• 27.09.2021 06:56

Geçen hafta Türkiye’nin Paris Anlaşması ile ilgili yaptığı açıklama büyük yankı uyandırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’ta gerçekleşen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’de onaya sunacağını açıklaması, iklim krizi mücadelesi veren kesimler tarafından önemli bir adım olarak değerlendirildi.

Çünkü bu gerçekten çok tarihi bir açıklama…

Türkiye, Aralık 2015’te Fransa’da kabul edilen Paris Anlaşması’nı Nisan 2016 yılında imzalamış ancak onaylamamıştı. Ekim ayında Meclis’in açılmasıyla gündeme alınacak olan anlaşmanın milletvekillerine sunulup kabul edilmesiyle, karar UNFCCC (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi - BMİDÇS) Sekreteryası'na iletilecek ve böylece Türkiye resmen anlaşmaya taraf olacak.

Türkiye'nin 22 Nisan 2016'da 175 ülkeyle birlikte imzaladığı anlaşma, 4 Kasım 2016'da yürürlüğe girdi. BMİDÇS'e taraf 197 ülkenin imzası bulunan anlaşmaya şimdiye kadar Eritre, Irak, İran, Libya, Yemen ve Türkiye taraf olmadı.

Türkiye'nin BMİDÇS'in gelişmiş ülkeler kategorisini oluşturan Ek-1 listesinden çıkarılmayı ve gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer almayı talep etmesi, anlaşmanın bugüne kadar onaylamamasının nedenlerinden biri olarak gösterildi.

Fosil yakıtların kullanımında azalma olmaması halinde doğaya, insan sağlığına ve diğer canlılara geri dönülemez zararlar verileceğini, Paris Anlaşması'nın küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin de hızla ulaşılamaz hale geleceğini artık hepimiz biliyoruz.

Her ne kadar bu anlaşmanın 1,5 derece hedefini yakalama yönünden eleştirilecek pek çok yanı olsa da, bu anlaşma küresel iklim diplomasisinin önemli bir kazanımıdır, şimdiye kadar üzerinden ortaklaşılmış en önemli iklim anlaşmalarından biridir. Dolayısıyla, hem anlaşmaya hem de Türkiye’nin iklim hedefsizliklerine rağmen, Türkiye gibi hem OECD ülkesi hem G20 ülkesi bir ekonominin bu anlaşmayı onaylamasıyla iklim müzakerelerinde masada önemli bir aktör olması önemlidir.

Temel olarak Paris Anlaşması’nın felsefesi, 2050’ye kadar sera gazı emisyonlarının sıfırlanması doğrultusunda ülkelerin ortak çalışmasını sağlamak ve iklimi artık değiştirmeyen bir dünya inşa etmek üzerine kurulu. Türkiye, anlaşmayı Meclis gündemine alma kararıyla, yeni dünya düzeninin inşası için küresel işbirliğine katılma şansını tekrar yakalayabilir.

Türkiye’nin pozisyonuna geçmeden önce BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris Anlaşması’na katılımının ötesinde iki önemli açıklama daha oldu, kısaca onlardan bahsedelim.

Bunlardan biri, - Türkiye’yi de ilgilendiriyor - Çin lideri Xi Jinping’in, iklim kriziyle mücadele taahhütlerini güçlendirmek için Çin’in yurtdışında yeni kömür yakıtlı enerji projeleri inşa etmeyeceğini söylemesiydi.

Bu konuya daha önce şu yazıda (https://artigercek.com/yazarlar/pelincengiz/ulkesinde-karbon-notr-hedefi-olan-cin-niye-adana-da-termik-santral-finanse-ediyor) değinmiştik. Çin tarafından finanse edilen ve yapımı devam eden Adana’daki Hunutlu Termik Santrali’nin derhal durdurulması gerekiyor.

Diğer açıklama ise ABD’de geldi. ABD Başkanı Joe Biden, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile başa çıkmasına yardımcı olmak için 2024 itibarıyla bütçesini iki katına yani yılda 11.4 milyar dolara çıkarmak için Kongre ile birlikte çalışacağını dile getirdi.

Türkiye, Paris Anlaşması’nı onayladıktan sonra ne olacak?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, en son geçen yıl, “Anlaşmayı Meclis'ten geçirmeyi düşünür müsünüz?” sorusu üzerine, bu konuyla ilgili dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in, “Gelişmekte olan ülkeler statüsünde size yapılması gereken destekleri yapacağız” şeklinde söz verdiklerini ancak bu sözü tutmadıklarını söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altı yıl aradan sonra, Paris Anlaşması'nı Meclis'e sunacaklarını açıklama kararında Dünya Bankası ile Fransa Kalkınma Bankası (AfD) ve Almanya Kalkınma Bankası’nın (KfW) iklim projeleri için Türkiye'ye vermeyi taahhüt ettiği 3 milyar dolarlık kredi paketinin etkili olduğu kaydedildi.

Türkiye, bu 3 milyar dolarlık krediyi aldıktan sonra ne yapacak?

Türkiye, Batı’ya karşı sürekli koz olarak kullandığı sığınmacılar için tamamı aktarıldığında 6 milyar euro olacak bir fondan faydalanıyor.

Ankara'nın tek hesabı Batı ile olan ilişkisinde elinde koz olarak kabul ettiği her şeyi paraya tahvil etmek mi? Sığınmacı politikalarında bunu farklı örneklerle gördük.

Şimdi sıra iklim kriziyle mücadele mi onu da gelecek günlerde göreceğiz.

Anlaşmayı onaylamakla her şey bitmiyor, hatta tam tersi. Türkiye açısından bu anlaşmayı onaylamak bir son değil, zorlu, kararlılık gösterilmesi gereken, belki sancılı yeni bir başlangıç demek.

Anlaşmanın hedeflerine uygun bir şekilde sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması, belli bir tarihten sonra Türkiye’nin de karbon nötr bir ekonomiye dönüşmesi demek.

Bu da başta enerji olmak üzere birçok sektörde yapısal değişiklikler yapılması demek.

Yol uzun, yapacak iş çok, yola köklü bir zihinsel değişimle çıkmak gerekiyor.

Türkiye, 3 milyar doları bu dönüşümü gerçekleştirmek için mi yoksa mevcut alışkanlıklarını Beşli çeteler eliyle devam ettirmek için mi ayıracak, onları da takip edeceğiz.

Türkiye, şu anda en fazla sera gazı emisyonuna sahip ülkeler arasında 16’ncı sırada.

Türkiye her yıl 500 milyon ton sera gazı salıyor.

Küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 1’inden sorumlu.

Kişi başına sera gazı salımı 6 ton.

Türkiye’de sera gazı salımının yaklaşık üçte biri kömür kaynaklı.

Türkiye, AKP iktidarları döneminde doğal, tarihi, kültüren pek çok varlığına geri dönüşsüz zararlar verdi, havasını, suyunu, toprağını umarsızca kirletti, orman varlığı, tarım arazileri azaldı, dağları delindi, akarsuları, göller kurudu, ülke betona, kömüre, petrole teslim oldu.

3 milyar dolar kredi verilmiş onca zararın günahını affeder mi?

Türkiye, iklim krizi konusunda üzerine düşeni yapmaya hazır bir ülke olduğunu göstermek istiyorsa, bu sözleşmenin çizdiği çerçevede ilerlemeli, ne zaman ne kadar sera gazı emisyonu azaltacağına yönelik kesin taahhütlerini NDC’sini (Ulusal Katkı Beyanı) güncelleyerek açıklamalı, bundan sonra başta kömür olmak üzere hiçbir fosil projesine geçit vermeyeceğini söylemeli.

Çünkü, yeni iklim rejiminin samimi ve kararlı bir ortağı olmak buradan geçiyor.

Paris Anlaşması’nın herhangi bir yaptırımı ya da belli bir emisyon azaltım seviyesini zorunlu tutma gibi bir mekanizması yok. Ancak 1,5 derece hedefini tutturmak için herkesin yapabilirliği ölçüsünde katkı sunması kaçınılmaz.

Paris Anlaşması’nın 1,5 derece hedefine ulaşması için ülkelerin iklim çabalarını acilen iki katına çıkarması gerekiyor.

Küresel fosil yakıt sübvansiyonları 2020 yılında 6 trilyon doları bulmuş durumda. Bu veri IMF’ye ait. IMF tarafından yapılan açıklamaya göre, bu küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 6,8'ine eşit. Bu muazzam ve katiyen kabul edilemez bir oran. Yaşanabilir bir dünya için bu devam ettirilemez.

Öte yandan, AB üyesi toplam 18 ülke bugün itibariyle kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. Türkiye de kömürden çıkışı planlayarak, bu konuda lider ülkeler arasına girebilir.

Türkiye, OECD ülkeleri içinde inşaat öncesi planlama aşamasında olan kömürlü santral projelerinin yüzde 73'üne (12,14 GW) ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar Türkiye, dünyada yeni kömürlü termik santral planlayan 5'inci ülke olsa da 2015'ten bu yana planlanan projelerin 69 GW kapasitelik kısmı, 8 GW’ı 2021'in ilk yarısında olmak üzere iptal edildi.

Dünyanın vazgeçtiği kömürlü termik santraller, Türkiye’nin enerji üretimi planlarında halen yüksek bir paya sahip. Hatta geçici faaliyet belgeleriyle ömrünü tamamlamış zehir saçan termik santrallere çalışma izni veriliyor ve bu sayede santraller üretime devam edebiliyor.

Bunlar artık kabul edilemez.

Türkiye’de şu anda inşaatı süren tek proje Çin tarafından gerçekleştirilen Hunutlu Termik Santrali. Tüm dünyada finansman kömürden çekilirken Türkiye de geniş kömür planları için Afşin C gibi kamu-özel ortaklığı modeli projeler Çin sermayesine güveniyordu. Ancak, Çin’in bu kararı Türkiye’nin yeni kömür hayallerini ortadan kaldıracak, kaldırmak zorunda...

Hızla iklimle uyumlu politikalara geçişi bekliyoruz.

Atılacak adımlardan ilki iklim krizinin en önemli nedenlerinden biri olan kömür madenciliği ve kömürlü termik santral yatırımlarından vazgeçilmesi olmalı.

Türkiye’nin Paris Anlaşması’nın onaylanacağını belirtmesi, Türkiye’nin iklim politikaları doğrultusunda fosil yakıtlardan çıkabileceği umudu verdi. Umutların boşa çıkmaması için sivil toplum da üzerine düşeni elbette yapacak.

Bu kez gerçekten umut etmek istiyoruz.

Artık çok daha yüksek sesle kömürden kurtul, hatta hızla kurtul demenin tam zamanı…