Şahin ALPAY
Şahin ALPAY

Gazete: Zaman GAZETESİ

Çare demokraside

  • 18.03.2014 00:00

 Ses kayıtları mahkeme kararıyla mı yapıldı, yoksa mahkeme kararı olmadan mı? “Fethullahçı paralel yapı” mı kaydetti, yoksa (Bülent Arınç’ın sözünü ettiği) bir “üst akıl” mı, yoksa (Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği) “devletin vicdanı” mı? Bu sorular beni zerre kadar ilgilendirmiyor.

Bu konuşmaların hiçbiri özel hayatla ilgili, mahrem değil; hepsinin bilinmesinde kamunun, halkın yararı var.

Erdoğan’ın önce dublaj–piyes, sonra montaj deyip inkar ettiği, sonra “Kriptolu telefonumu da dinlemişler…” deyip dolaylı olarak, daha sonra bir kısmını (Demirel usulü) “Yaptıysam yaptım…” diyerek doğrudan kabullendiği ses kayıtları, besbelli ki gerçek... Cumhurbaşkanı Gül de kayıtların bir kısmının mahkeme kararına dayandığını açıkladı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ise gerçekliğini tam doğruladı: “Ses kayıtlarını sızdıranları tespit ettik…” (Gül’ün bunları dinlememeyi tercih etmesi, herhalde vicdanı rahatsız olmasın diye...)

Mahkeme kararıyla yapılan ses kayıtlarının delil niteliği, yani hukukî sonuçları, ama kayıtların hepsinin de siyasî sonuçları var. Bunların ifade ettiği gerçek şu: Türkiye kimi bakanlar, bürokratlar ve işadamlarından oluşan bir çıkar çetesi ile birlikte tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına yakalanan bir başbakanla karşı karşıya.

Bakanlarının ve oğlunun milyonlarca dolar rüşvet almasına göz yuman… Rüşvet pazarlığı yapan… Soruşturmaya yakalanınca, yargı ve emniyet teşkilatını hallaç pamuğu gibi atan, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, hukuk devletini ayaklar altına alan… Kendi gibi düşünmeyen herkesi “hain, düşman” ilan eden… Kamu ihaleleriyle beslediği işadamlarına yandaş medya kurduran, bunlar aracılığıyla gazetecilerin işlerine son verdiren… Hesap vermekten kaçmak için Sayıştay denetimlerini engelleyen… Yandaşları lehine neticelenmesi için kamu ihalelerine, sevmediği işadamlarının mahkûm olması için yargıya müdahale eden… Futbol kulüplerinin yönetimine karışan, taraftarları muhalif diye futbol kulüplerine tehditler yağdıran… Banka batırmaya çalışan… Mahkeme kararlarına “güçleri yetiyorsa” diyerek meydan okuyan… Yalanları art arda ortaya çıkan… İftiraya uğradım diyerek, etrafı iftiraya ve hakarete boğan bir başbakanla karşı karşıyayız. Çok partili düzene geçildiğinden bu yana böyle bir başbakan görülmedi.

Bu başbakan, AKP 30 Mart’ta birinci parti olarak çıkacak olursa aklanmış olacağını söylüyor. Ne var ki, oyların yüzde 90’ını alsa da hakkındaki dosyalar ortadan kalkmayacak. Gerçek şu ki, bu başbakanla hiçbirimiz güvende değiliz. Bu başbakanın yargılanmaktan kurtulmak için her şeyi göze almasından korkuluyor. Seçimlere hile karıştıracağı kaygısı yayıldı. Protestoları bastırmak için olağanüstü hal ilan edebileceğinden endişe duyuluyor. Uluslararası bir krizden yararlanarak demokrasiyi askıya alabileceği dahi akıllara geliyor.

Ne var ki, Türkiye, Erdoğan ve kliğinin sandığı kadar ilkel bir ülke değil. Demokrasi iyi kötü işliyor. Erdoğan ve kliği bütün medyaya egemen olamıyor. Muhalefet partileri, sivil toplum sesini yükseltiyor. Önümüzde bir değil, tam üç seçim var. Oy hakkımızı kullanarak bu seçimde Erdoğan ve kliğine ciddi bir ders verebiliriz. Bunun için taktik oy kullanmalı; bulunduğumuz yerde Erdoğan ve kliğinin karşısındaki en güçlü parti hangisiyse ona oy vermeliyiz.

Bu seçimlerde Erdoğan ve kliğine ciddi bir ders verilmesi halinde, aklı başında AKP’lilerin seslerini yükseltmeleri kuvvetle muhtemel. Bu takdirde, hukuk devletini yeniden rayına oturtacak bir hükümetin kurulmasının yolu açılabilir. Çare demokraside.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.