Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Başbakan, protestocular ve kuvvetler ayrılığı

  • 25.12.2012 00:00

 18 Aralık günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı ODTÜ kampüsü içindeki Teknokent’te yapılan Göktürk uydusunu fırlatma töreni öncesinde sol görüşlü öğrencilerle polis arasında çatışma çıktı.

Bir ifadeye göre sayıları 3 bini bulan polisler, öğrencileri dağıtmak için tazyikli su ve biber gazı ile sert müdahalede bulundu. Daha sonra polise molotofkokteyli ve taş attıkları iddia edilen öğrenciler sabaha karşı evlerinden gözaltına alındı; mahkemece serbest bırakıldı.

Başbakan Erdoğan, önce bir televizyon programında sonra DEİK Genel Kurulu’nda hem protestocu öğrencileri, hem medyayı, hem de öğretim üyelerini sert bir şekilde eleştirdi, polisin davranışını savundu. Sayın Başbakan’ın söyledikleri, üzerinde durulmaya değer. Şöyle ki: Başbakan haklıdır. Polise molotofkokteyli ve taş atan, lastik yakan öğrencilerin protesto tarzını makul ve matlup görmek yanlıştır. Bu öğrencilerin müzelik olarak nitelenebilecek fikirlerle mobilize edildikleri de bir gerçektir. Ne var ki, Başbakan’a protestoların polisle çatışmalara dönüşmesinde, son zamanlarda giderek ilerlettiği toplumu ikiye ayırıcı, kutuplaştırıcı söylemin bir rolü olduğunu hatırlatmak gerekmez mi? Başbakan diyor ki: “Biz de öğrencilik yaptık ama biz taşla sopayla öğrencilik yapmadık. Biz bu ülkede atılan her adıma destek olan gençlik olarak yetiştik…” Evet, siz öyle yetişmiş olabilirsiniz, arzu edilen de o olabilir ama dünyanın neresinde tek tip bir gençlik yetiştiği görülmüştür ki? Dünyanın neresinde gençlerin (delikanlıların) aşırı tepkiler göstermediği, müzelik fikirlerin peşinden gitmediği görülmüştür ki? Kutuplaştırıcı söyleminiz, üniversite yöneticilerine ve öğretim üyelerine yönelik sözlerinize de yansımıyor mu?: “Siz nasıl bir üniversitesiniz? Sizin yetiştirdiğiniz öğrenciler bunlarsa Türkiye batmıştır… Böyle üniversite öğretim görevlisi olsa ne olur olmasa ne olur…  Eğer bu hocalar öğrencilerini böyle yetiştiriyorsa onlara da yazıklar olsun. Bize böyle hocalar lazım değil...” Peki siz bu söylemle, tüm halkın benimseyeceği cumhurbaşkanı seçilmeyi bekliyor musunuz? Koltuğunda oturtmakta ısrar ettiğiniz İçişleri Bakanı’nız bile, polisin aşırı güç kullanımı hakkında şöyle diyor: “Bunun sonucunda da kolluk birimlerinin ve dolayısıyla devletimizin imajı ister istemez zedelenmektedir. Bu olumsuz durum, topluluğun içerisinde güvensizlik oluşturduğu gibi kolluk personelimizin kendine olan güvenini de sarsmakta, çalışma şevkini ve etkinliğini etkilemektedir.” Polisin aşırı güç kullanımı medyada niçin eleştirilmesin? Bu arada Sayın Başbakan kuvvetler ayrılığının hükümete engel olduğuna dair sözlerine açıklık getirmeye çalıştı. Başbakan, eğer şunları söylüyorsa, haklıdır: Türkiye’de bürokratik vesayet sürmektedir ve yargı hukukîlik değil yerindelik denetimi yaparak yetkilerini aşmaktadır. Geriletilmiş ise de bürokratik vesayetin son bulmadığı doğrudur. Evet, yargıda hukuk devletine değil, Kemalist resmî ideolojiye uygunluk denetimi yaygındır. Bürokratik vesayetin son bulması için ise anayasanın hukuk devletini güven altına alması ve yargıdaki zihniyetin değişmesi gerekir. Yargının yürütmeyi hukuk devleti açısından, yasamanın yürütmeyi siyasî açıdan denetleyemediği, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran türden bir rejime elbette ki demokrasi denemez. Peki sizin “Türk tipi başkanlık sistemi” önerisinin kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdığı açık değil midir? Sayın Başbakan eğer gerçekten kuvvetler ayrılığına inanıyorsa, bu öneriyi geri çekmesi gerekmez mi?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.