Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Birand, haberciliğin bir numarasıydı

  • 19.01.2013 00:00

 Mehmet Ali Birand, Türkiye medyasında haberciliğin tartışmasız bir numarasıydı.

 

Muhabirliği, köşe yazarlığı, kitapları, belgeselleri, televizyon programları ve haber sunuculuğu, kariyeri boyunca yanında yetişmelerini sağladığı gazetecilerle bu sıfatı fazlasıyla hak etmişti. Birand’la yollarımız fazla sık kesişmedi, ama benim için anlamlı olan anıları var.

1982 yazından itibaren Cumhuriyet’te tam-zamanlı çalışmaya başlamıştım. Anlamlı bir iş olarak haftada bir yayımlanan “Yayın Dünyasında İnceleme ve Araştırma” başlıklı kitap sayfasını hazırlıyordum. Birand’ın yazdığı haberlere dikkat ediyordum. 1985’te, o zamanların yegâne televizyon kanalı TRT’de yayınlanmaya başlayan ve dünyayı Türkiye’nin ayaklarına getiren “32. Gün”ü eşim ve bazen çocuklarımla birlikte, ilgiyle izliyorduk, ama kendisiyle şahsen tanışmış değildim.

Şahsen tanışmam, Kasım 1986’da yayımlanan “Emret Komutanım” başlıklı kitabı vesilesiyle oldu. Kitabın hemen bir nüshasını edinip, yutarcasına okuduğumu hatırlıyorum. O güne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’ni, komutanların izniyle kışlalara giderek, subaylarla konuşarak inceleme konusu yapan bir kitap yazılmış değildi. O günden bugüne yazılabilmiş de değil. O sıra kitabın bir klasik olarak kalacağı aklıma gelmemişti, ama olağanüstü değerde olduğunu görüyordum. Birand’ı telefonla aradım ve bu önemli çalışması üzerine bir mülakat yapmak için kendisini ziyaret etmek istediğimi söyledim.

Birand, bütün şöhretine karşın her zaman tevazuuyla davranan, gerçek bir centilmendi. Hemen “Ben size gelirim…” dedi ve ertesi gün Cumhuriyet’e, (Hasan Cemal’in beni rahmetli İlhan Selçuk’un gözlerinden uzak tutmak için hapsettiği) gazete arşivi içindeki özel bölmeye geldi. Gülümseyerek kapıdan girişi hâlâ gözümün önündedir. Ölüm haberi geldiğinde, onunla yaptığım ve gazetede 4 Aralık 1986 günü yayımlanan mülakatı, arşivimden çıkarıp, içim burkularak yeniden okudum. Soruların cevaplar kadar geniş yer tuttuğu bu mülakatta Mehmet Ali Bey’e maalesef hayli ukalalık etmişim… Ama mülakat, kitabın değerini yansıtıyordu.

Birand şunları söylüyordu: “Subayın inandığı demokrasi ile bizim inandığımız demokrasi arasında farklılıklar var. İki kesim arasındaki fark, demokrasinin tanımlanmasında çıkar. Bugüne kadar yaşadığımız müdahalelerin her birinde, sivilin rolü askerinkinden fazla değilse bile, ona bazı açılardan yaklaşır. Türkiye’de darbelerin artık bitmesini arzuluyorsak, öncelikle biz sivillerin kendimize çeki düzen vermemiz gerekir…” Çok haklıydı.

Onunla 1993-94’te kısa bir süre Sabah’ta, sonra 1999-2002 arasında CNNTürk’te aynı çatı altında çalıştım. “Entelektüel Bakış” adlı haftalık televizyon mülakat programının deneme çekimleri yapılırken Birand’ın muzipçe, “İşte bir Larry King doğuyor…” diyerek beni cesaretlendirmeye çalışan sesi hâlâ kulaklarımda. Bu programa hayatın her kesiminden temayüz eden kişileri çıkarmamı öneriyordu. Bu açıdan onu hayal kırıklığına uğratmış olabilirim. Birand’ın yakınında hiç olmadım. Benim ona duyduğum yakınlık sadece, yıllar boyunca izlediğim, işini olabildiğince iyi yapmak için (ölümcül hastalığının son günlerine kadar) gösterdiği titizliğe, vesayet düzeninin getirdiği kısıtları aşmak için sergilediği cesarete, Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesine yaptığı katkıya duyduğum takdir ve hayranlıktan kaynaklandı. Birand cesaret ettiklerinden dolayı az hakarete uğramadı, az sıkıntı çekmedi, ama bugün bütün Türkiye onu mesleğinin bir abidesi olarak anıyor ve hep öyle anacak. Nur içinde yatsın.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.