• 24.08.2020 00:00

  Erdoğan, 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğunu belirterek, “Hedefimiz 2023'te Karadeniz gazını milletimizin kullanımına sunmaktır” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın dediğine göre, “bu keşifle birlikte” artık cari fazlayı ve döviz fazlasını konuşacağımız yeni bir dönem başlamış.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ise, Karadeniz’de keşfedilen rezerve ilişkin, “Bu gazın ekonomik değerinin 65 milyar dolar olacağını söyleyebiliriz” dedi.

Erdoğan’ın müjde haberinin öncesinde Reuters ve Bloomberg ajanları, Karadeniz’de rezerv bulunduğuna dair geçtikleri haberlerle aslında işin “gazını” kaçırdılar. 

O gün enerji şirketlerinin hisseleri yükselse de, Erdoğan’ın cuma günkü açıklamasının ardından dolar sert yükselirken, TL ve borsa düştü. 

Belli ki, rezerv büyüklük olarak piyasalarda hayal kırıklığı yarattı. Reuters, geçtiği haberde rezervin 800 milyar metreküp olduğunu belirtmişti.

Erdoğan’ın konuşması başladığında 7,20’lerde olan dolar, Erdoğan’ın konuşması bittiğinde 7,35’lere dayandı. Konuşmanın başında dolar alıp, konuşmanın sonunda dolar satanlar kar etti sadece…

Yüzyılın keşfi olarak lanse edilen oysa son derece -eğer dedikleri gibiyse- mütevazi bir keşfe destansı bir siyasi başarı atfedilmesine, ülkenin eksenini değiştirecek gelişme olarak pazarlanmasına aynı duygularla yaklaşmak zorunda değiliz.

Hatta meseleye dair pek çok belirsizlik olmasına rağmen, 2023 gibi son derece yakın bir tarihte rezervin hemen kullanılabilir hale geleceğini söyleyerek, hem kamuoyunu hem de piyasaları yanıltmaya çalıştıkları için eleştireceğiz. 

Baktığımız yerden gördüklerimizi sıralayalım…

Birkaç uzmanla yaptığım değerlendirmelerin ardından gelelim rezervin gerçekten söylenen kadar olup olmadığına, sondaj ve çıkarma maliyetleriyle taşıma, dağıtım ve tüketim boyutlarına…

Her şeyden önce fosil yakıtlar, iklim, çevre ve insan toplulukları açısından tehlikelidir, yerin altında bırakılmalıdır.

Faturalarımız, vergilerimiz, teşvikler ve garantiler yoluyla hepimiz bu 20’nci yüzyıl fosil yakıt çağı altyapısının bedelini ödüyoruz.

Yeni fosil yakıt terminalleri zayıf varsayımlar üzerine inşa ediliyor, bu da insanları ülkelerin borçluluğunun artması gibi bir durumda yüz yüze bırakıyor. 

Hükümetler ve şirketler, sürdürülebilirlik adı altında doğal gazın bir geçiş yakıtı olarak iklim için çözüm olduğuna dair bir anlatıya sarılıyor. İklim krizinden çıkar elde etmeye çalışan bu şirketler ve yatırımcılar durdurulmalıdır. 

Vaktimiz yok, iklimi değil, sistemi değiştirmemiz gerekiyor. 

Elde neler var?

  • Burada bir doğal gaz rezervi olduğu epeydir biliniyor, bugün yeni keşfedilmedi.
  • 2004 yılında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ve ortağı Madison Oil şirketinin çalışmaları sonucu, Akçakoca-Ereğli-Kıyıköy açıklarında doğal gaz bulunduğu açıklanmıştı. Ancak, varolan rezerv, 2 bin 500 metreden daha derinde olduğu için çok pahalı olacağı gerekçesiyle çıkarılmayarak proje durduruldu.
  • Dolayısıyla bu gazı daha bir aydır bölgede olan Fatih sondaj gemisi bulmadı. 
  • Fatih sondaj gemisi, 15 Temmuz 2020 tarihinden bu yana Tuna-1 adı verilen bölgede ve Kıyıköy’de sondaj faaliyetini sürdürüyor. Bu kadar kısa sürede sondaj yapılarak sonuç alınabilmesi mümkün değil.
  • Erdoğan, 320 milyar metreküplük gazın 2023 yılından itibaren çıkarılacağını söyledi. Bu bölgede derinliğin çok fazla olduğu biliniyor, 2 bin metre deniz tabanından sonra 2 bin 500 metre daha derine inilmesi gerekiyor ki, bu da yatırım süresinin çok uzaması demek. Zaten 2018'de alınan Fatih gemisinin Tuna-1 keşfinde 4 bin 525 metre derinlikte sondaj yaptığı vurgulandı. Üç yıl gibi rekor bir sürede bu gazın çıkarılması şöyle dursun, böyle bir yatırım için en az 7 ila 10 yıl gerekli.
  • Rezerv miktarının tam tespiti için sondajların tamamlanması, deniz tabanından alınan örneklerin incelenmesi ve tüm bunlar için en az 6-7 sondaj kuyusu açılması  lazım ki, doğru bilgiye sahip olunabilsin. Kilometrelerce alanda, farklı akış debilerinin olduğu yerlerdeki farklı kuyulardan elde edilecek verilerle ancak net bir şey söylenebilir.
  • Gastivist tarafından yapılan hesaplamalara göre, sondaj lisansları, sismik araştırmalar, sondaj kuyuları, boru hatları, yükleme tesisleri, likitleştirme tesisi, tanker gemileri gibi pek çok kalemde maliyetler söz konusu. Mesela, ortalama derin su sondaj kuyusunun maliyeti 133 milyon dolar.
  • Türkiye’nin yaptığı açıklamanın ne kadar erken olduğuna dair de önemli örnekler mevcut. Romanya’da, Petrom ve ABD’li Exxon şirketi yüzde 50-50 ortaklıkla 8-10 yıldır Karadeniz’de sondaj çalışmaları yürütüyor, halen ticari bir rezerv olup olmadığı net değil. Exxon, hisselerini satıp buradaki projeden çıkmak  istiyor.
  • Aynı durum Kıbrıs rezervleri için de geçerli. Noble-Delek-Shell Konsorsiyumu’nun 12 numaralı blokta, Afrodit-1 kuyusunda yaptığı sondajla gerçekleştirilen keşif sonrası, bazı rezerv rakamları açıklandı. İlk açıklamada, rezervin 250 milyar metreküp olduğu belirtilirken, daha sonra bu miktar, 198 milyar metreküp olarak revize edildi. Söz konusu şirketlerin web sayfalarında ise son değerler 129 milyar metreküp doğal gaz olarak yer alıyor.
  • Dolayısıyla rezervinizin büyüklüğünü bilmeden yatırımın büyüklüğünü söylerseniz, rezervin parasal değer karşılığıyla ilgili atıp tutarsanız, hatta cari fazla vereceğinizi iddia ederseniz size ancak kargalar güler. Tek bir kuyu açıp, ertesi gün rezerv açıklamanın akılla mantıkla ilgisi yok, olsa olsa siyasi hamasetle ilgisi var. Zaten şu ana kadar bulunduğu iddia edilen rezerv de bu alanda küresel bir güç oluşturacak boyutta değil. Olası bir boru hattı ile ya da LNG terminali inşa ederek, Avrupa’ya ulaştırılmasını fizibıl kılacak herhangi bir ekonomik değere de henüz sahip değil.

Çarşamba günü Erdoğan’ın güneş paneli fabrikasının açılış töreninde doğal gaz rezervi bulunduğuna dair müjde vereceğini söylemesi, Türkiye’nin iklim politikasızlığının gerçek fotoğrafıdır.

19’uncu yüzyılda başlayan sanayi devriminin ardından 20’nci yüzyıla damgasını vuran, iklim krizinin birincil failleri petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtların bizi getirdiği yer, küresel olarak 1-1,2 °C daha sıcak bir gezegendir.

21’inci yüzyılda bir fosil yakıt türüne dair “rezerv bulduk” diye sevinmek, dünyaya dair gelişmeleri bir yüzyıl geriden takip ediyorsunuz demektir. 

Memleketin dağlarını, ovalarını, derelerini, ormanlarını talancı yandaş şirketlere peşkeş çektiğiniz yetmedi, şimdi bu sermaye odaklarını hem Doğu Akdeniz’de hem Karadeniz’de denizlere musallat edeceksiniz demektir.

İçinden geçmekte olduğumuz iklim kriziyle birlikte dünyanın hiçbir yerinde yeni rezerv çıkarılmamalı, azaltım, uyum ve çıkış stratejileriyle fosil yakıta dayanan enerji sistemi terk edilmeli, enerji verimliliğini ve enerji tasarrufunu merkezine alan bir yenilenebilir enerji patikasına geçiş yapılmalıdır.

Özetlemeye çalıştığım haliyle durum böyleyken, “neden sevinmiyorsunuz” diye soruluyor, esas soru “neden sevinelim” olmalı.

AKP iktidarlarının ekokırım projelerini dert etmiyorsanız, iklim krizini görmezden geliyorsanız, insanları yerinden yurdundan eden, doğada geri dönüşsüz tahribatlar yaratan, dünyayı yokoluşa sürükleyen projeleri sorun etmiyorsanız elbette sevinebilirsiniz.

Bu size müjde, bize endişe olur ancak…

Esas devrimsel dönüşüm, fosil yakıtları azaltarak, yenilebilir enerjiye geçiş ve sanayide, ulaşımda enerji verimliliğinin artırılmasındadır.

Sizi dünyada daha rekabetçi kılacak en değerli kaynaklar ise demokratik değerler, adalet ve yetişmiş insan gücünüzdür…