• 11.01.2015 00:00

 Fransız Devrimi’nin ve Fransız kimliğinin üç temel taşı LibertéEgalitéFraternité (ÖzgürlükEşitlik,Kardeşlik) çok derin bir yara aldı. Batı Avrupa’nın 11 Eylül’ü şeklinde ifade edilen Fransa’nın kanlı çarşambası, Charlie Hebdo’ya gerçekleştirilen katliam, başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak tarihe geçti. Bu saldırı Fransa’nın üzerinde yükseldiği bu üç temel kavrama da aynı anda saldırı demekti. Meydanlarda, sosyal medyada benimsenen “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) sözünün ardında bu var.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande da olay yerinde yaptığı ilk açıklamada, saldırganların kim olduğundan bahsetmiyor, İslam’ı terörizmle ilişkilendirmiyor, Fransa’nın özgürlükler ülkesi olduğu için böyle bir saldırı yaşandığını söyleyerek, saldırının demokrasiye, ifade özgürlüğüne ve çoğulculuğa karşı yapılmış olduğunu vurguluyordu.

Charlie Hebdo, Fransa’daki birkaç kuşağa birden dokunan bir dergi. Bu, katledilen çizerlerin yaşlarından da açıkça görünüyor. 36’dan 80 yaşına kadar olan bir karikatürist grubu artık yok. Bu aynı zamanda kültürel bir birikimin de kırımı demek. Zira, WolinskiCharbTignous ve Cabu’nün, siyasal ve toplumsal kültürün şekillenmesinde büyük rolü olduğunun ifade edilmesi boşa değil. Sistem ve güç odaklarına yönelik eleştirel yayıncılık politikasıyla tanınan Charlie Hebdo, Fransız özgür basınının önemli değerlerinden biri. Bu özelliğiyle dünya çapında da dikkat çeken bir dergi.

Bütün dinleri olduğu gibi İslam’ı da net şekilde yeren, bunun yanında Avrupa’nın ve Fransa’nın İslam politikasını da eleştirmekten geri durmayan karikatürler yayınlıyor. Kilisenin küçük çocuklara yönelik istismarı da, eşcinsel evliliği gündemdeyken Katolik Kilisesi’nin özgürlüklere karşı tavrı da, Papa da, Ortodoks Yahudiler de, sağcı ve solcu siyasetçiler de Charlie Hebdo’nun mizahından azade değil. Diğer yandan, Kobane’de Kürtlerin IŞİD karşısında gösterdiği direnişe sahip çıkmaları da her konuda hassasiyet geliştirebildiklerinin göstergesi.

Ancak, Charlie Hebdo tüm bu yayınları içinde en çok tepkiyi İslam ile ilgili karikatürlerden aldı. Pek çok tehdit aldı, bombalı saldırıya uğradı. Üslubu provokatif ancak özellikle İslam düşmanı yayın yaptığını söylemek insafsızca.

Katliamın nedenlerinin çok yönlü sorgulanması önemli. Bunu gerçekleştirenlerin zihniyeti kadar kötü ve tedirgin edici bir diğer mesele ise açık veya dolaylı şekilde katliamın övülmesi ve onaylanması, açıkça işlenen nefret suçu.

İslam dünyasında insan öldürmeyi birtakım fıkıh temellerine dayandırarak meşrulaştıran güçlü bir damar var. El Kaide, IŞİD, Boko Haram gibi örgütler bunun başını çekiyor. İslam dünyası, bu sağlam damarla bir türlü hesaplaşamadığı hatta bu cana kıymaları mağdur olmak, kutsala saygısızlıktan incinmek gibi kılıflarla mazur görmeye çalıştığı için günümüz dünyasında yeni, çağdaş, temel insan hakları değerlerini gözeten bir İslam algısı yaratamıyor. Kendini Müslüman olarak tanımlayan kesimlerin, bu meseleyle yüzleşmesi, fanatik İslamcılardan kendini ayrıştırabilmesi, mesafe koyabilmesi bundan sonra önemli olacak.

Türkiye’de de iktidarların en büyük muhalefeti olan mizah, siyasetin esaretine girmemek için epey mücadele veriyor. Bir ifade özgürlüğü biçimi olarak mizah, çok kereler zapturapt altına alınmaya çalışıldı. Ama artık dönem başka bir dönem, 12 yılda ülkede her şey bir anlamıyla zaten mizaha dönüştü. Siyasi iktidarın mizahla imtihanından çok çekmiş LemanPenguen gibi dergilerin Charlie Hebdo katliamının ardından gösterdiği duruş, öldürülenlerin anısına özel sayılar saygıyı hak ediyor.

Avrupa’da yaşayan Müslümanları zor bir dönem bekliyor. Bunun bir benzeri Ortadoğu ve Müslüman ülkelerde yaşayan gayrimüslimler için de geçerli. Özenle geliştirilen dinler arası diyalog çalışmaları büyük yara aldı. Diğer yandan Türkiye, İslam adına gerçekleştirilen şiddetin kol gezdiği bir ülke olmak istemiyorsa bunlar son şanslar…

[email protected]