Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Cemaat’i niye eleştirmiyorsun?

  • 4.03.2014 00:00

 Bazı okurlarım soruyor: “Cemaat’i niye eleştirmiyorsun?!..” Bazıları da şaşırtıyor: “Niye hükümetle Cemaat arasındaki çekişmede tarafsız değilsin?!.”

Bu soruların cevabını, yaklaşık son 20 yılda çıkan yazılarımda bulmak mümkün. Ama, anlaşılan, Erdoğan ve kliğinin Fethullah Gülen’e ve esin kaynağı olduğu Hizmet Hareketi’ne temelsiz suçlamalar, hakaretler, tehditler yağdırdığı şu günlerde bu sorulara toplu bir cevap vermekte yarar var. Aslına bakarsanız cevabım ezcümle başka bir soru: Cemaat’i niye eleştireyim?

Ben Gülen’e “Hocaefendi” diyorum, çünkü kendisi saygı duyduğum bir din adamı. Evet, ben hiç dindar bir kimse değilim. Ama (Marxistler ve Kemalistler gibi) dinin kamusal alandan dışlanmasını isteyen; dini inançları çağdaş, liberal anlamda modernleşmeye engel gören biri hiç mi hiç değilim. Dini inançlar, insanların ekmek, su kadar vazgeçilmez bir ihtiyacı. Dinlerin hem liberal anlamda modernleşmeyi reddeden, bağnaz, köktenci, fundamentalist; hem de destekleyen, sahiplenen yorumları var. Bana göre Gülen, liberal modernite ile İslam inancını bağdaştıran yorumuyla dünya çapında değeri olan bir din bilgini.

“Cemaat”ten Hizmet Hareketi olarak söz ediyorum, çünkü inanç-temelli bir sivil toplum hareketi olarak nitelenmesinin daha gerçeğe uygun olduğu kanısındayım. Ben laikçiler (yani otoriter Kemalist ya da Marxistler) gibi din temelli sivil toplum olamayacağı iddiasını benimseyenlerden değilim. Benim dine bakışım, ifade özgürlüğünü esas alan liberal ilkelere dayanır. Devletten bağımsız, özgürlükleri savunan, dini inanç temelli sivil toplum hareketi elbette olabilir ve dünyada bunun birçok örneği vardır. Türkiye’deki en güçlü örneği de kuşkusuz Hizmet Hareketi’dir. Ben Hizmet Hareketi’ni Türkiye’nin kalkınmasına, yardımlaşmasına, demokratikleşmesine, dünyayla bütünleşmesine eşsiz destek veren, en ağırlıklı sivil toplum güçlerinden biri olarak görüyorum. Cemaat’i niye eleştireyim?

Suç işleyen hemen herkesin, son olarak Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına yakalananların sığındığı, aklanmak için kullandığı “Fethullahçı devlet, yapılanma, çete” iddialarına zerre kadar itibar etmiyorum. Bu iddiaları akıl, mantık, izan, bilimsel düşünceyle taban tabana zıt, dört başı mamur bir komplo teorisi olarak görüyorum. Gülen bir insan, dolayısıyla elbette ki hata yapmaz, yapamaz değildir. Eğitim, medya, ticaret, sanayi, sosyal dayanışma alanlarında, dünyaya yayılan kurumlardan oluşan Hizmet Hareketi, belki yüz binleri kapsamakta. Elbette ki bu hareketin içinden yanlış yapanlar, kanunları çiğneyenler çıkabilir. Ama Gülen ve Hizmet Hareketi’nin “her türlü kötülüğün kaynağındaki çete” olarak gösterilmesi kabul edilemez.

Diğerlerine girmeyelim. Darbe yapma ve gerçek anlamda “paralel devlet” kurma girişimi iddialarına dayanan Balyoz, Ergenekon ve KCK davalarının “suçsuz insanları hapse tıkmak için üretilmiş kumpaslar” olduğuna zerre kadar ikna olmadım. Ama bu davalarda haksız, gereksiz tutuklamalar yapıldığını, tutukluluğun cezaya dönüştürüldüğünü, savunma haklarının çiğnendiğini, bu yanlışların düzeltilmesi gerektiğini her zaman yazdım, söyledim. Bu davalarda mahkûm olanların genel bir afla serbest bırakılmalarının toplumsal bir ihtiyaç olduğunu da savundum. Yurttaşların adil yargılanma dahil bütün temel hak ve özgürlüklerini, Kürtlerin (referandumla ayrılma dahil) demokratik grup haklarını her zaman savundum. TMK’nın ifade özgürlüğüyle bağdaşmayan hükümlerine hep karşı çıktım. Ama gerek askeri vesayetçilerin, gerekse PKK’nın silahlı dayatmalarına da aynı ölçüde karşıyım. Mesleğim, uzmanlığım gereği yukarıda anılan davaların hukuki değil siyasi yönleri üzerinde odaklandığım ise muhakkak.

Türkiye’de emniyet ve yargı mensupları arasında çeşitli partilere, siyasi ve etnik gruplara, mezheplere, tarikat ve cemaatlere, bu arada Anadolu’nun fakir ailelerinden gelen gençlerin okuyup meslek sahibi olmalarına büyük destek sağlayan Hizmet Hareketi’ne fikren yakınlık duyanların olmaması düşünülemez. Burası eğer Kemalist ya da İslamcı bir diktatörlük değil de, iyi-kötü bir demokrasi ise bu kimselerin hepsinin devlet bürokrasisi içinde görev almaları; bilgileri, inançları, vicdanları doğrultusunda davranmaları haklarıdır. Bunlar arasında kanunları çiğneyen, emirleri üstlerinden değil de dışarıdan alan, hukuk devletinin gereklerine riayet etmeyenler varsa, elbette yakalanıp yargı önüne çıkarılmaları, cezalandırılmaları gerekir. Yüzbinleri kapsayan Hizmet Hareketi’nin içinde de (Kemalist uygulamalar gereği dindar yurttaşları fişleyen, izleyen) ajanlar, muhbirler, itirafçılar yanında, kanunları çiğneyen kimseler de olabilir.

Gerek Gülen, gerekse Hizmet Hare-keti’nin sözcüsü olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, bunların yakalanıp yargılanması çağrısını defaatle yapmıştır. Eğer burası bir hukuk devletiyse (burada Sovyet hukuku geçerli değilse), “suçsuz insanlara tuzak kurup hapse attıran bir çete” olmadığını kanıtlamak herhalde hareketin sorumluluğu değildir. Herhalde benim onları “Kumpas kurmadığınızı niçin topluma kanıtlamıyorsunuz…” diye eleştirmem de söz konusu olamaz.

Deniyor ki, “Cemaat, dini bir cemaatten siyasal bir örgütlenmeye dönüştü… Parti kursun…” Doğrusu, demokratik düzene bu kadar aykırı bir iddia olamaz. Demokrasilerde siyaset asla sadece siyasilerin ve siyasi partilerin işi değildir. Siyaset işçi ve işveren örgütlerinin, derneklerin, vakıfların, tüm sivil toplum kuruluşlarının, elbette medyanın ve tek tek yurttaşların da işidir.

Denebilir ki, “Cemaat’in şu veya bu belirli görüşünü niye eleştirmiyorsun?” Söz konusu olan çok geniş bir sivil toplum hareketi. İçinde çok farklı görüşlere, tercihlere sahip kimseler var. Cemaat’e yakın medyada da çok farklı fikirler ileri sürülüyor. Ben yorumlarımda özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi savunuyor, esas olarak siyasilerin bu idealle çelişen beyan ve davranışlarını eleştiri konusu yapıyorum. Cemaat’in görüşü dendiğinde de, herhalde ancak bizzat Gülen’in ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın yaptığı açıklamalar esas alınabilir. Bu açıklamalarda benim savunduğum özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye ters düşen, mutlaka ele alınıp eleştirilmesi gereken bir hususa rastlamadıysam, niye eleştireyim?

Deniyor ki, “şeffaf” değil… Okullar, üniversiteler, medya kuruluşları, vakıflar, dernekler, şirketlerin kurulmasına önayak olan bir toplumsal hareket, Türkiye’nin bugünkü koşullarında daha ne kadar şeffaf, görünür olabilir, bilmiyorum. Diyelim ki, hareket mensuplarının üyelik kartı taşımalarını, kurumlarının üzerine “Bu bir Hizmet Hareketi kuruluşudur” tabelası asmalarını istiyorsunuz. O zaman önce, (benim ve bütün özgürlük yanlılarının yaptığı gibi), gerçek anlamda, yani devletin bütün inançlara eşit mesafede durduğu laikliği savunun. O zaman din ve vicdan özgürlüğünün tam anlamıyla yerleştiği ve saygı gördüğü, inançsızlar dahil inanç gruplarının tüzel kişilik sahibi olabildikleri, hiçbir şekilde ayrımcılığa uğramadıkları, tehdit ve baskı altında tutulmadıkları bir rejimin yerleşmesi için mücadele edin. Gerçek bir laik düzenden ne kadar uzak olduğumuz, yıllardır Milli Güvenlik Kurulu emirleriyle, kesintisiz olarak yapılan fişlemelerle; “Cemaat yurtlarına gizlice silah, uyuşturucu madde yerleştirilerek, mensuplarının terör örgütü suçlamasıyla yargılanmalarını” öngören “Cemaat’i bitirme planları” ile ortada değil mi?

Ezcümle: Kökten laikçiler ve İslamcılar tarafından Cemaat’e yönlendirilen haksız, temelsiz suçlamalar; yağdırılan ağır hakaret ve tehditler, hakkaniyet duygumu derinden zedeliyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına konu olarak meşruiyeti sorgulanır hale gelen bir hükümet ile “Cemaat” arasındaki çekişmede tarafsız kalmam nasıl beklenebilir? Türkiye’nin önce asker ve patron, sonra hükümet ve patron baskısı altında kalan, sansür ve otosansürle boğuşulan, boğucu medya ortamında, “Cemaat”in desteklediği medya bana ve benim gibi özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi savunan yazarlara (kılına dokunmadan) söz hakkı tanıyor. “Cemaat”i niye eleştireyim?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.