Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

AB’nin Türkiye’ye değil, Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı var

  • 25.06.2013 00:00

 Gezi Parkı protestoları, Türkiye – Avrupa ilişkilerini olumsuz şekilde etkiledi. Avrupa Parlamentosu (AP) 13 Haziran’da aldığı kararda, polisin Gezi Parkı protestocularına karşı orantısız güç kullanmasını kınadı.

Başbakan Erdoğan’ın cevabı, kararı “Tanımıyorum…” oldu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Göstericilere yapılan müdahale karşısında dehşete düştüm.” deyince AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın cevabı şu oldu: “Türkiye ile uğraşmanın bedelini iyi hesap etmeleri gerekir. Türkiye ile geçmişte uğraşan Sarkozy’nin bugün balık tuttuğunu herkesin hatırlaması gerekir… Merkel kendi seçimlerine yönelik siyaset malzemesi arıyorsa, bu malzeme Türkiye olmamalıdır… Türkiye’nin AB’ye değil, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var. Gerekirse o ülkelere ‘Bak, oğlum git’ demesini çok iyi biliriz…”

Büyükelçiler karşılıklı olarak dışişleri bakanlıklarına çağrıldı; beyanlardan rahatsızlık belirtildi. Türkiye ile AB arasında yapılacak karşılıklı ziyaretler askıya alındı. Üç yıl aradan sonra, “Bölgesel Politikalar” faslının müzakerelere açılması, başta Almanya’nın muhalefeti nedeniyle tehlikeye girdi. Bu arada, Türkiye’nin 1949’da kurucu üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’nin Genel Sekreteri Ankara’yı imzacısı olduğu AİHS uyarınca toplanma ve gösteri özgürlüğüne saygı göstermesi, orantısız güç kullanımı konusunda AİHM kararlarına uyma konusunda uyardı.

Yaşanan yeni kriz üzerine Türkiye – AB ilişkileri konusunda ne söylenebilir? Şöyle sıralayabilirim: 1) Türkiye, katılım müzakereleri yürüten bir aday ülke. Başbakan tanımasa da, AP’nin Türkiye ile ilgili karar alma yetkisi var. Türkiye, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin kararlarını görmezden gelmek gibi bir tavır içinde ise hiç olamaz. Başbakan’ın seçim kampanyasını giderek dozu artan, dinsel milliyetçi popülist söyleme dayandıracağı anlaşılıyor. Bu söyleme dış ilişkilerin malzeme yapılması hiç yakışık almaz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ciddiyeti ve saygınlığıyla bağdaşmaz.

2) AB üyesi Almanya’nın başbakanı, hele Alman Yeşiller Partisi eşbaşkanı Clauda Roth’un da biber gazı saldırısına uğraması karşısında, Türkiye’de polisin orantısız güç kullanmasını eleştirebilir. Bağış’ın beyanlarını diplomatik nezaketle bağdaştırmamakta da haklıdır. Bu beyanlar ne Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarıyla, ne de vakarıyla bağdaşır.

3) “Türkiye’nin AB’ye değil, AB’nin Türkiye’ye ihtiyacı var…” söylemi, AB üyeleri böyle düşünmedikçe, kendi kendimizi aldatmaktan başka bir anlam taşımaz. Bugün, AB hükümetlerinin büyük çoğunluğu, halklarının ise hemen tamamı Türkiye’nin üyeliğini ya istemiyor ya da erken buluyor. AB tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Türkiye’nin üyelik kriterlerini karşılamak için daha gideceği bir yol olduğu da muhakkak.

4) Gerçek şu ki, AB’nin Türkiye’ye değil, Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı var. Bunun en açık kanıtı, üyeliğine destek verilen 2001 – 2005 arasında Ankara’nın yaptığı uyum reformlarıyla bir “Sessiz Devrim” gerçekleştirmesi; bu destek kesilince reformların iyice yavaşlaması. İddia edilebilir ki, destek sürseydi Türkiye bugüne kadar üyelik kriterlerini çoktan yerine getirmiş olurdu.

5) Şurası da çok açık ki AB, Kıbrıs Rum Yönetimi’ni birliğe üye yaparak, katılım müzakerelerini çeşitli yollardan tıkayarak, bilerek veya bilmeyerek Türkiye üzerindeki “yumuşak gücü”nü, örnek olma vasfını büyük ölçüde yitirdi; Türkiye’nin demokrasisini ve ekonomisini AB normlarına uydurma çabasını özendiren bir dış dinamik olmaktan büyük ölçüde uzaklaştı..

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.