• 12.04.2013 00:00

 Bizim iki yüz sene geç gelen matbaa hikâyesi ile Galileo’nun “Dünya yuvarlaktır” hikâyesi hemen hemen aynı esaslara dayanıyor. Galileo da bir din adamıydı. Onu yargılayan Engizisyon isimli şeriat mahkemesi de Galileo’nun arkadaşı din adamlarından oluşuyordu. Dünyanın yuvarlak olduğunu hepsi biliyordu ama halka bunu bir anda söyleyince itikatlarının sarsılmasından endişe ediyorlardı. Ancak bu olay bize yıllarca karanlık Ortaçağ’ın ürpertici hortlak hikâyesi olarak nakledildi. Hadi bunu Avrupa’nın aydınlanmacıları söylüyor da bizim Müslümanlara ne oluyor.

Geçen gün Gülhane Parkı içindeki İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nde dolaşıyordum. Ne yalan söyleyeyim gördüğüm hiçbir şey bana “vayy be!” dedirtmedi. Sıkıntıdan etraftaki insanlarla ilgilenmeye başladım. Önümde yürüyen okul grubuna kulak misafiri oldum. On beş kişilik öğrenci grubunun öğretmeni, tahta çıtalardan yapılmış bir mekanizma maketinin önünde durmuş, gururlu bir eda ile “Avrupa’nın Ortaçağ karanlığında Dünya yuvarlaktır diyenlere ölüm cezası verilirken Müslümanlar icat yapıyorlardı” nutku atıyordu. Tam da bu müzeye yakışacak sakillikte bir konuşma. Doğrusu çok yakıştırdım.

Bu müzeyi kim kurdu, hadi kurdu diyelim bu adı kim verdi bilmiyorum ama İslam’ı çok büyük bir vebal altında bıraktığı kesin.

Sen İslam’ı bilim ve teknoloji ringine çıkarırsan, elin Avrupalısı da yanına Hıristiyan bilim ve teknoloji müzesi kurar. Senin müzen Gülhane Parkı’nın onda biri kadar bir alanı kaplarken Hıristiyan müzesi bütün Tarihî Yarımada’yı içine alacak dünyanın en büyük kapalı alanına sahip binası olur. Fena mahcup olursun.


Bilim yapmak dinle değil, sabah erken kalkıp ders çalışmakla ilgili bir konudur. İnsanlar dindar olduklarında değil; motive olduklarında, iyi eğitim aldıklarında, çevrede bilimle uğraşanlarla sinerji oluşturduklarında icat yaparlar.

Bugün Müslüman olduğumuz için geri kalmış değilsek, o zaman da Müslüman oldukları için mucit değillerdi.


[email protected]