Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Meselenin özü özgürlük mücadelesi

  • 11.02.2014 00:00

 Türkiye, askerî-bürokratik vesayet düzenini geride bıraktığına, seçilmiş hükümetlerce yönetim anlamında demokrasiyi yerleştirdiğine inanmaya başlamışken, seçilmiş hükümetin özgürlükleri boğmaya yönelmesiyle karşı karşıya.

Türkiye’de 1950’lerin başında iç ve dış baskılar nedeniyle benimsenen çok partili düzen, özgürlüklerin kısıtlı olduğu ve askerî-bürokratik vesayet altında olan bir demokrasiydi. Dizginler, esas olarak, Kemalizm’e ve ayrıcalıklarına bağlı, kendilerini vatanın ve halka karşı korunması gereken devletin sahibi olarak gören askerlerin elindeydi.

Askerler, “Atatürk ilke ve inkılapları”nın, yani başında oldukları vesayet düzeninin tehlikede olduğu gerekçesiyle çok partili düzene farklı şekillerde dört defa müdahale ettiler; her defasında vesayet düzenini tahkim ettiler, güçlendirdiler. Bu tahkimatın en zecri olanı yeni bir anayasa ve 600 dolayında yeni kanunla 12 Eylül 1980’de iktidara gelen ve yaklaşık üç yıl iktidarda kalan TSK komuta heyeti tarafından yapıldı. 1982 Anayasası’nın lafzının neredeyse yarısı o günden bugüne değişikliğe uğratılmışsa da, yurttaşların birey ya da grup olarak haklarına değil devletin çıkarlarının korunmasına öncelik veren “ruhu” yerinde duruyor.

Şurası bir gerçek ki, 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye’nin 1999’da üyeliğe aday kabul edilmesiyle başlayan Avrupa Birliği’ne katılım sürecini desteğine alarak, anayasa ve yasa değişiklikleriyle Kopenhag kriterlerinin benimsenmesi yönünde, önemli adımlar attı. Bu adımlar AB’den katılım müzakerelerinin başlatılmasıyla karşılık buldu. (AKP iktidarının bu yoldaki reformlarına destek veren aydınları “kullanışlı aptallar” olarak niteleyenler, zekâlarından şüphe etmeli.)

Askerî vesayet yanlıları, otoriter Kemalist ilkelerine aykırı ve ayrıcalıklarını tehdit eder nitelikte buldukları reformları baltalamak için doğrudan askerî darbe girişimlerinde bulundular; bir yargı darbesiyle AKP’yi kapattırmaya çalıştılar. AKP iktidarı, oynadığı siyasî rolün TSK’nın saygınlığına ve meslekî sorumluluklarına zarar verdiğine inanan askerler dâhil, demokrasinin yerleşmesinden yana olan büyük çoğunluğun desteğiyle bu tehditleri bertaraf etti. Bir yandan ekonomik büyümeyle ortalama yurttaşın hayat standardındaki gelişme, öte yandan askerî vesayetin hukuken olmasa da fiilen sona ermesi, 2011 seçimlerinde AKP’ye oyların yaklaşık yarısını kazandırdı. 2011 seçimlerinin Türkiye’de demokrasi açısından anlamı, AB kriterlerinde ifadesini bulan, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin iki temel ilkesinden birinin, yani seçilmiş hükümetler tarafından yönetim ilkesinin yerleşmekte olduğuna işaret etmesiydi.

Ne var ki, seçilmiş hükümet hızla, işaretleri 2011 seçimlerinin hemen öncesinde görülmeye başlayan bir keyfîlik ve otoriterleşme eğilimine girdi. “Atatürk ilke ve inkılapları”nın savunulması gerekçesine dayandırılan yukarıdan aşağıya keyfî ve otoriter yönetimin yerini, “milli irade”ye dayandırılan şekli aldı. Başbakan Erdoğan, 2023’te ‘Türkiye’yi dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri yapacağım’ iddiasıyla, ‘yasama ve yürütmenin ayağıma dolanmadığı türden Türk usulü başkanlık sistemi istiyorum’ dedi. Putin’e özenmeye başladı. (“Erdoğan, Putin mi olmak istiyor?” başlıklı yazım Zaman’da bundan üç yıl önce 8 Şubat 2011’de yayımlandı.)

TRT, hükümetin borazanı haline geldi. Özel medyanın bir kısmı, hükümetin vereceği ihalelere bağımlı patronlar aracılığıyla Başbakan’ın emrine girdi. Eleştirel yazarlar işlerinden kovulur oldu. Başbakan, kendisine bağlı medyada neyin yazılıp yazılmayacağından hangi kamu ihalesini kimin alacağına varıncaya kadar bütün kararları tekeline aldı. Sayıştay denetimleri kısıtlandı. Başbakan’ın kızdığı işadamlarının üzerine maliye müfettişleri gönderilmeye başlandı. Başbakan giderek kendini çoban, halkı sürü gören, kendini devletle özdeşleştiren bir tavır içine girdi. Her gün kaç çocuk yapacakları dâhil yurttaşların yaşam tarzlarına müdahale eder, muhalifleri azarlar, tehdit eder oldu.

2013 yazında İstanbul, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp yurt sathına yayılan kitle gösterileri, keyfîleşen ve otoriterleşen AKP yönetimine karşı yükselen muhalefetin ilk işaretlerini verdi. Dershaneleri kapatma girişimi, AKP iktidarının sivil toplumu da baskı altına alma arayışının işaretiydi. 17 Aralık 2013’te başlayan en az 5 bakanı, hükümete yakın işadamları ve bürokratları, Başbakan’ın aile yakınları hakkında iddiaları içeren büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması ise, AKP iktidarının sadece otoriterleşmekle kalmayıp, Cumhuriyet tarihinin en ağır yolsuzluk suçlamasına uğrayan hükümeti olduğunu ortaya koyuyordu.

17 Aralık’tan bu yana AKP hükümetinin, “paralel devlet” yalanını bahane olarak kullanarak, yolsuzluk soruşturmasını örtbas etmek amacıyla aldığı idarî ve yasal önlemlere tanık oluyoruz: Bu önlemler yüzlerce savcı, yargıç ve polis memurunun görev yerlerinin değiştirilmesinden Adlî Kolluk Yönetmeliği’ne, HSYK Kanunu’ndan yapılan değişikliklerden internet yasasında yapılan değişikliklere kadar uzandı. Bu adımlar sadece Türkiye’nin özgürlükler ve haklar alanında son on yıldaki kazanımlarını ortadan kaldırmayı değil, bizzat seçilmiş hükümetlerce yönetim anlamında demokrasiyi de tehdit eder hale geldi.

İşin özü şu: Türkiye, askerî-bürokratik vesayet düzenini geride bıraktığına, seçilmiş hükümetlerce yönetim anlamında demokrasiyi yerleştirdiğine inanmaya başlamışken, seçilmiş hükümetin özgürlükleri boğmaya yönelmesiyle karşı karşıya. Şimdi keyfîleşen ve otoriterleşen bir başbakana ve çevresindeki siyasi kariyerini ona bağlamış bir kliğe karşı özgürlük ve hukuk devleti mücadelesi veriliyor. Türkiye, bu mücadeleyle özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmeden hiçbir temel sorunu, ne laiklik ne de Kürt sorununu çözebilir. AKP’nin sorumlu üyelerinin de bu gerçeği görme zamanıdır, çünkü gidişat ülkenin olmadığı gibi partinin de hiç hayrına değil.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.