•  

 Neoliberal ekonomi düzeni, merhametsiz büyüme, vahşi kapitalizm ya da köleleştiren sanayi deyin, adına ne derseniz deyin uluslararası terminolojiye "beyaz fil" olarak giren mega projeler, dünyanın her yerinde ya dış borçlanmalara, ya önemli yerinden edilmelere hatta katliamlara ya da dev zararlara neden oluyor. Bu projeler ekonomik anlamda refah, istihdam, gelir artışı gibi artılara sahip olmadığı gibi toplumsal ve sosyal anlamda da huzur sağlamıyor, yarardan çok zarar getiriyor. 

Hikaye o ki, Asya'da Tayland Kralı tarafından beyaz filler, kutsal sayıldığından ve bulunduğu haneye zenginlik, güç getireceğine inanıldığından günlük işlerde kullanılmaz ancak, bu fillerin bakımı için gereken her türlü masraf da göze alınırmış. Kralın beyaz fil hediye ettiği sevdikleri, beyaz fili besleyebilecek maddi desteği alırken, beyaz fil hediye edilen sevilmeyenler ise bu masrafın altından kalkamayarak çökermiş. Kralın kutsal hediyesine bakamayanlar toplum gözünde itibarsızlaşırmış. 

Aslında beyaz fil metaforu, bakımı masraflı, kullanışsız hediyeleri tanımlamak için kullanılıyor. Son yıllarda dünyanın pek çok yerinde farklı kentlerde büyük bir ihtiyaca cevap verecekmiş gibi sunulan, işletme ve yatırım maliyetleri yüksek olduğu için yarardan çok zarar getiren, ekoloji ve yaşam alanları üzerinde büyük tahribatlar yaratan, yereldekilerin talep ya da ihtiyaçlarına kulak vermek yerine merkezi yönetimler tarafından yereldekilere empoze edilen mega projeler, "beyaz fil" olarak nitelendiriliyor.

Dünyanın değişik yerlerinden gelişmişlik ve gelir seviyeleri aynı olmayan, birbirinden farklı siyasi ve ekonomik dertlere sahip ülkelerden sadece birkaçına ait "beyaz fil" hikayesine rastladım.

Mesela, Sri Lankalı Hambantota kasabasından çıkan dört şeritli otoyol o kadar az trafik alıyormuş ki, otoyolu ormandaki filler kestirme yol olarak kullanıyormuş. Otoyolun biraz ilerisinden devam ederseniz, Çinliler tarafından 1,5 milyar dolara inşa edilmiş dünyanın en boş havalimanına ulaşıyorsunuz. Yılda 1 milyon yolcunun kullanması için inşa edilmiş havalimanından günde sadece bir düzine yolcu geçiyormuş. Zaten havalimanından ziyade pirinç depolama alanı olarak kullanılmaya başlamış. New York Times'ta yer alan makaleye göre, havalimanının yıllık geliri yaklaşık 300 bin dolar ve Sri Lanka'nın gelecek sekiz yılda Çin'e 23,6 milyon dolar ödemesi gerekiyor.

Diğer örnek ise dünyanın epey sancılı bir bölgesinden, Myanmar'dan... Guardian'da yer alan Columbia Üniversitesi'nden Saskia Sassen imzalı makale, Rohingya Müslümanları'na yapılan eziyetin aslında arka planında nasıl bir yerinden edilme, nasıl bir toprak gaspı ve en nihayetinde nasıl bir mega proje niyeti yattığını ortaya koyuyor.

1990'lardan bu yana ordunun en ufak bir tazminat vermeden küçük arazi sahiplerinden toprak gasp ettiği ve böylece çok geniş arazilere sahip olduğu, buna karşı çıkanların ise her türlü tehditle karşı karşıya kaldığı belirtiliyor. Hatta bu gasp hareketi, son birkaç yıla kadar muazzam şekilde devam etmiş ki, büyük projeler için ayrılan arazi alanı sadece 2010-2013 arasında yüzde 170 oranında artmış. Makalenin yazarı Sassen, "Rohingya'nın (ve diğer azınlık gruplarının) yaşadığı keskin zulmün dini ya da etnik meselelerden ziyade askeri ve ekonomik çıkarlar için gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini sorgulamalıyız" diyor.

Rohingya bölgesinde hükümet, kurumsal kırsal kalkınma için 1,2 milyon hektar alan ayırmış. Bu rakamın 2012'de sadece 7 bin hektar olduğu, şimdi yapılan resmi tahsislerin çok ciddi bir sıçrama gösterdiği ifade ediliyor. Uluslararası anlamda işin odağında dinsel boyut çok önemli bir yer tutuyor, belli bir boyutta gerçeklik payı da var ancak arka planda devasa bir toprak talanı faaliyeti olduğu görülüyor.

Yakın zamanda Financial Times'ta yer alan bir yazı da, İngiltere'nin büyük altyapı projelerine finansman bulmakta zorlandığını anlatıyordu. Büyük ölçekli altyapı projelerine kolay finansman bulamama durumu, sebepleri farklılık gösterse de, tüm dünyada son derece yaygın.

Ülkedeki mega projelerin özel fonları çekmekte zorlandığı, ülkede hem barınma hem de elektrik arzında sorunlar yaşandığı belirtilen yazıda, Oxford Üniversitesi'nden Bent Flyvbjerg'in şu sözlerine yer verilmiş: "Siyasetçiler büyük projeleri seviyor çünkü onlar daha gösterişli ve siyasetçiler yeniden seçilmeye ihtiyaç duyuyor. 1 milyar sterlinle yollardaki çukurları kapatırlarsa kimse onları hatırlamaz."

Bizim tarafa geldiğimizde ise, Hazine garantisi verilen ve garantilerde taahhüt edilen rakamların çok altında kalarak birer kara delik haline dönüşen mega projelerin bütçe üzerinde yarattığı baskıya çözüm bulunmaya çalışılıyor. Düşünün ki, son yıllarda büyük yatırım maliyetleriyle ortaya konan mega projelerin mali büyüklüğü 138 milyar doları geçmiş, hatta bu haliyle 130 ülkenin milli gelirini sollamış.

Hazine garantisi altında olan ve beklenen sayıda araç geçmeyen Avrasya Tüneli, Osmangazi Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi mega projeler de Hazine'ye yük olmaya devam ediyor. Sırada 3. Havaalanı var! Yük zaten vatandaşın sırtındayken, gelen zamlarla birlikte yük daha da ağırlaşmış oldu. Bunların üzerine nisan ayındaki referandum öncesi yapılan vergi indirimleri, bol keseden dağıtılan teşvikler de eklenince, bütçenin dengesi git gide bozuluyor. 

Toplumun belli bir kesimi, AKP hükümetlerinin verdiği gazla mega projelerin yarattığı sarhoşluktan henüz ayılamadı. O kesimden pek kimsenin de, Orta Vadeli Program'ın ardından Torba Yasa ile Meclis'e gelen zam bombardımanı ve mega projelerin yarattığı yük arasındaki ilişkiyi kurabilecek hali yok. Türkiye'nin kamusal anlamda "beyaz fil" sendromu bakalım ne zaman fark edilecek?