• 22.04.2015 00:00

 7 Haziran seçimlerine az bir zaman kaldı. Nasıl bir Türkiye vaat ettikleriyle ilgili AKP, CHP ve HDP’nin seçim bildirgelerinin detayları açıklandı. MHP’ninki de Mayıs başında belli olacak. Seçim beyannamelerinde pek çok konuyu ilgilendiren sözler verilmiş, AKP, “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyerek 13 yıllık iktidarlarının bilançosunu da çıkarmış.

Kamuoyunda AKP ile CHP’nin seçim vaatleriyle ilgili “kaynak tartışması” süredursun, Türkiye’de artık muhalefetin temel dinamiklerinden birinin çevre ve yaşam alanları mücadeleleri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Türkiye’nin farklı coğrafyalarında benzer mücadeleler sürüyor.

Deresinin üzerine HES yapılmasına karşı koyduğu için jandarmadan dayak yiyen Karadenizli kadınlar da, sanayi atıklarının zehirlediği Ergene Havzası’ndaki suyla üretimini devam ettirmeye çalışan çiftçi de aynı mücadeleyi veriyor. Akkuyu’da, Gerze’de, Munzur’da, Loç Vadisi’nde, Yırca’da, Hasankeyf’te, Sinop’ta,Kuzey Ormanları’nda, Solaklı’da nükleer ve termik santraller, köprüler, madenler, barajlar yaptırmamak için direnenler de.

Partilerin çevre ve enerjiyle ilgili ne söylediklerinin hepsine yer vermek zor ancak birkaç noktaya değinelim. Zira, sadece insanın yaşam hakkından bahsedip doğal varlıkların yaşam hakkını hiçe sayan bir siyaset modelinin demokrasiden, herkes için adil, özgür ve eşit bir gelecekten bahsetmesi mümkün değildir.

Ekoloji mücadeleleriyle ilgili en net destek cümlesi HDP’nin vaatleri arasında: “HDP, yaşamı ve yaşam alanlarını korumak için verilen mücadeleyi emek ve sınıf mücadelesinden ayrı düşünmez. Kırda ve kentte, doğa ve yaşam haklarını savunma ve koruma mücadelesi verenlerin taleplerini yükseltir ve sahiplenir.

CHP’nin vaatlerinde ise şöyle bir cümle var: “Çevre davalarında mahkeme masrafı almayacak, bilirkişi masraflarını Hazine üzerinden karşılayacağız.

Türkiye’de en sıcak gündem maddelerinden biri enerji. AKP, seçim beyannamesinde, “Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını mümkün olan ve en üst düzeyde değerlendirmeyi ve nükleer teknolojiyi elektrik üretiminde kullanmayı öngörmekteyiz” diyor. Beyannamede, Mersin ve Sinop’un ardından üçüncü nükleer santral için görüşmeler yapıldığı da ifade edilmiş.

CHP’nin bu konudaki durumu ilginç. Nükleere karşı toplantılarda, eylemlerde CHP’li milletvekillerini görmeye de alışığız. Üstelik, “Çevre ve toplumla uyumsuz, yerel paydaşların karşı çıktığı projeleri uygulamaya koymayacağız” cümlesinin yer aldığı bildirgedeki şu ifadeleri anlamak mümkün değil: “Nükleer teknolojiye, kategorik olarak karşı olmamakla birlikte, mevcut nükleer enerji teknolojilerine dayalı sorunlarını giderememiş riskli santrallerin kısa vadede ülkemizde kurulmasına izin vermeyeceğiz.

Nükleere hayır diyememiş utangaç bir ifade…

HDP’nin ise bu konudaki tavrı net: “Sermaye birikimi için yapılan HES, termik, nükleer vb. enerji projelerine, ekolojik yıkıma yol açan maden işletmeciliğine, endüstriyel atık ve kirlilik sonucunda yaşam alanlarının tahribine yol açan uygulamalara son verilecek. Nükleere ve radyoaktiviteye dayalı üretim ve yeniden dönüşüm yapılanmasına, tarım alanlarının, meraların, ormanların, kıyıların nükleer atık sahası olmasına izin verilmeyecek.

AKP’nin fosil yakıtlarla ilgili duruşu aynen devam: “Kömür aramalarına hız verecek ve rezervleri artıracağız. Linyit kömürü ve jeotermal gibi yerli kaynakların potansiyelinin tespitine yönelik arama faaliyetlerini azami düzeye çıkaracağız.

CHP’nin vaatleri de AKP’den farksız: “Önemli kömür alanlarının, havza madenciliği kavramı temelinde yeniden projelendirilerek yapılandırılmasını sağlayacağız. Linyit kaynaklarımızın, öncelikle elektrik enerjisi amaçlı değerlendirilmesini sağlayacağız.

Kömüre bakış açısından da AKP ile aralarında pek fark yok gibi…

Türkiye’de yeşil siyasetin müktesebatını programına iyi şekilde dâhil etmiş parti sadece HDP gözüküyor. Ekoloji hareketinin taleplerini seçim bildirgesine taşımış tek parti HDP. Barajı geçmesi hâlinde ekoloji mücadelesi verenlerin yüzünü güldürmeleri mümkün.

[email protected]