Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Yargı bağımsızlığı nasıl sağlanır?

  • 31.12.2013 00:00

 Hukuk devletinin ve onun vazgeçilmez şartı olan yargı bağımsızlığının ne denli hayati olduğunun toplumca anlaşılmasına doğru yol alıyoruz. “Hukuk herkese lazımdır!..” Elbette öyle. Ne var ki, yargı bağımsızlığının nasıl güven altına alınabileceği konusunda kafa karışıklığı sürüyor.

Darbe girişimcilerinin ordudan tasfiyesiyle sonuçlanan soruşturma ve davalara içerleyen askeri vesayet yanlılarının… Rüşvet ve yolsuzluk iddialarının soruşturulmasından huzuru kaçan “sivil vesayet” taraftarlarının…  KCK – PKK paralel devletinin kovuşturulmasından şikayetçi olanların… Ve de otoriter laiklik taraftarları ve İslamcıların ağız birliği yaptıkları konu şu: “Yargı ve emniyetteki Fethullahçı çete, örgüt, otonom güç, paralel devlet temizlensin!”

Hatırlatmak ihtiyacını duyuyorum: Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığını güven altına almanın yolu, yargıdaki ve emniyetteki “Fethullahçıları”, Nurcuları, Nakşileri, Süleymancıları, Kemalistleri, Ulusalcıları, laikçileri, İslamcıları, liberalleri, demokratları, faşistleri, komünistleri, vesaire fişleme ve tasfiyeden geçemez. Bu yola gitmek Nazi Almanyası’nda ve McCarthy Amerikası’nda yapıldığına benzer cadı avları başlatmaktan öte bir sonuç veremez. Yargı ve emniyet mensupları her zaman farklı dini inançlara ve siyasi görüşlere sahip olacaklardır. Kamu görevlilerinin dini inançlardan ve siyasi görüşlerden arınmış olmaları, asla gerçekleşmeyecek bir hayaldir. Malum, dünyanın en saygın, en bağımsız yargı kurumlarından biri olan ABD Yüksek Mahkemesi bile, muhafazakar ya da liberal görüşleriyle tanınan yargıçlardan oluşur.

Yargı bağımsızlığını sağlamanın iki temel yolu vardır. Biri hukuk düzeni ile ilgilidir. Savcı ve yargıçların görevlerini siyasi, idari ve iktisadi güç sahiplerinin şu veya bu şekilde müdahalelerine maruz kalmadan, hukuk bilgilerine ve vicdanlarına uygun olarak yapmalarının güven altına alınması gerekir. Bunun için güçlü iş güvencesine sahip olmaları ve popüler deyişle “vicdanları ile cüzdanları arasına sıkışmamaları” gerekir. İkinci olarak, hukuk devletine sadakatle hizmet etmelerini mümkün kılacak hukuk bilgisiyle donatılmaları, iyi eğitim görmeleri gerekir. Ve tabii ki, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığının güven altına alınması, esas olarak insan hak ve özgürlüklerine saygının rejimde ve toplumda yerleşmiş olmasına bağlıdır.

En temel insan haklarından biri din ve vicdan, inanma ve inanmama özgürlüğüdür. Ne yazık ki Türkiye’de vicdan / inanmama özgürlüğü hemen hiç saygı görmediği gibi, din / inanma özgürlüğü de tam saygı görmekten çok uzak. 21. yüzyılda devlet hâlâ hangi inancın makbul, hangisinin olmadığına karar veriyor; dini özgürlükleri kısıtlıyor. Son olarak 2004 tarihli MGK kararıyla ortaya çıktığı gibi, kamu görevlileri dini inanışlarına göre fişleniyor ve ayrımcılığa uğruyor.

Bu bağlamda “Fethullahçıları bitirme” planları yapılıyor. Evlerine, yurtlarına silah, uyuşturucu, vesaire gizleyip “terör örgütü” suçlamasıyla yargılanmaları tasarlanıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi gibi, İslam inancının özgürlük, çoğulculuk ve demokrasiyle uyumlu, tüm insanlığı kucaklayan bir yorumunu geliştiren, bu açıdan dünya çapında değeri olan bir din bilgini, herhangi bir suç işlemediği mahkeme kararıyla sabit olduğu halde, ülkenin huzurunun kaçmasına vesile edilmesin diye 15 yıldır çok sevdiği ülkesinden uzakta yaşıyor. Gülen’in ülkesine dönmekten kaçınması, laikliği de içeren hukuk devletinden ne denli uzak olduğumuzun bir ölçüsü.

2014’ün hukuk devletinin güçlenmesine vesile olmasını dilerim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.