Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

‘Hayır sulhtadır, sulh hayırdır...’

  • 15.01.2013 00:00

 PKK’nın yürüttüğü silahlı isyanın artık son bulacağına dair umutların hiç olmadığı ölçüde canlandığı bir sırada, önce kimi PKK militanlarının Hakkari’nin Çukurca ilçesindeki Karataş askerî karakoluna saldırdığı, çatışmalarda biri asker 12’si PKK militanı 13 yurttaşın can verdiği bildirildi.

Ertesi gün, biri örgütün kurucularından olan, üç PKK’lı kadın aktivist Paris’te henüz bilinmeyen kişilerce infaz edildi. Silahlarla yapılan siyasetin, çok vahşi sonuçlara, çok büyük acılara yol açtığı bir kez daha görüldü.

İnfazları kimin yapmış olabileceğine dair birçok teori var: Türkiye’de iç barışın sağlanmasından hoşnut olmayan PKK’lı şahinler, “derin devlet”, Türk ırkçıları, üçüncü bir devlet, uyuşturucu ve silah kaçakçıları, vesaire. Hangisi ya da hangileri henüz bilinmiyor. Bilinen tek bir şey var; o da infazların (tıpkı Çukurca saldırısı gibi) barış sürecini hedef aldığı. Bunlar barış sürecini baltalamaya yönelik ilk provokasyonlar değil, sonuncuları olmayacaklarını söylemek de kehanet olmaz. Ne var ki Türk ve Kürt toplumunun büyük bir çoğunluğu artık şiddetin son bulmasını istiyor; provokasyonların süreci baltalamasına izin verilmemesini bekliyor.

Geçen hafta içinde barış sürecine destek veren birçok açıklama yapıldı. Bunların en dikkate değer olanı, muhakkak ki, hayatı boyunca farklı inançlar ve kimlikler arasında karşılıklı anlayış ve saygıyı, milletler arasında barışı savunan İslam bilgini ve bilgesi Fethullah Gülen Hocaefendi’nin hiç gecikmeden yaptığı, “Sulh hayırdır, hayır sulhtadır…” diyen açıklamasıydı.

Gülen, İslamî referanslarıyla ve kendi üslubuyla, özetle, şunları söylüyordu: Hangi çerçevede olursa olsun barışı temine çalışmak; inançlı, inançsız, yani dindar, ateist, deist, hepsinin beraber yaşayabileceğini ortaya koymak gerekir. Alevi–Sünni, Kürt–Türk, Laz–Çerkez, hepsi arasında barışı temin etmek gerekir. Osmanlı’yı dört yüzyıl ayakta tutan, farklılığa saygı esasıydı. Son yüzyıllarda problemler yaşandı, çünkü o anlayış yaşatılamadı. ‘Herkes bize benzeyecek’ dendi. Herkes kendi anlayışında serbest bırakılmadı. ‘Bize uyacaksın dendi’…

Kimileri açıklamayı şaşırtıcı buldular, çünkü PKK’nın, Kürt gençlerine de eğitim görme, beceri ve toplumda yer edinme imkânları sağladığı için, Gülen’in esin kaynağı olduğu inanç temelli sivil toplum hareketine (Hizmet Hareketi’ne) husumet beslediği biliniyordu. Bu açıdan Kürt siyasi hareketinin sözcülerinden Mardin bağımsız milletvekili Ahmet Türk’ün Gülen’in açıklamalarını, önemli ve takdire değer bulması anlamlıydı.

Gülen’in son açıklamaları üzerine tekrar düşündüm: Dinî inançlar çatışma ve savaşı mı körükler, yoksa barışı mı telkin eder? Sosyal ve ekonomik kalkınmaya köstek mi olur, yoksa destek mi? İnsan hakları ve demokrasinin yerleşmesini engelleyen bir güç müdür, yoksa tersi mi? Bu sorularla dinî inançların sosyal ve siyasal sonuçları üzerine düşünen herkesin ilgilendiği muhakkak. Bana göre cevapları çok açık: Kimileri dinî öğretileri karşılıklı anlayış ve sevgiyi teşvik edecek, sosyal ve ekonomik kalkınmayı özendirecek, insan hakları ve demokrasiye destek verecek şekilde yorumlar; kimileri de tam tersini yapar. İranlı liberal İslam düşünürü Abdülkerim Soruş’un dediği gibi, dinlerin mesajı kutsal, yorumu ise insanlara aittir.

Türkiye’nin büyük üstünlüklerinden biri, barış, kalkınma ve demokrasiden yana yorumlarıyla temayüz eden bilginlerin İslam’ın yorumuna yön vermiş olmaları. Bu bağlamda muhakkak ki merhum Said Nursi ve Fethullah Gülen’in ayrı yerleri var.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.