Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Türkiye, İran’a benzedi mi?

  • 20.02.2014 00:00

 İran, geçen hafta, 11 Şubat günü İslam devriminin 35. yıldönümünü kutladı. El Cezire’nin İngilizce yorum sayfası bu vesileyle benden, İran devriminin Türkiye’ye etkisi üzerine bir yazı istedi.

Konu ilginç, zira iktidardaki ilk yıllarında AKP’nin Türkiye’yi İran’a benzeteceği iddiası Kemalist laiklik yanlıları arasında hayli yaygındı. İddia haklı çıktı mı? El Cezire’de özetle şunları yazdım:

İran’da İslam Devrimi ve Türkiye’de AKP’nin iktidara gelişiyle iki ülkenin devletlerarası ilişkilerine tarih boyunca damgasını vuran “hem işbirliği, hem rekabet; hem uzlaşma, hem çatışma” niteliği değişmedi, hatta belki daha belirgin hal aldı. İslam Devrimi’nin İran’ı Türkiye halkı açısından model ülke, cazibe merkezi haline getirdiği ise kesinlikle söylenemez. Aksine, dizginlerin Şii din adamlarının elinde olduğu yarı teokratik yarı demokratik rejim İran’ı Türkiye toplumuna daha da yabancılaştırmıştır.

İslam Devrimi’nin Türkiye’deki İslamcı akım üzerindeki etkisine gelince, şu hususlar dikkate alınmalıdır: İran’dan farklı olarak Sünni çoğunluklu Türkiye’de din adamları, gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde her zaman siyasi otoriteye tabi olmuş, hiçbir zaman bağımsız bir siyasi güç oluşturmamıştır. İran’da Humeyni’nin geliştirdiği “velayet-i fakih” öğretisiyle birlikte din adamlarının siyasi rol üstlenmeleri Türkiye toplumunun siyasi değerlerine ters düşmüştür.

İran’dan farklı olarak Türkiye, 1950’lerden itibaren askerî vesayet altında ve kısıtlı da olsa demokratik bir rejime sahip olmuştur. İslamcı akım, 19. yüzyıldan itibaren liberal ilkelerle İslami değerlerin sentezini yapan, güçlü bir anayasacı damara sahip olmuş; 1970’lerden itibaren, çeşitli yasak ve baskılara rağmen örgütlenme ve demokratik siyasete katılma imkânı bulmuştur. Bu nedenlerle radikal, devrimci unsurlar hayli sınırlı kalmıştır.

Necmettin Erbakan önderliğindeki, kendine “Milli Görüş Hareketi” adını veren İslamcı akım, esas olarak dini milliyetçi bir kimlik sergilemiştir. Batı ittifakı üyeliğine karşı çıkmış, Türkiye’yi İslam ülkelerinin lideri yapma iddiasında bulunmuş, fakat Şeriat’a dayalı bir düzeni savunmamıştır. Şeriat uygulamasına gönderme yapan önermeler, 1990’ların ortalarında bir süre gündeme getirilen çok-hukukluluk, hukuk seçme özgürlüğü fikriyle sınırlı kalmıştır. Eğer Türkiye’deki İslamcı akımın bir dış esin kaynağı varsa, o da İran değil Mısır’da Müslüman Kardeşler’dir. O da Seyid Kutb’un devrimci İslamcılığı değil, Müslüman Kardeşler’in kentli yoksullara hizmet götürmeye dayalı siyasi çalışma yöntemidir.

Türkiye’nin İslamcı akımı, dikkat çekici bir pragmatizm ve kendini seçmen tercihlerine göre dönüştürme yeteneği göstermiştir. 1990’ların ortalarından itibaren Batı ittifakından çıkılmasını öngören siyasi platformda köklü değişikliklere gitmiştir. Bu çizgi, 2001’de kendini “muhafazakâr demokrat” olarak niteleyen AKP’nin kuruluşuyla, Türkiye’nin AB normlarında bir piyasa demokrasisi olmasını siyasi programının merkezine oturtmuş; bu sayede üç genel seçim kazanmıştır.

AKP iktidarının 2011 genel seçimlerinden bu yana giderek keyfî ve otoriter bir nitelik kazanması, Milli Görüş Hareketi’nin İslamcı politikalarına dönüşü değil, Başbakan Erdoğan’ın çoğunlukçu demokrasi anlayışına dayalı tek adamlık iddiasını ve bunu temellendirmek için kullandığı İslami popülist söylemi ifade eder.

Netice itibarıyla, İslam Devrimi’nin İran ile Türkiye’nin gerek devletlerarası gerekse toplumlararası ilişkileri üzerinde ciddi bir etkisi olmamıştır. Türkiye’nin İran’a benzemesi söz konusu değildir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.