Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Evet, ama niye yetmez?

  • 3.10.2013 00:00

 Geçen yazımda son “demokratikleşme paketi”ne niçin “evet” dediğimi, ana hatlarıyla izah ettim.

Bugün de niye “ama yetmez” dediğimi açıklamak istiyorum. “Yetmez,” çünkü ben 21. yüzyıl Türkiye’sinin, 12 Eylül anayasası ve yasalarıyla tahkim edilen rejimin değişmesi ve yerine AB’nin Kopenhag Siyasi Kriterleri ile tanımlanan nitelikte bir demokrasiye geçilmesi ihtiyacında olduğuna inanıyorum.

Türkiye, seçimle gelen bir hükümet (demokrasi) ile yönetilen, insan haklarını, hukuk devletini ve (etnik ve dinsel) azınlıkların saygı görmelerini ve korunmalarını güven altına alan bir rejime geçerse ancak, herkesin barışçı, demokratik yoldan hak aradığı; yurttaşların meşru demokratik taleplerinin karşılandığı; bütünlüğün korunduğu bir ülke olabilir. Bunun için de rejimin Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de gösterdiği yolda (AB üyelik kriterlerinde tanımını bulan) “çağdaş uygarlığa” ulaşması, ama Kemalist prangalarından tümüyle kurtulması gerekir.

Pek çok yazımda değindiğim gibi, Cumhuriyet’in kurucuları geçen yüzyılın başında Avrupa’nın orta ve doğusunda yaygın olan otoriter modernlik anlayışının etkisiyle, dağılan çok etnili ve çok dinli Osmanlı devletinin yerine, devlet eliyle tek–tip bir “Türk ulusu” inşa etme projesini uyguladılar. Kemalizm olarak da andığımız kurucu felsefe şu üç temel ilkeye dayanıyordu: 1) Modernleşmeci elitler tarafından, otoriter yönetim. 2) Dinin ve eğitimin devlet tekeli ve denetimine alınmasını, dinî özgürlüklere kısıtlamalar getirilmesi. 3) Tüm toplumun Türk dili ve kültürüne asimile edilmesi.

1950’de çok-partili düzene geçişten bu yana, toplumun baskısıyla her üç ilkede de esnemeler yapıldı. 1) Doğrudan bürokrasi tarafından yönetimin yerine askerî vesayet altında, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün kısıtlı olduğu türden bir demokrasiye geçildi. 2) Din ve eğitim üzerinde devlet tekeli ve denetimi ilkesi değişmedi, ama muhafazakâr–dindar çoğunluğun taleplerini karşılayacak kimi önlemler alındı; Aleviler, 1990’lardan itibaren ibadethane statüsü tanınmasa da cemevlerini açmaya başladılar. 3) Yine 1990’ların başından itibaren Kürtçe yasağı kalktı ve Kürtçe adım adım özgürleşti.

Bu esnemelerin başlıca itici güçleri, 1980’lerde piyasa ekonomisine geçiş, 1990’larda başlayan AB süreci ve aydınların önemli bir kesiminin (totaliter ideolojileri terk edip) AB ölçülerinde demokrasi talep etmeye başlamaları oldu. Ve Türkiye adım adım prangalarından kurtulma sürecine girdi. Son demokratikleşme paketi, evet nihai hedef açısından fevkalade yetersiz, ama bu sürecin bir parçası.

Bazı arkadaşlarım dahi büyük bir hamleyle, adeta bir devrimle AB Türkiyesi’ne geçilmesini istiyor, bunun mümkün olduğunu düşünüyor. Bu ne gerçekçi, ne de yerinde bir düşünce. Birçok arkadaşım gibi ben de, devrimciliği çoktan ve toptan terk ettim. Reformlar yoluyla, adım adım, yani evrimle değişime inanıyorum. Evrimle değişmenin daha sağlıklı ve kalıcı olduğuna kaniyim. Onun için AB ölçülerinde demokrasiye yönelik her adımı destekliyorum, ters yönde her adımı da eleştiriyorum.

Türkiye halkın zorlamasıyla, eleştirilerin yolu açmasıyla giderek demokratikleşiyor. Kemalist partiler (CHP ılımlı, MHP müfrit şekilde) değişime direniyor. 2002’den beri iktidarda olan AKP ise, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye inandığı için değil, Kemalizm’in mağdurlarından biri olduğu ve toplumun baskısını üzerinde hissettiği için değişime öncülük ediyor. Bunun için hem yanlışlarını eleştirmek, doğrularını desteklemek, hem de daha iyisini yapmaya teşvik etmek gerekiyor. [email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.