Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Sorun, kimyasal silahlardan ibaret mi?

  • 14.09.2013 00:00

 Obama ile Putin arasında Esad’ın kimyasal silahlarını üçüncü bir ülkeye teslim etmesi karşılığında, ABD’nin “sınırlı ve dar” kapsamlı cezalandırma operasyonundan vazgeçmesini öngören uzlaşmanın Kerry’nin dil sürçmesinden değil, bir süredir iki taraf arasında yürütülen görüşmelerden kaynaklandığı anlaşıldı.

 

Esad’ın kimyasal silahlarının denetim altına alınmasının, barış ortamında bile uygulanmasının zor olduğu muhakkak. Ama uzlaşma Obama’ya BM Güvenlik Konseyi’nin ve Kongre’nin onay, Amerikan kamuoyunun destek vermediği bir operasyonu, en azından şimdilik gündemden çıkarma imkânı sağladı; Putin’e dünya siyasetinin önemli oyuncusu rolünü oynama fırsatını verdi; Esad’a da bir yandan şartlarını artırırken, öte yandan öldürmeye devam ediyor.

Suriye’deki esas sorun, herhalde, diktatörlüğün muhaliflere karşı kimyasal silah kullanmasından ibaret değildir. Bugüne kadar 100 binden fazla insan, kimyasal değil konvansiyonel silahlarla öldürüldü. Sorun, Esad’ın uyguladığı katliamın durdurulması. Washington, Moskova ve Tahran arasında sürdüğü anlaşılan görüşmelerin uyandırdığı umut, tarafların uzlaşmasıyla Suriye’de önce ateşkesin sağlanması, sonra da temsilî bir yönetimin kurulması. Üzerinde ittifak ettikleri bir konu var: Üçü de Suriye’nin başta El Kaide radikal Sünni İslamcıların egemenliğine girmesini istemiyor.

Yeni başkanı Ruhani’nin baş gündem maddesi, İran’a uygulanan yaptırımların en azından hafifletilmesi. Bu konuda başlayan diyaloğun Suriye’nin geleceğini de kapsayabileceği akıllara geliyor. Obama - Putin diyaloğunun akıllara getirdiği ihtimal ise, Esad’ın gitmesi, yerine de geçenlerde Türkiye’ye sığınan, eski Savunma Bakanı Ali Habib’in getirilmesi üzerine anlaşmaları. Habib, devrimin başlangıcında muhaliflere ateş açılmasına karşı çıktığı için görevden alınan bir Nusayri. Bugünlerde okuduğum en dikkate değer analiz, 1980-96 arasında Esad’ın zindanlarında yatan Suriyeli yazar ve aktivist Yasin El Hac Salih’e ait olan. Özetle şöyle diyor: “Suriye’de mezhepler arası iç savaş olduğu iddiasının gerçekle ilgisi yok. Diktatörlüğe karşı ayaklananlar, Suriye toplumunun hemen tüm kesimlerini kapsıyor. Bir hükümet yurttaşlarını katlediyorsa, buna iç savaş denemez. Batılılar “siyasi çözüm”den söz ettikçe, katliama müdahale etme niyetinde olmadıklarını anlayan Esad, şiddetini artırmakta. Suriye’de sadece 100 bin kişi ölüp, 7 milyon kişi yurdundan göçmedi; binlercesi hapse atıldı, işkenceden geçti.

Batı’nın muhalefete desteğini esirgemesi, isyancıların radikal İslamcı oldukları iddiasıyla haklı kılınmaya çalışılıyor. Radikal İslamcılar devrimin başlamasından yaklaşık 10 ay sonra ortaya çıktılar. Bugün bunlar devrimin ve ülkenin başına bela, ama Esad açısından kendini haklı göstermek için bir bahane. Batılıların, Esad’ın devrilmesinin İslamcıların egemenliğine yol açacağını varsayması, büyük bir yanılgı. Gerçek olan, Esad ayakta kaldıkça radikal İslamcıların güçlenecek oluşu. Adalet ve insanlık, Esad rejiminin işlediği suçların cezasını çekmesini gerektirir. Yarım-ağızla müdahale yetmez. ABD ve müttefikleri rejimi sadece kimyasal silah kullandığı için cezalandıracaklarsa, bu bir yarar sağlamayacağı gibi, Esad’a yanlış mesaj verecektir… Biz Suriyeliler bu dünyanın insanlarıyız ve dünya Esad rejiminin bizleri öldürmesine dur demelidir. Şimdi.” (New York Times, 09.09.2013)

Sözde laikliğin güvencesi olarak gördükleri Esad’a sempatiyle bakan, hatta kazanmasını isteyen Kemalistlerden farklı olarak ben, Suriyeli muhaliflerin haykırışına hak veriyorum.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.