• 8.02.2015 00:00

 Türkiye, bir haftadır Angola’dan gelen Kuito adlı radyoaktif atığa sahip tankerin sökülmek üzereAliağa’ya getirilmesini tartışıyor. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası’nın, EGEÇEP (Ege Çevre ve Kültür Platformu), Aliağa Çevre PlatformuFoça Çevre ve Kültür Platformu gibi çevre koruma örgütlerinin geminin incelenmeden karaya alınmaması yönündeki uyarılarına rağmen, tankerin Aliağa’daki gemi söküm tesislerine yanaşmasına izin verildi. Ülkenin her köşesinde giderek artan çevre ve doğa krizlerimiz yetmedi, başkalarının çöpünü, radyoaktif atığını getirip yeni krizler, yaşamsal tehditler yaratıyoruz.

Hiçbir denetim yapılmadan girişine izin verilen Kuito’da Aliağa Gümrük Müdürlüğü Gemi Söküm Gümrük Muhafaza Kısım Amirliği personeli gözetiminde yapılan dört saatlik incelemeyle atığın “temiz” olduğu açıklandı. EGEÇEP Avukatı Arif Ali Cangı haklı olarak soruyor: 335 metre boyunda, 54 metre eninde, 10 katlı bir bina yüksekliğinde, 113 bin tonluk bir yüzer rafinerinin yüzlerce bölümünün tehlikeli atık içerip içermediği bu kadar kısa sürede nasıl tespit edildi? Bu kontrole güvenmek mümkün mü?

Türkiye’nin havasını, suyunu, toprağını, gemilerde çalışan işçisini bu şekilde tehlikeye atma yetkisini kim nereden alıyor belli değil. Geminin girişine izin veren herkesin sorumluluğu var. Petrol tankerinin gelişine ilişkin her şey tam bir skandallar zinciri.

Kuito, bugüne kadar sökülmek üzere Türkiye’ye gelen en büyük gemi. 1979’da faaliyete geçmiş. Günlük 100 bin varil ham petrol işleme ve 1,4 milyon varil depolama kapasitesine sahip gemi Angola devletine ait. Angola, 2000’den bu yana gemiyi ham petrol işlemek için kullanmış. Gemideki boru sisteminin tamamen petrol çamuruyla kaplı olduğu belirtiliyor. ABD’li radyasyon ölçüm şirketi Texcom’un raporuna göre, gemide olması gerekenden beş kat fazla radyoaktivite tespit edilmiş, daha detaylı inceleme yapılması gerektiği vurgulanmış.

Çevre Mühendisler Odası Başkanı Baran Bozoğlu, gemi söküm işlemiyle ilgili ihale sözleşmesinin 8. maddesinin gayet açık olduğunu söylüyor: “Angola Hükümeti ile Türkiye’deki yetkililer arasında yapılan anlaşmada, radyoaktif maddelerin Angola tarafından geri alınacağı belirtilmiş. Ancak, bunun için Türkiye’den yetkili otoritelerin yazılı belge hazırlaması gerekli. Şu ana kadar böyle bir çalışma yok.

Hem ulusal hem uluslararası mevzuatta yapılması gerekenlerin uygulanmadığı çok açık. Bu hâliyleKuito’nun ülkeye ne getirdiğini, geminin ne tür riskler barındırdığını bilmiyoruz. Geminin sökümüyle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na herhangi bir resmî başvuru da yapılmamış. Geminin ülke karasularına girdiğinde denetime TAEK ve AFAD personelinin de katılacağı açıklandı ancak, dört saatte oldubittiye getirilen denetime bu kurumlardan kimse katılmadı.

İşin bir diğer ilginç boyutu şu: Türkiye, dünyanın en büyük hurda ithalatçısı. Hurda gemilerdeki başta asbest ve diğer tehlikeli maddelerin yarattığı kirliliğin ve insan sağlığına zararlarının anlaşıldığı 1980’lerden beri gemi sökümü işleri, Avrupa ve ABD’den Hindistan, Pakistan, Çin, Bangladeş ve Türkiye gibi ülkelere kaymış. Gemilerden çıkarılan hurda ağırlıklı olarak demir çelik sanayiinde kullanılıyor. Şu anda Akdeniz’de Türkiye’den başka büyük çaplı gemi sökümü yapan yok.

Diğer ülkeler, gemi sahibine ton başına 500 dolar veriyor. Türkiye’ye gelen Kuito gemisinin tonuna ise 250 dolar verilmiş. Bu geminin Türkiye’ye neden bu kadar ucuza satıldığı da izaha muhtaç. Dört saatlik incelemeyle “temiz” denen gemi, söylenenin aksine çok daha büyük miktarda radyoaktif kirlilik içeriyor olabilir mi?

Hele de resmî açıklamalar bu kadar yetersizken… Hele de Gaziemir’de bulunan kurşun fabrikası bahçesindeki radyoaktif atıkların kaynağını öğrenememişken, bu atıklar hâlâ bertaraf edilmemişken…

Türkiye’nin nükleer santrali “henüz” yok ama radyoaktif kirliliğin her türüne sahip. Nükleer santral kurulduğundaki Türkiye’yi düşünmek bile insanın içini karartıyor.

[email protected]