• 25.03.2018 00:00

 Doğayı yönetmeye çalışan insanoğlunun asıl mücadelesi daha yeni başlıyor. Küresel ısınma kaynaklı olarak yeryüzündeki değişiklikler tüm planları değiştirdi. Küresel iklim değişikliğinin faturası ağır, üstelik o fatura her geçen yıl iklim değişikliğinin tetiklediği aşırı hava olaylarıyla daha da kabarıyor.

Mevcut kapitalist sistemde karlılık bir hedef hatta zorunluluk. Ancak o karlılık hedefine ulaşma yolunda iklim değişikliği hem iş yapma biçimleri açısından hem de toplumların geleceği açısından en önemli risklerden birini oluşturuyor. 

Ülkelere ve hükümetlere karbon emisyonlarını destekleyici politikaları, sübvansiyon ve teşvikleri terk etmeleri yönünde sayısız çağrılar yapılıyor. Çünkü, bu devam ettirilen teşvikler karbonsuzlaşma sürecini sekteye uğratıyor. Tabi, burada tek sorumlu devletler değil. Devletlerin bu politikaları sayesinde varoluşlarını sürdüren ve karlılıklarını artıran binlerce şirket var.

Aslında bundan sonra ekonomiyi yönetmenin yolu karbonu yönetmekten geçiyor. Başta devletler ve ardından şirketler olmak üzere herkes iklime karşı borcunu ödemek zorunda. Peki şirketler meselenin ne kadar farkında? Farkındaysa aksiyon alıyor mu?

Genel tablo farkındalığın olduğuna ancak hareket geçmek için isteksizliğe işaret ediyor.

Türkiye'de de faaliyet gösteren CDP, yaptığı son araştırmada 51'i Türkiye'den olmak üzere toplam 14 ülkeden 1681 şirketin iklim değişikliği ile bağlantılı risklere dair attıkları adımları incelemiş. "Şirketler İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) Önerilerine Hazır Mı?" başlığıyla yayınlanan rapor, İklim Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü (TCFD) tarafından yayınlanan öneriler temel alarak hazırlanmış.

Geçen yıl, TCFD G20 öncesinde şirketlerin iklim değişikliğine ilişkin finansal risklerinin açıklanması ve takip edilmesiyle ilgili yol haritası ortaya koymuştu. 

Araştırmaya katılan şirketlerin büyük bölümü, iklim değişikliğinin işleri açısından finansal risk teşkil ettiğini kabul ediyor. Şirketlerin yüzde 83'ü fiziksel riskleri, yüzde 88'si ise politika değişiklikleri/yeni düzenlemeleri düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş sürecinde karşılaşılacak başlıca riskler olarak tanımlıyor. Ancak bu farkındalığı eyleme dönüştürmeye gelince, birçok ülke ve sektörde hala bir kopukluk söz konusu.

Araştırma, Türkiye'den de 51 şirketi kapsıyor. Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye'den araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 84'ü, yönetim kurulu düzeyinde iklim değişikliğiyle ilgili risk ve fırsatlar gözetimi yapıyor. Bu konuda araştırma ortalaması ise yüzde 88. Yüzde 14'ü ise yönetim kurullarına, kurum içindeki iklim değişikliği konularının yönetimi için teşvik veriyor. Sadece yüzde 33'ü, yönetim kuruluna iklim değişikliği konusunda yılda en az bir kere bildirimde bulunuyor.

Araştırmaya katılan 51 şirket, iklim değişikliği kapsamında hem düzenleme düzeyinde hem de fiziksel düzeydeki riskleri tanıyor. Ankete katılan şirketlerin yüzde 90'ı fiziksel riskleri çok önemli bir etken olarak kabul ediyor. Şirketler (yüzde 45), iklim değişikliğine dair politika seviyesinde, karbon vergilerini ve emisyon ticareti sisteminin geliştirilmesini en önemli risk olarak tanımlıyor. 

Şirketlerin yüzde 61'i ise karbon vergilerini bir politika risk faktörü olarak görüyor. Türkiye'de şirketlerin sadece yüzde 16'sı karbon ücretlendirmesi uyguluyor, yüzde 22'si ise 2019'da uygulamak üzere hazırlandıklarını beyan ediyor.

İtibar ve marka değeri şirketlerin büyük kısmının strateji ve uzun dönemli sürdürülebilirliğinin merkezinde yer alıyor ve şirketlerin yüzde 63'ü iklim değişikliği bağlantılı itibar meseleleri ve/veya müşteri davranışındaki değişikliklerin önemli bir risk teşkil ettiğini belirtiyor. Türk şirketlerinin yüzde 76'sı bu risklerin altını çiziyor.  

Araştırmada diğer öne çıkan noktalar ise şöyle:

  • Avrupalı şirketler iklim değişikliğine dair yönetim kurulu gözetiminde başı çekiyor.
  • Şirketlerin yüzde 82'sinde iklim bağlantılı risk ve fırsatlara dair yönetim kurulu düzeyinde gözetim yapılıyor. Yalnızca yüzde 12'si yönetim kurulu üyelerine iklim değişikliği konularının kurum içinde yönetimi için parasal ve parasal olmayan destek sağlıyor.
  • İklim değişikliği konularının yönetimi ve gözetimi yaklaşımlarına sektör bazında bakıldığında ise, Kuzey Amerikalı ve Avrupalı şirketlerin arasında benzer modellere rastlanıyor.
  • Toplumsal perspektiften bakıldığında, bilişim sektörü hem gözetim hem de eylem konularında geride kalmış durumda. Enerji sektöründe iklim bağlantılı risk ve fırsatlara dair yönetim kurulu gözetimi ortalama düzeyde, iklim bağlantılı konularda parasal/parasal olmayan destek sağlayan şirket sayısı düşük (yüzde 6).
  • İş dünyasının odağı kısa vadeli olmaya devam ediyor. Her ne kadar şirketlerin yüzde 92'si stratejilerine iklim değişikliğini dahil ettiklerini beyan etmiş olsa bile, daha ziyade kısa vadedeki risk ve fırsatları dikkate alıyor. Altı yılın ötesi için ise bu şirketlerin sadece yüzde 28'si en az bir düzenleyici (dönüşüm) riskini ve yüzde 34'ü doğal afet ve değişen iklimin çevre üzerindeki geniş etkileri gibi risklerden en az birini dikkate alıyor.
  • Her ne kadar şirket yönetim kurullarının yüzde 82'isi iklim bağlantılı risk ve fırsat denetimi yapıyor olsa da, şirketlerin sadece yüzde 46'sı yönetim kuruluna yılda bir kereden fazla gelişme raporu değerlendirmesi sundu.
  • Şirketlerin sadece yüzde 45'i tarafından risk olarak belirtilseler bile, şirketler tarafından tanımlanan temel iklim bağlantılı politika risklerinden biri karbon vergileri ya da emisyon üst sınır ve ticareti sistemi geliştirilmesi. Petrol ya da karbon vergileri İngiltere'deki şirketlerin yüzde 76'sı, Fransız ve Türk şirketlerin yüzde 61'i tarafından bir politika riski faktörü olarak tanımlarken, Çinli şirketlerin sadece yüzde 21 ve Avusturya ve Alman şirketlerinin yüzde 27'si bu tanımı yapıyor.
  • Risk yönetimi süreçlerinin odağı kısa vadeli olmaya devam ediyor. Şirketlerin yalnızca yüzde 50'sinde bütünleşik ya da spesifik iklim değişikliği risk yönetim süreçleri altı yıldan sonrasını ele alıyor.
  • İtibar riski yönetimi ise finansman fırsatları ve yatırımcı öncelliklerinden ziyade müşteri değişikliğinin yol açacağı etkilere odaklanmaya devam ediyor.
  • 10 şirketten dokuzu iklim değişikliğinin fiziksel ve dönüşüm risklerinin farkında ancak bazı risklere coğrafi açıdan dirençli olunması algılanan risk düzeyini etkiliyor.
  • Şirketlerin yalnızca yüzde 68'si 2016'dan bu yana emisyon azaltım girişimlerine bağlı olarak emisyonlarında düşüş yaşandığını kaydetti. Şirketlerin yüzde 36'sı ise emisyonlarında artışı bildirdi.
  • Hali hazırda şirketlerin yalnızca yüzde 21'i bir karbon ücretlendirme uygulaması kullanıyor, ancak 2019 yılına kadar bu orana yüzde 16 eklenmesi bekleniyor. ABD en az mevcut ya da öngörülen karbon ücretlendirme uygulaması kullanımı bildiren ülke.