2014 Dünya Kupası’na evsahipliği yapan ülkenin en tanınmış kenti Rio de Janerio’da da 2016 yılında Olimpiyatlar düzenlenecek. 200 milyon nüfusuyla Çin, Hindistan, ABD, Endonezya’dan sonra beşinci sırada bulunan Brezilya, 2,2 trilyon dolarlık GSYH ile dünyanın yedinci büyük ekonomisi konumunda. Kişi başına milli gelir 11 bin 300 dolar. Sadece Dünya Kupası için harcanan paranın 11,3 milyar dolar civarında olduğu belirtiliyor. Gelir eşitsizliğinin giderek tırmandığı, eğitim, sağlık, altyapı gibi hizmetlerin aksadığı bir ülkede arka arkaya bu kadar dev büyüklükte organizasyonların altından kalkabilmek hiç kolay değil. 

 

Gerek Dünya Kupası ve gerekse 2016 Olimpiyatları’nı düzenleyen Brezilya’da, bu organizasyonlar gerçekleştirilen altyapı yatırımlarının müthiş bir harcama kalemi hâline gelmesi, ekonomik büyümenin yavaşlaması ve sosyal yardım politikalarının yetersiz kalmasının yarattığı gerginlik ile epeydir insanları sokaklara dökmüş durumda. Günlerdir gösteri yapan ve greve giden kitleler, bu dev organizasyonlara harcanan meblağların, giderek bozulmuş durumdaki sosyal hizmetlerin düzeltilmesi için harcanabileceğini savunuyor. 

 

Brezilya ile Türkiye arasında, Gezi direnişiyle eşzamanlı yaşanan ayaklanmalar nedeniyle çeşitli paralellikler kuruldu. Bunun yanında iki ülke arasında ekonomik alana ilişkin pek çok benzerlik kurmak mümkün. Ancak en büyük benzerlik ekoloji tahribatı ve çevre mücadeleleri ekseninde gelişiyor. Çevre sorunları temelde yerel ölçekte başlıyor, ardından yerel sorunlar ulusal ölçeğe geliyor ve nihayetinde de küresel bir boyuta ulaşıyor. 

 

Buna verilebilecek en çarpıcı örnek şüphesiz “yeryüzünün akciğerleri” Amazon Ormanları...Küresel anlamda en hassas bölgelerden biri. Dünyadaki oksijenin yüzde 20’sini, içilebilir suyun yüzde 25’ini sağlayan Amazon Ormanları’nın yaşadığı sorunlar, aslında tüm dünyanın yaşadığı sorunlar. 2013 sonunda açıklanan rakamlara göre, Amazon Ormanları’nda gerek yerel gerekse çokuluslu şirketlerin karayolu, demiryolu ve baraj yapımları nedeniyle bir yılda 5843 kilometrekare alan tahrip edilmiş. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 28 artışa denk geliyor. Bu miktarda orman tahribatı aynı zamanda küresel iklim değişikliğine muazzam olumsuz etki ediyor. Ormanlık alanların tahrip edilmesinin Brezilya’nın çevre yasalarındaki gevşemelerin artmasından kaynaklandığını savunan çevreciler, hükümeti barajlar, yollar ve demiryolları gibi büyük altyapı projelerine destek vermekle suçluyor. 

 

Birkaç ay önce açıklanan, “Deadly Environment” (Ölümcül Çevre) başlıklı rapor, dünyadaki doğa mücadelesinin, artık nasıl aynı zamanda bir ölüm-kalım mücadelesi hâline geldiğini gösteriyor. 2002-2013 arasında 908 kişi doğa haklarını savunurken öldü. Bu rapora göre, Latin Amerika ve Pasifik Asya ülkelerinde ölümle sonuçlanan şiddet olaylarında artış var. Sadece Brezilya’da bu nedenle 448 kişi ölmüş. Şiddet olaylarının büyük bir kısmı şirketlere karşı kendi toprağını korumak isteyen yerli halkın başına geliyor. Yerli halkın hak ve hukukunun korunmaması, onları ekonomik büyüme karşısında savunmasız hâle getiriyor.

 

Ne kadar tanıdık değil mi?

 
[email protected]