Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Tahrir-2 ile Taksim arasında

  • 4.07.2013 00:00

 “Taksim, elbette ki Tahrir değildir” (Zaman, 11 Haziran 2013) başlıklı yazımda, Gezi Parkı protestolarını Tahrir Devrimi’ne benzetmek isteyenlere, “Arap Baharı”ndan sonra şimdi de bir “Türk Baharı” yaşandığı iddialarına cevap vermiştim.

 

Mısır’da yaklaşık 60 yıl süren, orduya dayalı otokratik rejimin devrilmesi demek olan 2011 Tahrir Devrimi ile (Mısırlı akademisyen dostum Marwa Maziad’ın deyişiyle) esas itibarıyla “sağlıklı ve dayanıklı bir demokrasi için gerekli muhalefet dozunu” temsil eden Gezi Parkı gösterileri arasında benzerlik kurmak elbette abesle iştigaldi.

    Fakat gündemde şimdi başka bir “Tahrir” var. Mısır’ın geçen yıl seçimle gelen ilk lideri, Müslüman Kardeşler’in desteklediği Muhammed Mursi’yi istifaya zorlamak amaçlı Tahrir (dilerseniz Tahrir-2) ile Taksim arasında, uzak da olsa, bazı paralellikler kurmak mümkün. Bunlar şöyle sıralanabilir: 1) İkisi de Sünni çoğunluklu olan Türkiye ve Mısır’da, ikisi de hemen sadece Sünnilerin oylarını alan (kaba tabiriyle “Sünnici”) partiler iktidarda. Mısır’da Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖAP) İslamcı kimliğini koruyor, (kısmen de olsa) dinsel hukukun uygulanmasını savunuyor. Türkiye’nin (Müslüman Kardeşler’in kardeşi olan) Milli Görüş Hareketi kaynaklı iktidar partisi AKP ise İslamcı gömleğini çıkardı, ama şimdilerde toplumu İslami hayat tarzına ve ahlakına göre şekillendirme arayışına yöneldi. Başbakan Erdoğan’ın bir süredir “Erbakan’ın yolundayız...” demeye başlaması ve son günlerde (daha önce reddettiğini söylediği) dinsel milliyetçiliğe dayalı popülizmi ön plana çıkarması dikkat çekiyor. Kimi sosyal bilimcilere göre gerçekte dinsel milliyetçilik her iki partinin de ana karakteri.

     2) İki ülkede de bir yanda iktidar yanlılarıyla öte yanda muhalefet arasında, esas olarak dinin toplumdaki yeri üzerine kutuplaşma yaşanıyor. İki tarafta da muhalefetin ana kaygılarından biri İslami (daha doğrusu dindar Sünni) hayat tarzının ve ahlakın bütün topluma dayatılmak istenmesi. Gerçekte iki ülkede de seçmenlerin büyük bölümü “ortada” yer alıyor ve siyasi tercihini esas olarak ekonomik şartlara göre belirliyor. Bunun için bu kesim Türkiye’de AKP’den yana oy kullandı; Mısır’da Mursi’ye karşı tavır alıyor.

     3) Mısır’da olduğu gibi Türkiye’de de iktidar, çoğunluk yönetimini (“milli irade”yi) savunanları, muhalefet ise esas olarak (aralarında hiç anlaşamayan) özgürlük taraftarlarıyla eski rejim yanlılarını bir araya getirmekte. 4) Erdoğan da, Mursi de muhalefeti, “iç ve dış düşmanlar”ın oyuncağı olarak nitelemekte. 5) Mısır’da kökten–İslamcı Selefiler Mursi’yi yeterince İslamcı olmadığı için eleştiriyor, Türkiye’de İslam’ın halk yorumlarına bağlı Sufiler ise Erdoğan’ın otoriterleşmesinden kaygılı.

    6) İki ülkede de muhalefetin (en azından şimdilik) seçim yoluyla iktidara gelme şansı bulunmuyor. Bunun için Mısır’da ve (marjinalleşmekle birlikte) Türkiye’de de muhalifler arasında askerin siyasi rol üstlenmesini isteyenler var. 7) Mısır’da olduğu gibi Türkiye’de de muhalefetin devlet kurumlarını ve demokrasinin en önemli ilkelerinden birini, seçimle gelen hükümet ilkesini yıpratmama sorumluluğu var. Bu açıdan Mısır’da risk, Türkiye’ye nazaran daha büyük.

      8) Belki en büyük paralellik, gerek Türkiye, gerekse Mısır’da bir yanda çoğunluk yönetimi ile öte yanda yurttaşların hiçbir çoğunluk tarafından çiğnenemeyecek temel hak ve özgürlüklerinin saygı görmesi arasında denge arayışı. Demokrasi tecrübesinin daha köklü olması nedeniyle Türkiye’nin bu dengeyi kurmaya daha yakın olduğu muhakkak.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.