• 3.02.2017 00:00

 İklim değişikliği denince artık akla sadece kutuplardaki buzulların erimesi, ormanların hızla tahrip edilmesi, türlerin yok olması, biyolojik çeşitliliğin tehlike altında olması gibi gelişmeler gelmiyor. Küresel iklim değişikliği kaynaklı seller, kuraklık, etkileri giderek daha yıkıcı olan felaketler, su ve gıda krizleri, hastalıklar, kitlesel göçler, dünyanın farklı bölgelerinde yeni çatışma riskleri...

Dünyanın pek çok bölgesinde iklim değişikliğinin yol açtığı felaketler ekonomik, toplumsal ve sosyal maliyetleri katlanarak arttırıyor. Bu etkileri azaltmak için -ister gelişmiş olsun ister az gelişmiş- dünya genelindeki adaptasyon stratejileri, politikaları ve önlemleri hala çok yetersiz.

Dünya Ekonomi Forumu'nun bu yılki Küresel Risk Raporu'nda, etkisi bakımından dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük beş risk sıralamasında kitlesel imha silahları birinci sırada yer alırken, diğer dördü tamamen iklimle ilgiliydi: Aşırı hava şartları, su krizi, büyük doğal felaketler, iklim değişikliğine karşı uyum tedbirlerinin alınmaması...

Avrupa Çevre Ajansı'nın, yine ocak ayında yayınladığı rapora göre, Avrupa'nın kıyı bölgeleri yükselen deniz seviyeleri ve iklim değişikliğinden kaynaklanan daha sık ve daha şiddetli ısı dalgaları, sel, kuraklık ve fırtınalar gibi aşırı hava koşullarıyla karşı karşıya bulunuyor. 

Avrupa Çevre Ajansı'na üye ülkelerindeki iklim bağlantılı aşırı hava olayları, 1980'den bu yana 400 milyar avrodan fazla ekonomik kayba neden olmuş. İklim değişikliği kaynaklı en yüksek hasar maliyetinin Akdeniz bölgesinde olması öngörülüyor. Ticaret etkileri, altyapı, jeopolitik ve güvenlik riskleri ve göç gibi faktörler nedeniyle, Avrupa kendi sınırları dışında meydana gelen iklim değişikliği etkilerinden de etkileniyor.

Yine birkaç yıl önce yapılan bir hesaplamaya göre, iklim değişikliğini durdurmak için her yıl 700 milyon dolar harcanması gerekli. Aksi takdirde dünya ekonomisi her yıl iklim değişikliği kaynaklı olarak 1,2 trilyon dolar kaybedecek, küresel ekonomi yüzde 1,6 daralacak. İklim değişikliği ve maliyet ilişkisi, küresel ekonominin geleceğiyle giderek daha fazla bağlantılı...

Dünya Sağlık Örgütü'nün yaptığı bir çalışmaya göre ise, iklim değişikliği bu hızla devam ederse ve riskleri azaltmak için çaba gösterilmezse, 2030-2050 yılları arasında, iklim değişikliğine bağlı olarak yılda 250 bin ekstra ölüm meydana gelecek.

Bu yüzyılın giderek daha fazla insanlığın açlıkla, kıtlıkla, yoksullukla, barınma imkanlarından yoksunlukla ve artan bir gıda kriziyle mücadelesine sahne olacağını söylemek mümkün.

Oxfam'ın birkaç yıl önce açıkladığı bir rapor, iklim değişikliğine en fazla neden olan kesimlerle bundan en çok etkilenenler arasındaki farka işaret ediyordu. Oxfam, dünyanın karbon emisyonunun yarısını, dünya nüfusunun en zengin yüzde 10'luk diliminin ürettiğini ortaya koyuyor. Dünya nüfusunun en zengin yüzde 1'lik kesiminde yer alanlar, en yoksul yüzde 10'luk dilim içinde yer alanlara göre 175 katdaha fazla karbon emisyonuna neden olduğu ifade ediliyor. 

Dünya nüfusunun yoksul yüzde 50'lik kısmı yani 3,5 milyar insan küresel iklim değişikliğiyle bağlantılı fırtınalardan, kuraklıktan, aşırı hava olaylarından en fazla zarara uğrayan kesim olmalarına rağmen, dünyadaki karbon emisyonlarının sadece yüzde 10'unda sorumlu.

Oransal olarak durum böyle ama elbette iklim değişikliği yıkıcı etkileriyle dünyada yoksulu zengini ayırt etmiyor. Aynı anda hem Harvey kasırgasıyla ABD'nin Teksas eyaleti sular altında kalırken, Hindistan, Bangladeş ve Nepal'de de milyonlarca insan muson yağmurlarından ve selden etkileniyordu.

Ancak, şunu da eklemek gerekiyor. Zengin kesimler, yoksul ülkelerde yaşıyor bile olsalar, diğerlerine göre, küresel ısınmanın neden olacağı su sıkıntısı, barınma, gıda krizi, hastalık oranlarındaki artış gibi sorunları da daha kolay atlatabilecek. 

Epey ütopik olsa da o raporda Oxfam, en çok karbon salımına yol açan kesimler olan zenginlerin nerede yaşarlarsa yaşasınlar yaptıklarından sorumlu tutulmaları gerektiğini belirtmişti. Bunun için en başta piyasa kapitalizminde gelir ve servet eşitsizliğine ait düzeltmelerin yapılması, gelir adaletsizliğinin çözülmesi gerek...

İklim değişikliğine sebep olan fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi ve kullanımı azaltılmadıkça, aşırı iklim olaylarını şiddeti ve sıklığı artan şekilde görmeye devam edeceğiz. Tüm bunların "iklim değişikliği Çinlilerin ortaya attığı bir uydurmaca" diyen, NASA'nın 2,8 milyar dolarlık iklim değişikliği bütçesini tırpanlayan, Paris İklim Anlaşması'ndan çekilen Donald Trump'ın ABD Başkanlığı döneminde gerçekleşmesi de manidar. Şimdiden Harvey kasırgasının ekonomiye maliyetinin 145 milyar doları bulacağından bahsediliyor. Tüm bunların yanında ABD'nin giderek artan oranda orman yangınlarıyla da mücadele etmesi gerekiyor. California'da orman yangınları sebebiyle OHAL ilan edildi.

Felaket kıyaslamak elbette doğru değil ancak dünyanın başka yerlerinde yaşanan benzeri durumlara sırt dönülmemesi lazım. Herkesin gözü ABD'deyken Bangladeş, Hindistan ve Nepal'i vuran sellerde 1200 kişi öldü, milyonlarca insan evsiz barksız kaldı. Batı Afrika ülkesi Sierra Leone'nin başkenti Freetown'da iki hafta önce meydana gelen toprak kaymasında 500'den fazla kişi hayatını kaybetti. Temmuz ortasında Japonya'nın güneyindeki dört adadan biri olan Kyushu'da meteorolojinin bugüne dek kayıtlara geçirdiği en şiddetli yağışın yaşandığı açıklandı. Yağışlar, sel ve toprak kaymasına neden oldu, ölüler ve kayıplar var. 

Öte yandan, İstanbul'da 10 gün arayla meydana gelen aşırı yağışların sonuçlarını daha yeni tecrübe ettik. 

Dünyanın pek çok yerinde insanlar adalet bekliyorsa, herkesin ciddiyetle düşünmesi gereken birkaç soru var: Yaşam biçimlerimizi değiştirmeye hazır mıyız? Daha az nasıl tüketebiliriz? Daha azla nasıl hayatımızı sürdürebiliriz? Nasıl tasarruf edebiliriz? Gıdanın adaletli paylaşımını nasıl sağlayabiliriz? 

Bu sorgulamanın ardından gelecek tercihler, bizi ya daha adil bir dünyaya ya da daha kötüye götürecek demektir. 

Daha eşit, daha adil, daha temiz bir dünya için radikal davranış değişikliklerine gitmek gerekiyor, bireylerin ve toplulukların çabaları da değerlidir ancak, yetmez, bunun için önemli ve büyük adımları hükümetlerin atması şart. Siyasetçiler, iktidarda oldukları süre boyunca daha fazla zenginlik ve tüketim vaadinde bulundukları için radikal önlemleri ya görmezden geliyor ya da bu önlemleri yetersiz şekilde uyguluyor. 

Dünyayı sonsuz şekilde tüketme ve kirletme hakkı olduğunu düşünenlerin, gezegeni getirdiği durum ortada. İklim zirvelerinin iklim değişikliğinden en çok etkilenen yoksullar başta olmak üzere tüm dezavantajlı kesimler için de daha insani bir gezegene doğru katkı sağlaması aciliyet içeriyor. Böyle devam ettiği sürece ödenecek bedel, yaşanacak acı tecrübeler daha fazla, geri dönüş ise çok daha zor olacak. 

Akılda tutulması gereken en önemli nokta ise şu, iklim değişikliğinin yarattığı adaletsizliği gideremeyenler, dünyaya başka türlü bir adalet vaat edemez...