Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Türkiye için 2014 senaryoları

  • 2.01.2014 00:00

 Geleceği okuyabilme arzusu, muhakkak ki, insanoğlunun en temel dürtülerinden biri. Belirsizliğin arttığı dönemlerde dürtü daha da depreşir.

Bu yüzden en dindarından en laik olanına kadar çok kimse fal baktırmaya meraklıdır. Ben fala inananlardan değilim, ama somut verilerden kalkarak geleceğe dair senaryolar üretme çalışmalarını yararlı bulurum. Çünkü bunlar en azından bir nebze önümüzü görmeye, nasıl davranmak gerektiğine karar vermemize yardımcı olur.

2014 yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde olağanüstü bir yıl olmaya aday. Zira bu yıl en az iki, belki üç seçim yaşanacak ve belki bunlara bir de referandum eklenecek. Mart sonunda yerel seçimler, haziran sonunda da cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacağı kesin. Azalan olasılıklarla, 2015 yazında yapılması gereken genel seçimler erkene, bu yıla alınabilir; yıl sonundan önce de anayasa referandumu gündeme gelebilir. 2014’e dair senaryolar üretirken temel varsayımım (“Büyük rüşvet ve yolsuzluk” soruşturmasının Başbakan Erdoğan’ı istifaya götürmeyeceği artık belli olduğuna göre), bu yılın siyasi gelişmelerini 30 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin sonucunun belirleyeceği. Buna göre başlıca iki senaryo öngörebiliyorum.

Senaryo I: Başbakan Erdoğan ve çevresi, “Büyük rüşvet ve yolsuzluk” soruşturmasının yol alarak hükümetini tehdit etmesini, yargıya geniş çaplı müdahale yoluyla engellemeyi başarır. Soruşturmanın bir Amerikan oyunu olup “Fethullahçılar” tarafından tezgâhlandığına toplumun geniş bir bölümünü ikna eder. Güvendiğim iktisatçı Seyfettin Gürsel’in analizlerine bakılırsa, mart ayına kadar ekonomide büyük olumsuzluklar yaşanması beklenmediğine göre, yerel seçimlerde AKP, (parti sözcüsünce açıklanan) beklentisi kadar, yani en az % 40 oy toplar.

Başbakan Erdoğan, siyasi kariyerini kurtarmak için yürüttüğü “İstiklal savaşı mücadelesi”ni kazandığına hükmeder ve haziranda cumhurbaşkanlığına aday olur. Seçimin belki ilk turunda değil, ama ikincisinde kazanır. Anlaşmış oldukları üzere başbakanlığı Bülent Arınç’a devreder, ama partinin dizginlerini elinde tutar. Genel seçimler erkene alınır. AKP, tek başına değilse bile (asgariler üzerinde anlaştığı) BDP’nin desteğiyle anayasayı kuvvetler ayrılığının ayağına dolanmamasını temin edecek şekilde değiştirir; “Türk usulü başkanlık” sistemini tesis eder. Kürtlerin bir kısmı istediklerini alır, ama ülke, Rusya benzeri bir rejim altına girer. Bu, Türkiye için karabasan senaryosudur. Zira bütün gücün tek bir kişide toplandığı, yolsuzluğa boğulan, hukuk devletinden uzaklaşan bir Türkiye, hiçbir sorununu çözemez. Ben kesinlikle böyle bir Türkiye görmek istemem.

Senaryo II: Başbakan Erdoğan ve çevresi, bir komplo ile karşı karşıya olduğu konusunda toplumu yeterince iknayı başaramaz. Yerel seçimlerde AKP, beklediğinin alt sınırında veya altında oy alır. İktidarın kaybedilme olasılığı karşısında AKP içinde homurtular, yeni lider arayışı yayılır. Cumhurbaşkanı seçilmesini riskli gören Erdoğan, tüzüğü değiştirip başbakan kalmayı deneyebilir. Ama daha büyük olasılıkla Cumhurbaşkanı Gül ile pazarlığa oturur. Gül, cumhurbaşkanlığına destek vermesi karşılığında parti başkanlığını kendisine bırakması konusunda Erdoğan’ı ikna eder. Gül başkanlığındaki AKP toparlanıp AB kriterlerini yerleştirme gündemine döner. Nasıl olursa olsun, yeniden AB kriterlerini yerleştirmeye yönelen bir Türkiye görmeyi kesinlikle isterim.

Tabii çok farklı senaryolar geliştirilebilir ve gerçekleşebilir. Temkinli iyimser olarak tahminim, Türkiye’nin karabasan senaryosuna mahkûm edilemeyeceği.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.