• 15.03.2013 00:00

 Düşünün. Bir gün Sezen Aksu’dan bir davet alıyorsunuz. “Bir şarkı üzerinde çalışıyorum. Sen de bana asistanlık yapar mısın?” teklifinde bulunuyor. Sezen Aksu “Anladım sonu yok yalnızlığın” diye başlıyor yazmaya. “Bulutlar yüklü. Ha yağdı..” diyor ve devamını getirmenizi istiyor sizden. “Ha yağacak” diye tamamlamak çocuk oyuncağı ama neticede şarkıda bir sözünüz olmuş oluyor. Bu çalışmanın sonucunda ortaya bir şaheser çıkıyor: Yalnızlık Senfonisi. Albümün üzerine Sezen Aksu ile birlikte adınız yazılıyor. Söz- Beste: Sezen Aksu ve Siz.

Ünlü sanatçı Monet. Tuvalin başına oturmuş. Hani şu milyonlarca reprodüksiyonu yapılmışNilüferler (Water lilies) yağlıboya resmini yapıyor. Fırçayı elinize tutuşturup, eliyle hareket ettirerek bir kaç fırça darbesi vurmanıza imkân veriyor. Paleti getirmenizi, terebentini götürmenizi istiyor. Bir başyapıtın ortaya çıkışına şahit oluyorsunuz. Sonunda da resmin altına sizin imzanızı da atıyor. Cin Ali bile çizecek kabiliyetiniz yokken olağanüstü bir resmin altında imzanız var artık. Bu ne büyük bir lütuftur.

Yaratmak fiili ile biten bir cümleye hakkıyla özne olmaya tek layık olan Allah, sanat eserlerinin en muhteşemi insanı yaratırken bir kadına ve bir erkeğe aynı imkânı veriyor. Yaratma fiiline ortak ediyor. Kadına küçük, erkeğe ise daha küçük birer rol biçiyor. Sıvı dolu bir torbanın içinde gözler, dudaklar, parmaklar şekilleniyor; kalp atmaya, bacaklar hareket etmeye başlıyor. Sonuçta ortaya çıkan eserin alkışını almalarına, tebrikleri kabul etmelerine ve “benim” demelerine hiç bozulmuyor.

Rahman ve Rahim olan Allah; rahman çıraklığını erkeğe, rahim çıraklığını kadına veriyor. Biz ise erkeğe“baba”, kadına “anne” diyoruz.


[email protected]