Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Abdullah Gül ve Bülent Arınç’tan beklenen

  • 13.02.2014 00:00

 Milli Görüş Hareketi’nin Refah Partisi ile birlikte yükselişe geçtiği yıllarda Milliyet’te yazıyordum.

Yenilikçi kanada seslenen yorumlarda işlediğim başlıca temalardan biri şuydu: İnançlı Müslüman olmak, siyasette bir üstünlüktür. Bütün kural ve kurumlarıyla özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi benimseyecek olursanız, Türkiye’ye büyük hizmetlerde bulunabilirsiniz… Daha sonra bu yazılarımın, muhatapları arasında yankısız kalmadığını duyacaktım.

2001’de Milliyet’te işime son verildiğinden, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşu sırasında yazma olanağına sahip değildim. Ama Zaman’da 5 Kasım 2002’de çıkan ilk yazımda, sadece 3 Kasım seçimlerinin değil, bizzat AKP’nin Türkiye’de “demokrasinin zaferi” olduğunun altını çizdim. Genel seçimlerde AKP’ye hiç oy vermedim. “AK Parti” kısaltmasını ispata muhtaç bir temenniden ibaret gördüğüm için hiç kullanmadım. Özellikle medya, enerji, çevre, Kürt sorunu, laiklik ve çeşitli başka konularda eleştirilerimi esirgemeden, “Yetmez ama evet” dediğim 2010 referandumuna kadar AKP’nin icraatlarına genelde destek verdim. Doğru olan da buydu.

1990’ların sonlarında, sonradan AKP’nin tepe yönetimini oluşturan Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın her biri ile sadece bir defa baş başa sohbet vesilesi buldum. (Siyasi, iktisadi, idari ve sair güç sahiplerinden uzak durma gayretimde gazeteciliğin haber kaynaklarına fazla yakın olmama ilkesinden çok, benim eşit olmayan ilişkilerden haz etmeyen kişiliğimin rolü vardır.) Erdoğan gibi Gül’ün Çankaya’ya çıkmasına da, bunun bir yetenek israfı olacağı gerekçesiyle karşı çıktım, ama TBMM öyle uygun görünce saygıyla karşıladım. Gül’ün Çankaya’daki performansını genelde takdir ettim. RP’de yaygın demokrasiyi “Yunan yutturmacısı” olarak gören zihniyetin aşılmasında önemli rol oynadığı kanısına vardığım Arınç, zaman zaman yakışmayan beyanlarına rağmen, topluma kendini AKP’deki sağduyu ve vicdanın sesi olarak tanıtmayı başaran siyasetçi oldu.

Başbakan’ın son genel seçimden bu yana yöneldiği keyfî ve otoriter liderliğin her ikisini de rahatsız ettiği anlaşılıyor. Erdoğan’ın Gezi Parkı gösterilerine gösterdiği sert tepkiyi benimsemediklerini çeşitli yollardan ifade ettiler. Gül demokrasinin seçimden ibaret olmadığını birkaç kez açıkladı. Arınç’ın Erdoğan’ın hotzotları karşısında istifanın eşiğine geldiği duyuldu. Erdoğan’dan açıkça “özgül ağırlığı”na saygı göstermesini istedi. İkisinin 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturması karşısındaki tavırları da Erdoğan’dan farklı. Erdoğan’ın soruşturmayı örtbas etmek için kullandığı “paralel devlet, çete, örgüt, gözü dönmüş Haşhaşiler” laflarını tasvip etmedikleri besbelli. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye yönelik “yalancı peygamber, sahte veli, âlim müsveddesi” şeklindeki nefret söylemini de...

İkisi de Başbakan’ın kendisi gibi düşünmeyen hemen herkesi vatan haini ilan eden; toplumu çok tehlikeli bir şekilde kutuplaştıran; yolsuzlukları örtbas etmek için hukuk devletini tahrip eden; kısaca akıl, izan ve mantıkla bağdaşmaz bir çizgi izlediğini görmüyor olamazlar. Başbakan’ın götürdüğü yerin, ülkeye büyük zarar vereceği ayan beyan ortada. Toplumun çoğunluğu, bu iki önde gelen siyaset adamının ülke çıkarlarına sadakatlerinin, Başbakan’a duyduklarından çok daha güçlü olduğuna inanıyor; onlardan ülkeye de partiye de büyük zarar verecek olan bu gidişe dur demelerini bekliyor. Cumhurbaşkanı Gül önüne gelecek, özgürlükleri ve hukuk devletini tepeleyen yasaları veto etmeli. Aksi takdirde saygınlığı zarar görecek.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.