Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Demokrasi sürekli mücadele ister

  • 18.02.2014 00:00

 Belki en iyi ifadesini AB’nin Kopenhag siyasi kriterlerinde bulan, demokrasiyi (seçimle gelen hükümetlerle yönetimi), insan haklarını (temel hak ve özgürlükleri), hukuk devletini (insan haklarına dayalı hukukun üstünlüğünü), azınlıkların korunmasını ve saygı görmesini (sadece bireysel hakları değil grup haklarını da kapsayan) liberal, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi, bugüne kadar insanoğlunun bulabildiği en iyi yönetim biçimi.

Kusursuz ve sorunsuz mu? Kesinlikle hayır. Şimdilerde birçok demokraside karşılaşıldığı gibi, sorunlar, krizler, rejimin ruhuna aykırı gelişmeler yaşanabiliyor.

Britanya’nın saygın haftalık dergisi The Economist, geçen ay dünyada özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin sağlığını konu alan bir tartışmaya yer verdi. Türkiye’nin de konu edildiği bu tartışmanın temel sorusu şöyle özetlenebilir: Acaba bugün en eskilerinden en yenilerine kadar demokrasilerde yaşanan gerilemeler, (müteveffa Samuel Huntington’un terminolojisiyle) Soğuk Savaş sonrasında gelişen demokrasinin üçüncü yayılma dalgasına karşı bir ters dalga, daralma dalgası yaşandığına mı işaret ediyor? ABD’de temel hak ve özgürlükleri ihlal eden uygulamalar, Batı Avrupa’da yükselen ırkçı akımlar, Doğu Avrupa’da otoriterleşen seçimli demokrasiler bunu mu gösteriyor?

Tartışmanın baş oyuncuları, önde gelen Amerikalı siyaset bilimcilerin verdiği cevaplar çok dikkate değer (Bkz. The Economist, 29 Ocak 2014.) Bir tarafı temsil eden Larry Diamond’un ana görüşleri şöyle: Evet, bugünlerde ABD ve AB dâhil, dünyada özgürlükler ve demokrasi sıkıntıda. Azgelişmiş ülkelerin otoriter rejimlere ihtiyacı olduğunu; bu ülkelerde halkın hukuk devleti değil Çinliler kadar hızla zenginleşme istediklerini ileri sürenler var. Evet, “Ukrayna ve Türkiye’de iktidardaki partilerin ve yöneticilerin otoriter eğilimleri nedeniyle demokrasi nefes alma mücadelesi veriyor.”

Ama bir ters dalgayla karşı karşıya olduğumuz doğru değil. Bugün de demokrasilerin sayısı tarihte hiç görülmediği kadar yüksek ve artmakta. Otoriterleşen yönetimler için hayat kolay değil. Bütün demokrasilerde sivil toplum hükümetlerin hesap vermeleri, siyasetin finansmanının daha şeffaf hale gelmesi, seçimlerin daha adil olması için mücadele veriyor. Demokratik katılımı teşvik eden internet siteleri yayılıyor. Bugün ortak talep, daha az değil daha çok demokrasi.

Tartışmanın öteki tarafını temsil eden Christian Caryl’in ana görüşleriyse şöyle: Dünyanın kaçınılmaz olarak demokrasinin bütün ülkelerde yerleşmesine doğru ilerlediği doğru değil. Demokrasiye giden düz bir yol yok ve oraya vardığımızda yol sona ermiyor. Ruslar, demokrasiden vazgeçti, çünkü destek verdikleri demokrasi beklentilerini karşılamadı; aksine yolsuzlukların, suçların artmasına, hiper enflasyona ve adaletsizliklere yol açtı. Bugün dünyada demokrasiden otoriterliğe yönelen ülkelerin sayısı artmakta. “Mısır, Tayland, Türkiye ve Ukrayna, üzerinde durulanlardan sadece bazıları.”

Belirli sınıfların genişlemesinin ya da kişi başına belirli gelir düzeyine ulaşılmasının otomatik olarak demokratik kurumların benimsenmesine yol açacağı söylenemez. “Demokrasi arzu edilen rejimdir ama zaferi güven altında değildir. Demokrasi her zaman bir özlemdir ama asla tamamlanmış bir proje değildir. Yaşaması ve başarısı için sürekli mücadele gerekir. Aksi, onu yıkmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürer.”

Ben ne mi düşünüyorum? Caryl’in, aynen çevirdiğim, son sözlerine tamamen katılıyorum. Demokrasinin yaşaması ve başarısı için sürekli mücadele gerekir. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.