• 28.06.2021 06:32
  • (164)

İktidar, muhalefeti borçla tehdit etti: Kanal İstanbul borcu, ahlaksız borç sayılır mı?

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen “İnadına yapacağız” dediği, rant ve talan projesi olarak nitelendirilen Kanal İstanbul’un ilk köprüsünün temel atma töreni haftasonu gerçekleşti. 

Kanal İstanbul Projesi ile doğrudan bir ilgisi bulunmadığı kaydedilen bu köprünün, “Saray müteahhidi” olarak bilinen Rönesans Holding’e Kuzey Marmara Otoyolu’nun 8’inci kısmı adı altında yaptırıldığını da not düşelim.

Kanal İstanbul üzerinden muhalefetle iktidar arasında çok ilginç bir tartışma yürüyor. 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, geçen hafta, hiçbir şirketin Kanal İstanbul ihalesine girmemesini isteyerek, “Parasını vermeyeceğiz. Devletin ihalesini alıp da parasını alamayan yıllardır sürüncemede kalan yatırımlar yok mu? Gidiyorlar mı mahkemeye, hiçbirisi gitmiyor. Vermiyoruz kardeşim. Para yok. Niye para yok. Kardeşim ben üretim yapacağım, fabrika açacağım. Teşvik edeceğim. Özel sektör yatırımı yapacağım. Benim derdim, işsizlik ve yoksullukla mücadele. Ben bir avuç rantiyeye kar sağlayacak insan değilim” demişti.

Tabi, Erdoğan cephesinden bu sözlere cevap gecikmedi.

Haftasonu gerçekleşen teme atma törenindeki konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İktidara geldiğimizde projeye yatırım yapan şirketlere ve kredi veren bankalara ödeme yapmayacağız" diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu’na, “Yatırımcıları, bankaları tehdit ediyorlar, hızlarını alamayıp projeye ilgi duyan ülkeleri tehdit ediyorlar. Bu ne terbiyesizliktir! Devletlerde devamlılık esastır, bunlar devlet terbiyesi de görmediler. Sizler nasıl devlet yönetimine talipsiniz ya? Söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla da alırlar” diye seslendi.

Cumhurbaşkanı, Erdoğan, bu ifadelerle bir anlamda Kılıçdaroğlu’nu yabancı bankaların uluslararası tahkim yoluyla Türkiye’yi mahkemeye verip, kendi borçlandırmasını “söke söke” almakla tehdit etti. 

Ardından CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Erdoğan’ın, “Söke söke bu parayı uluslararası tahkim yoluyla sizden alırlar” sözlerine, “Bu hovardalığı yapanların yedi göbek sülalesinden bu parayı söke söke alırız” yanıtını verdi.

Erdoğan, “Bugün Türkiye'nin kalkınma tarihinde yeni bir sayfa açıyoruz. Kanal İstanbul'a İstanbul'un geleceğini kurtarma projesi olarak bakıyoruz” ifadesini kullandı.

Bu tartışmanın bir boyutuna da Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun açıklamasını eklemek gerek. Karaismailoğlu, “Kanal İstanbul'da da geçiş garantisi olacak, bu 15 milyar dolarlık bir proje” açıklaması önemli. 

Zira, kamu özel işbirliğiyle gerçekleştirilen Hazine garantili projelerin Türkiye’yi ekonomik, ekolojik, sosyal ve toplumsal anlamda nasıl bir dipsiz kuyuya sürükleyerek, bütün bir ülkenin geleceğini ipotek altına aldığını acı tecrübelerle deneyimledik. 

Erdoğan’ın “İstanbul'un geleceğini kurtarma projesi olarak bakıyoruz” dediği bu proje, İstanbul’un geleceğini mi, yoksa kaybetme tehlikesi yaşadığı seçimleri kurtarma projesi mi? Bu karşılıkı söz düellosu önemli bir başka tartışmanın da kapısını aralıyor.

Dünyada kamu-özel ortaklığı ve benzeri yöntemlerle yaratılan borçlara “odious debt” deniliyor. Kimileri “iğrenç/ahlaksız borç” ifade ederken, kimileri de “meşru/hukuki olmayan borç” diye çevirisini yapıyor.

Bir devletin borcu, siyasetçilerin ödünç alınmış fonları yurttaşlara fayda sağlamayacak şekilde kullandıklarında ya da tam tersine sık sık onlara baskı uyguladıklarında tuhaf bir borç haline dönüşüyor. Bazı uzmanlar, ahlaki nedenlerle bu borçların geri ödenmesi gerekmediğini iddia ediyorlar.

Odius debt özet olarak, “devletin ve toplumların çıkarlarına aykırı borçlar olarak meşru sayılmamalı ve ödenmemelidir” şeklinde tanımlanıyor.  

Çünkü, genellikle çok büyük oranda kamu özel ortaklığı projeleri vaat ettiği şeyleri yerine getirmez, kamu yararından çok çok küçük bir zümrenin menfaatlerini gözetir, inşaat süreleri planlanandan çok daha uzun sürelerde gerçekleşir, projeler geciktikçe ve gereksiz ölçüde büyüdükçe büyür, maliyetler arttıkça artar, hizmetler erişilemez hale gelir.

Kamu özel işbirliği projeleri demokrasiyi tehdit eder. Çünkü halka sorulmadan, geniş toplum kesimlerinin görüş ve eleştirileri dinlenmeden imzalanan sözleşmelerle uzun yıllara yayılan borçlar yaratılır. Başka bir siyasal görüşün iktidarında, hükümetin kamu hizmeti alanındaki programını uygulama şansı olmaz.

Bu tür borçların uluslararası olarak borç verenin tehlikesi olarak kabul edilmesi fikrinin benimsenmesi yaygın bir görüş çünkü mevcut rejim daha sonra devrilirse geri ödenmeyecek. Bu anlayışa göre, halef hükümetlerin, daha önceki rejimlerin kendilerine aktardığı korkunç borçlardan sorumlu olmaması gerekiyor.

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “odious debt” kavramını, “Bir ülkenin diktatoryal ve totaliter yönetiminin o ülke halkının rızası dışında ve çıkarlarına aykırı olarak aldığı borç” olarak nitelendiriyor.

Kozanoğlu’na göre, teorik olarak, bir hükümet önceki yönetimin borçlarını “odious” ilan edebilir. Ülkenin ve halkın çıkarlarına aykırı borçlar meşru sayılmaz ve ödenmez.

Uluslararası uzmanların da bu konuda karar vermesi için “borç denetimine” çağırılması gündeme gelebilir. Kanal İstanbul da bu tanımlamaya çok uyan bir proje.

Kozanoğlu, Kanal İstanbul özelinde şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Bence Kanal İstanbul’un finansmanında zaten güçlük çekiyorlar. Bir de muhalefetin, başta Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları finansman bulmalarını daha da riskli hale getirecek, iyice zorlaştıracaktır. Kanal İstanbul’un kendisini amorte edecek bir proje olmaması nedeniyle, proje finansmanı adı altında değil ancak Hazine’den borçlanma yoluyla finansmanı söz konusu olabilir.”

Hükümetlerin kapalı kapılar ardında sermaye gruplarıyla, şirketlerle yaptığı anlaşmalar “ticari sır” kapsamına alınarak, şeffaflıktan ve hesap verilebilirlikten kaçırılır. Kamu adına kamu yararına yapılması gereken işler için kamusal sorumluluğu olan siyasetçiler hesap vermekten geri durur.

Mesela soralım Kanal İstanbul’daki gerçek temel kamu yararı nedir? 

Hiçe sayılan yurttaş iradesine rağmen ortaya çıkarılan borçlar, bu sözleşmelerin altına kim imza atıyorsa ona aittir. Yurttaşların da bu karşı duruş iradesine sahip çıkması, sesini yükseltmesi, bu borçların kendilerine ait olmadığını göstermek için mücadele etmesi gerekir.

Dolayısıyla borçlandırarak yönetmek, üsteli bu borçlandırma faaliyetiyle toplum kesimlerini sindirmek ya da borç yoluyla tehdit etmek bir yönetime biçimi olarak kabul edilemez.