• 5.10.2014 00:00

 Doğal kaynaklar insanlığın ihtiyaçlarının değil, ihtiraslarının emrinde olduğu için büyük bir hızla tükeniyor. Ekolojik Ayak İzi ölçümlerine göre, dünyadaki herkes bir Amerikalı ya da bir Katarlı kadar tüketse beş, bir Avrupalı kadar tüketse üç, Türkiye’deki insanlar gibi tüketirse iki gezegene ihtiyaç olacak. İnsanlığın doğal kaynaklara olan talebinin büyüklüğünü gösteren Ekolojik Ayak İzi konusunda yapılan hesaplamalara göre, mevcut yaşam tarzımızı ve tüketim alışkanlıklarımızı sürdürdükçe zaten 1,5 gezegene ihtiyacımız var. Öte yandan, özellikle gıda ve enerji üretim modellerimiz, çeşitli biçimlerde gezegenin doğal kaynakları üzerinde baskı yaratıyor.

WWF’in (Doğal Hayatı Koruma VakfıYaşayan Gezegen Raporu, dünya üzerinde yarattığımız baskının etkilerini gösterirken, bunun topluma yansımalarını da irdeliyor. Yapılan seçimlerin ve atılan adımların, gezegenin bugün olduğu gibi yarın da bizleri taşıyabilmesi açısından ne derece önemli olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Dünyada biyolojik çeşitliliğin durumu hiç olmadığı kadar kötü. 1970-2010 arasında biyolojik çeşitlilik yüzde 52 düşmüş. Dünya üzerindeki memeli, kuş, sürüngen, amfibi ve balık sayısı 40 yıl önceye göre yarı yarıya azalmış. Karasal türlerin ve deniz türlerinin yüzde 39’unu, tatlı su türlerinin yüzde 76’sını yok etmişiz. Habitat kaybıyla birlikte avcılık ve balıkçılık faaliyetlerinin neden olduğu doğal kaynak tüketimi, kaydedilen bu düşüşün başlıca sebepleri. Önemli tehditlerden biri iklim değişikliği, diğeri artan dünya nüfusu.

2013’te 7,2 milyar olan dünya nüfusunun 2050’de 9,6 milyara ulaşması bekleniyor. 2011’de 3,6 milyar olan kentlerde yaşayan insan sayısı 2050’de 6,3 milyara ulaşacak. Bu kadar insana yetecek kadar gıda, su ve enerjinin temininde yaşanacak zorluklar ürkütücü. Bugün, 1 milyar insan açlıkla mücadele ederken, 768 milyon insan güvenli ve temiz sudan, 1,4 milyar insan güvenli elektrik tedarikinden yoksun. Bunlar yetmezmiş gibi, dünyadaki en kalabalık 63 kentin 39’u; su baskını, hortum ve kuraklık gibi en az bir doğal afet tehlikesiyle karşı karşıya...

ÇARPICI BAĞLANTI: DİLLER VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK

Raporda en ilginç bulduğum tespit ise diller ve biyolojik çeşitlilik arasındaki bağ. Dünyada, biyolojik çeşitliliğin fazla olduğu bölgelerle farklı dillerin konuşulduğu coğrafyalar aynı. Dolayısıyla biyolojik çeşitlilikteki azalma, farklı dillerin de giderek yok olması anlamına geliyor. Dünya dillerinin 1970’ten beri yüzde 25’i tehdit altında, yüzde 6’sı ise yok olup gitmiş. En fazla dilsel kayıp Kuzey ve Güney Amerika’da. Bazı dilbilimcilere göre, bu yüzyılın sonunda dillerin yüzde 90’ı kaybolacak. Çok farklı kültürlere işaret eden bu dillerin yok olmasıyla tarımla, ormanla, toprakla ilgili geleneksel bilgiler, doğal varlıklarla kurulan ilişkiler de silinecek.

Zengin ülkelerde insani kalkınma seviyesinin yükselmesi devasa Ekolojik Ayak İzi yaratma pahasına gerçekleşti. Bu ilişkiyi ayrıştırmak ve tersine çevirmek önemli bir küresel mesele. Bazı iyi niyetli girişimler var ancak, henüz hiçbir ülke yüksek insani kalkınma ile birlikte küresel olarak sürdürülebilir bir Ekolojik Ayak İzi’ne ulaşmayı başarmış değil.

İnsan türünün yaşayabileceği başka bir gezegen henüz bulunmadı. Doğal kaynakları adil ve eşit şekilde kullandığımız sürece tek bir gezegen hepimize yeter... Bunun için yapılması gerekenlerin başında gelişmiş ülkelerin yarattıkları bu gerçekle yüzleşmeleri geliyor. Hepimize düşen görevler de var: Doğal sermayeyi korumak, daha verimli üretmek, daha akılcı tüketmek, çevresel ve sosyal maliyetleri hesaplara dahil etmek, ekolojik açıdan bilinçli tercihler yapmak, GSYİH dışında başarı ölçütleri kullanmak...

[email protected]