Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Mısır’da asker niçin müdahale etti?

  • 6.07.2013 00:00

 Mısır Cumhuriyeti’nin 30 Haziran 2012’de göreve gelen ilk seçilmiş başkanı Muhammed Mursi, hemen tam bir yıl sonra, 3 Temmuz 2013’te ordu müdahalesiyle görevden alındı.

 

Muhakkak ki bu, Mısır’ın 25 Ocak 2011’deki Tahrir Devrimi ile adım attığı demokratikleşme arayışında bir tökezleme. Kısa süre sonra yeniden seçimle gelen yönetime dönülse bile, bu müdahale (Türkiye’de yaşanana benzer bir) darbeler dizisinin başlangıcı olabilir, bir askeri vesayet düzeni kurulmasının yolunu açabilir. Ama açmayabilir de... Açmaması için yaşananlardan ders çıkarılması gerekir. Ders çıkarmak için de sorulacak soru şu: Bu müdahale niçin oldu?

Görebildiğim kadarıyla yol açan etkenler şunlar: Mursi’nin ve başında olduğu (Müslüman Kardeşler’in siyasi kolu) Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖAP) iktidarının, bizde AKP’nin en azından 2011 seçimlerine gelinceye kadar izlediği, bütün halkın partisi olma çabasına benzer bir arayış içine gireceği ve giderek Müslüman Demokrat (yani İslam inancı ve değerleriyle özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin ilkelerini birleştiren) bir çizgide evrileceği umuluyordu. Müslüman Kardeşler’in, laik milliyetçi diktatörlükler altında onyıllarca baskı altında tutulmuş olmasına rağmen, içinden çıkan çeşitli radikal akımların peşinden gitmeyerek, barışçı ve giderek demokrasiye bağlı bir çizgi geliştirmeyi başarmış olması; halktan gördüğü yaygın desteği götürdüğü çeşitli hizmetlerle, diktatörlüğe karşı çıkmasıyla kazanması, bu umutları besliyordu.

Ama ne yazık ki, bu umutlar gerçekleşmedi. Göreve geldiği gün, “Bütün Mısırlıların Başkanı” olacağını vaad eden Mursi, ne yazık ki giderek halkı (kendisinden yana ve karşı olanlar şeklinde) ikiye bölen, kutuplaştıran bir tavır içine girdi. Halkın şikayetçi olduğu temel, ekonomik sorunlara, işsizliğe ve yoksulluğa çare aramak yerine, dindar ama inancını kendi seçtiği gibi yaşamak isteyen bir halka kendi din anlayışını dayatmaya öncelik verdi. Mursi, geçen kasım ayında çıkardığı kararname ile kendisine yeni anayasa kabul edilene kadar, yargı denetimini etkisiz kılacak ölçüde olağanüstü yetkiler tanımaya girişti. Yaptığı atamalarla askeri ve yargıyı yedeğine aldığına inandı. Aralık ayında, taslağı uzlaşma ile değil dayatma ile hazırlanan ve halkın sadece yüzde 32’sinin katıldığı bir referandumla kabul edilen anayasa, ifade özgürlüğünü, kadınların ve azınlıkların haklarını kısıtlayıcı maddelere yer verdi. Bunlar, toplumdaki kutuplaşmayı tırmandırdı. Öyle ki Mursi giderek genişleyen bir kesimin gözünde “Yeni Mübarek” olarak görülmeye başladı; özgürlük yanlıları onu “Yeni firavun” ilan ettiler ve istifasını isteyen gösterilere başladılar. Buna karşılık Mursi kendini “milli irade”yi temsil ettiğine, bunun için her dilediğini, kimseye danışmadan, hesap vermeden yapabileceğine inandırdı. Oysa halkın sadece yarıdan az fazlasının (% 51,9) katıldığı bir seçimde, oyların yarıdan az fazlasını (% 51,7) almıştı, yani iktidarı sadece çeyreklik bir azınlığa dayanıyordu. Üstelik ona oy veren bu azınlık içinde, eski rejimin adayına oy vermek istemeyen özgürlük yanlılarının hatırı sayılır payı vardı. 13 milyon oyla seçilmişti, istifası için 22 milyon seçmen imza verdi. Sonunda kendi atadığı genelkurmay başkanı onu azletti, seçimlere kadar yönetimi yine onun atadığı anayasa mahkemesi başkanına verdi.

Çıkarılacak temel ders muhakkak ki şu: Eğer seçimle gelen hükümete saygıyı tesis etmek istiyorsanız, demokrasinin seçimden ibaret olmadığı, temel hak ve özgürlüklere saygıyı da kapsadığı gerçeğini içselleştireceksiniz. [email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.