Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

‘İnsanî müdahale’ gerekli mi, değil mi?

  • 29.08.2013 00:00

ABD’nin öncülük edeceği uluslararası koalisyon, Suriye’de iki yıldır 100.000 insanın ölmesine, milyonların komşu ülkelere sığınmasına, kendi ülkesinde mülteci olmasına yol açan Beşar Esad diktatörlüğüne karşı, (Zaman’ın tanımıyla) “Kosova tipi” olması beklenen askeri müdahaleye hazırlanıyor.

 

Bu müdahale gerçekleşecek olursa, “insani müdahale” kavramına dayanacak. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra patlak veren iç çatışmalar bu kavramı uluslararası toplumun gündemine soktu. Tartışılan soru şu: Devletler kendi halklarına karşı soykırım uygular, etnik temizlik yapar, savaş suçları ve insanlığa karşı suç işlerse, bu durumda kimin, nasıl müdahale etmesi gerekir; bunun yararı olur mu, olmaz mı?

“İnsanî müdahale”yi savunanların temel argümanı, bir devlet halkına karşı yukarıda sayılan ağır suçları işliyorsa, uluslararası topluluk insani ve ahlaki nedenlerle buna seyirci kalmamalı. Ne var ki, uluslararası hukuk, herhangi bir ülkeye askeri müdahalede bulunulabilmesi için BM Güvenlik Konseyi kararı alınmasını şart koşmakta. NATO 1992–95 arasında, kanlı iç çatışmaları sona erdirmek amacıyla ve Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesiyle, Bosna–Hersek’e askeri müdahalede bulundu. Aynı NATO 1999’da, Güvenlik Konseyi kararı olmadan, Kosovalı Arnavutların katliama uğramasına son vermek üzere Sırbistan’ı bombaladı.

2001’de Kanada hükümetinin öncülüğüyle toplanan “Uluslararası Müdahale ve Devlet Egemenliği Komisyonu” yayınladığı raporla “koruma sorumluluğu” kavramını ortaya attı. Bu kavram, ilgili devletin halkını koruma sorumluluğunu yerine getirmemesi ya da getirememesi durumunda, bu sorumluluğun belirli koşullarla uluslararası topluluğa verilmesini öngörüyor. 2005’te BM, bu sorumluluğun kendisine ait olduğuna dair karar aldı. “İnsani müdahale” hukuku bu şekilde gelişiyor, ancak ön koşulu Güvenlik Konseyi onayı olmaya devam ediyor.

“İnsani müdahale”ye karşı çıkanlar ise, esas olarak, şu argümanları ileri sürmekte: Söz konusu müdahaleler, insani ve ahlaki nedenlerden çok, jeopolitik çıkarlar nedeniyle yapılır. Çok tehlikeli sonuçlar doğuracak emsal oluşturur. Kısa vadeli çözüm getirse de, uzun vadede barış ve istikrarı kundaklar; daha büyük zararlara yol açar. Yeni–sömürgeciliğin ya da Amerikan emperyalizminin bir aracıdır. En iyi uluslararası güvenlik sistemi, yine de ulusal egemenlik ilkesine dayalı olan sistemdir.

Peki, “insani müdahale” konusunda ben ne düşünüyorum? Bana göre, her vaka kendi başına değerlendirilmek zorunda. Muhakkak ki NATO’nun gerek Bosna, gerekse Kosova müdahaleleri barışa hizmet etti. Uluslararası topluluk ne Ruanda’da (1994), ne de (2003’ten itibaren) Darfur’da (Sudan) işlenen insanlık suçlarına kayıtsız kalmamalıydı. ABD öncülüğünde Afganistan’a yapılan müdahalenin (2002) ve Irak’ın işgalinin (2003) insani ve ahlaki nedenlerden ziyade ABD’nin ulusal çıkarlarıyla ilgili olduğu ise çok açık.

Suriye’deki diktatörlüğün iki yıl önce barışçı gösterilerle başlayan halk isyanını silahla bastırmasının yol açtığı trajedinin boyutları ortada. Rejimin Rusya, İran ve Hizbullah’ın gönderdiği silahların ve savaşçıların desteğiyle ayakta durması, giderek inisiyatifi ele geçirmesi karşısında, muhalefete yapılacak silah ve para yardımlarını hep destekledim. Şimdi de ABD öncülüğünde kurulacak uluslararası koalisyonun diktatörlüğün zulmüne dur diyebilecek ve tarafları müzakere yoluyla çözüme zorlayacak nitelikte bir “insani müdahale”de bulunmasına olumlu bakıyorum. Suriye, ne Afganistan, ne de Irak vakalarına benziyor. 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.