Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Değerler ve çıkarlar ışığında Suriye politikası

  • 31.08.2013 00:00

 Köşe yazarları olarak hepimiz eleştiriliyoruz. Bir demokraside elbette ki bu çok olağan ve istenen bir durumdur. Eleştirilmeyen yazar ciddiye alınmıyor demektir.

Ne var ki “eleştiriler” örgütlü küfür kampanyaları niteliğine büründüğünde ciddiye alınmaz. Okuduğunu anlamaktan aciz olanların ya da söylenenleri çarpıtanların yönelttikleri türden “eleştiriler”in de ciddiye alınması beklenemez.

Geçenlerde arkadaşlarım, başbakanın baş danışmanı olup, bir gazeteye gerçek ismiyle, başka bir gazeteye takma isimle yazan bir milletvekilinin, takma ismiyle yazdığı köşede bir yazıma yönelik eleştirilerde bulunduğunu haber verdiler. Okudum. Öncelikle şunu hatırlatmakta yarar olabilir: Basın meslek ilkeleri, siyasilerin düzenli olarak köşe yazısı yazmalarına cevaz vermez. (Artık Doğan Medya Grubu bile, bu ilkeyi kabul edip, milletvekili sıfatını taşıyan kimselere köşe yazdırmaktan vazgeçti.) Bugün dünyanın hiçbir demokrasisinde de başbakana danışmanlık yapan bir milletvekilinin bir gazeteye gerçek ismiyle, başka bir gazeteye takma ismiyle köşe yazması gibi bir garabete rastlanmaz. Tabii ki başbakanın danışmanı olan bir milletvekilinin söylenenleri çarpıtması, bundan daha az bir garabet değildir.

“Evet, Batı ikiyüzlü. Ya Türkiye?” (22.08.2013) başlıklı yazımda, “Batı’nın değil Türkiye’nin ikiyüzlü davrandığını” söylemediğim başlıktan belli. Yazıda değerleriyle çıkarlarını dengelemek zorunda olan bütün ülkelerin kaçınılmaz olarak “ikiyüzlü” davrandıklarını vurguladım. AKP hükümetinin Suriye politikası buna çok iyi bir örnek. AKP hükümeti Arap devrimleri öncesinde izlediği (çok da başarılı olan) “komşularla sıfır problem” politikası uyarınca, Suriye’de bir darbeyle iktidara gelmiş olan dikta rejimiyle yakın ilişkiler kurdu. Bunun, değerler açısından savunması, yakın ilişkilerin Suriye’yi demokratikleşmeye özendireceğiydi. Çıkarlar açısından gerekçesi ise çok açıktı: iktisadi ilişkiler gelişecek, bu da barışçı ilişkileri teşvik edecekti.

Suriye’de halk isyan edince AKP hükümeti, diktatörlüğün kısa sürede devrileceği varsayımıyla, birkaç aylık demokratikleşmeye ikna çabalarından sonra, Şam’la köprüleri attı. Değerleri uyarınca muhalefete (diplomatik ve sair) destek vermeye başladı (ve çok isabetli olarak) kapıları Suriyeli sığınmacılara açtı. Çıkarlar uyarınca da ağır sığınmacı yükünden bir an önce kurtulabilmek ve Suriye’nin dağılmasını önlemek amacıyla başta ABD, Batılı müttefikleri muhalefetin ağır silahlarla teçhizine ve uçuşa yasak bölge ilanına iknaya çalıştı. Ne var ki bunların hiçbiri kabul görmedi. Nihayet şimdi ABD, rejimin kimyasal katliam yaptığı gerekçesiyle “Kosova-tipi” bir müdahaleyi düşünmekte. Müdahalenin sonuçlarından çekindiği için Britanya parlamentosu, bu müdahaleye katılma izni vermedi; hiçbir Arap ülkesi de müdahaleye destek vermiyor.

AKP hükümeti gerek “demokratik” değerler açısından, gerekse çıkarlar açısından, yani Suriye’de istikrarın sağlanmasına hizmet edeceği umuduyla müdahaleye destek veriyor. Ama gerek “İslami” değerleri açısından (Hıristiyan ülkelerin Müslüman çoğunluklu bir ülkeye saldırmasını destekleme noktasından), gerekse ulusal çıkarlar açısından (müdahalenin Türkiye’ye çok zarar verebileceği noktasından) eleştiriliyor. Her durumda AKP hükümetinin, gerek Arap devrimleri öncesinde, gerekse sonrasındaki Suriye politikasının sadece değerlere değil aynı zamanda (kendince belirlenen) ulusal çıkarlara göre şekillendiği konusunda bir tereddüt olamaz..

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.