Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Kürt sorunu: Dünü, bugünü ve yarını (2)

  • 22.11.2012 00:00

 Reformlarla Kürt kimliği tanındığı ve Kürtlere siyasi yoldan hak arama yolu açıldığı takdirde, PKK’nın Türkiye Kürtleri arasında etkinliğinin azalacağı; barışın sağlanması için PKK’nın muhatap alınmasına da gerek olmayacağına dair görüşüm 2000’lerde değişmek zorunda kaldı.

Zira 1990’lar boyunca PKK dışındaki Kürt partilerinin yasaklanmasını da içeren, Kürt kimliğinin şiddetle bastırılması politikasında ısrar, ne yazık ki, PKK’nın Kürtlerin temel itiraz aracı haline gelmesi sonucunu verdi.

PKK, başından itibaren Türkiye ile Kürtlerin yaşadığı öteki devletler arasındaki gerginliklerden yararlandı; özellikle Avrupa’daki örgütlenmelerinin sağladığı mali ve diğer imkânları kullandı; çeşitli kanun dışı kaynaklardan beslendi. Güvenlik güçlerine karşı gerilla mücadelesi veren, ama gerektiğinde sivilleri hedef alan terörizme başvurmaktan çekinmeyen PKK etkinliğini giderek yaydı; Kürt sorunundan kaynaklanan, ama ondan bağımsız bir sorun halini aldı. Silah zoruyla bütün Kürtlere kendi iradesini dayatma, Kürtler üzerinde vesayet kurma politikası, PKK sorununun giderek vahim bir hal almasına yol açtı.

PKK’nın Kürtleri boyunduruk altında tutmak amacıyla “derin devlet” tarafından kurulduğu “teori”sine hiç itibar etmedim. Ama “derin devlet”in PKK’yı Kürtlerin hakları için mücadelelerini silahlı, dolayısıyla gayri–meşru göstermek için kullandığı muhakkak. Ne var ki, 1990’ların başlarından itibaren Ankara’nın Kemalist tekkültürcülük politikalarındaki “yumuşama”ya paralel olarak PKK içinde de bir değişmenin başladığı görüldü. PKK önce Marxizm–Leninizm’i terk ederek milliyetçiliği benimsedi; sonra ayrılıkçılığı terk edip Kürt çoğunluklu bölgenin (kendi vesayeti altında) özerkliğini talep eder oldu; sonra da taleplerinin kabulü halinde silahlı mücadeleyi bırakabileceğinin işaretlerini vermeye başladı.

PKK’nın 1999’da ilan ettiği, yaklaşık 5 yıl sürecek ateşkes; AB’nin aynı yılın sonunda Türkiye’yi aday ilan etmesi ve tabii, İslamcılığı bırakıp merkez sağ’a yönelen AKP’nin Kasım 2002’de iktidara gelmesi beraberinde Kürt sorununun çözümüne doğru bir açılımı getirdi. AKP iktidarının, AB süreci kapsamında çözüm yönünde attığı adımları burada tekrarlamama gerek yok. Bu adımların hepsine kuvvetle destek verdim. Ne var ki, reformların çok geç ve çok yetersiz kalması yanında Ortadoğu’daki uluslararası konjonktürün değişmesiyle birlikte Kürt milliyetçiliğinin yükselişi gibi etkenlerle PKK etkinliğini korumakla kalmadı, 2004 yazından itibaren silahlı mücadeleyi yeniden tırmandırdı. Şiddet bitecekse PKK’yı muhatap alma zorunluluğu kendini dayattı. AKP iktidarı da zamanla bunu gördü. Oslo süreci yeniden başlamalı.

Yarın için görüşüm, özetle, şu: Türkiye, eğer bütünlüğünü koruyacaksa, önümüzdeki dönemde PKK’ya silahları bırakıp siyasi mücadele yürütmenin yolunu açma yanında yeni, demokratik anayasa ile idareyi yeniden yapılandırmak, Kürt çoğunluklu bölgeye (Kürtçeyi bölgesel resmi dil olarak tanıma dahil) özerklik tanımak durumunda. Bu takdirde PKK’nın Kürt partilerinden sadece biri haline gelmesi kuvvetle muhtemel. Türkiye’nin bütünlüğü korunabilir, çünkü yalnız Türkiye Kürtlerinin değil Kürtlerin çoğu ortak geleceği destekliyor.

Ama diyelim ki tersi oldu; ayrılmayı seçenler giderek çoğaldı. O zaman, bütün uygar ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de referandum yapılabilir ve eğer ayrılıkçılar kazanırsa, ayrılmayı seçmeyenlerin haklarının korunması koşuluyla, Kürt bölgesi ayrılabilir. Önemli olan gönüllü birlik; şiddet ve vahşete yer olmaması.

http://www.zaman.com.tr/kurt-sorunu-dunu-bugunu-ve-yarini-2/2019114.html

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.